Yazı

!9 Mayıs 2013
!9 Mayıs 2013 

Özcan Nevres

Değerli okuyucularım bu tarih Atatürkçülüğün yeniden şahlanışının unutulmaması gereken tarihidir.

Kutlamalara halkın katılımını yok etmek için tüm etkinliklerin hükümet tarafından yasaklanmasına rağmen CHP li ve MHP li belediyeler tarafından düzenlenen yürüyüşlere halkın katılımı oldukça yüksek olmuştur. İstanbul’un büyük ilçelerinden Kadıköy ile Beşiktaş belediyelerinin düzenledikleri on dokuz mayıs Gençlik ve Spor Bayramına katılım çok yüksek olmuştur. Ben izleyemedim ama eşim Bodrum’daki etkinlikleri izlemiş Muhteşem bir şölendi diyor. Bilindiği gibi Bodrum belediyesi MHP yönetimindedir. Televizyonlarda izlediğime göre en görkemli kutlamalar CHP li ve MHP li belediyeler tarafından düzenlenmiş. Yiğidi öldür ama hakkını ver derler. Bursa’daki AKP li belediyenin düzenlediği şölen de muhteşemdi.
Baypas ameliyatı olduğum için yürüyüşlere katılmam sakıncalı olduğu için içim içime sığmasa da on dokuz mayıs gösterilerini evimde televizyondan izlemek zorunda kalıyorum. On dokuz mayıs gecesi Silivri Belediyesinin muhteşem havai fişek gösterisini evimin orta katındaki balkonundan izledik. Muhteşem bir gösteriydi. Sanki gökten zafer ve mutluluk yıldızları yağıyordu. On dokuz mayıs gençlik ve Spor bayramına büyük önem veren, en güzel etkinlikleri düzenleyen tüm belediyeleri yürekten kutlarım.
                                               ***
Değerli okurlarım, baharın son günlerinden yaz aylarına geçerken sağlığımızı etkileyen birçok olumsuzluklarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Konuştuğum kişilerin neredeyse tümü aşırı yorgunluktan şikâyet ediyorlar. İlk akla gelen bahar yorgunluğu olmasına rağmen, başka nedenleri olabileceğini gözden uzak tutmamak gerekir. Kanımca bu yorgunluğun en büyük nedeni yediklerimizdir. Bu günlerde yağlı yiyecekler yerine az yağlılara. Sebze ve meyvelere ağırlık vermek gerekir. Sebze ve meyveleri de mevsiminde tüketmek gerekir. Bu yıl çilek yiyemiyoruz. Rusya’dan geri gönderilmiş olan çilekler gözümüzü korkuttu. Sebzelerde de ürkütücü olumsuzluklar var. Örneğin sebzelerde ve marullarda aşırı derecede yaprak kırılmaları var. Bunun nedeni ise sebzelere ve marullara çok fazla şeker veya üre (suni gübre) verilmesidir. Şeker ve üre sebzelerin çabuk büyümesini sağlar ama sağlığa da oldukça zararlıdır.
Tereyağından kıl çeker gibi diye bir söz vardır. Gerçek tereyağına bir şekilde karışmış olan kılı çekip aldığınızda kıl tertemiz çıkar. Üzerinde tereyağı bulaşığı olmaz. Tereyağına bıçak vurduğunuzda bıçağa da tereyağının bulaşmaması gerekir. Oysa tereyağına vurduğunuz bıçağa yağ sülük gibi yapışıyor. Kazındığında bile zor çıkıyor. Bu da tereyağının karışık, yani hileli olduğunu göstermektedir. Bakkaldan ekmek alıyorsunuz. Ne ekmek kokusu oluyor ve ne de ekmek tadı. Üstelik gramajı eksik gelmesin diye de az pişmiş oluyor. Peki, bu durumda tüketici olarak neleri yiyip tüketeceğiz? Temel gıda sütte bile nasıl bir oyun oynanıyorsa, günlük diye satılanlar bile uzun ömürlü oluyor. Oysa katkısız uzun ömürlü süt olmaz. Geçmişte SEK in ürettiği günlük sütler vardı. Yarım litrelik şişelerde kullanıma sunulurdu. Satıcılara sabah sütü getirildiğinde akşamdan kalmış olan sütler geri alınırdı. SEK in üretip pazarladığı sütler kesinlikle günlüktü. O sütlerle yoğurt da yapılırdı peynir de. Oysa bu günkü sağlıklı ve günlük dedikleri sütlerle ne yoğurt yapılabiliyor ne de peynir. İlgili bakanlıklar genelge üstüne genelge yayınlıyor. Yeni, yeni standartlar getiriyorlar. Bu standartlar uymak zorunda kalanlar ürünlerine zam üstüne zam yapmaktadırlar.
Eskiler çok iyi anımsayacaklardır. Bu günlerdeki gibi henüz çok modernleşmediğimiz yıllarda evimize sucuk alırdık. Sucuğu pişirip yiyecek bir ortam bulamadığımızda pişirmeden yerdik. Zira o sucuklar baharatla yoğrulup kurutulduktan sonra tüketime sunulurdu. O yıllar her evde buzdolabının olmadığı yıllardı. Yiyeceklerimiz telli dolaplarda saklanılırdı. Ne sucuklarımız bozulurdu ne de peynirlerimiz. Sucuğu ve peyniri bir gün buzdolabının dışında bırakın bakalım ne oluyor? Bu durum kilosu elli liraya fırlamış olan sucuklar için de geçerlidir. Fiyat ne kadar artarsa artsın. Ne peynirde ve ne de sucukta eski sağlıklı ortamı bulamayız. Olan yine tüketicilere oluyor. Hem paramız gidiyor, hem de sağlığımız.
Özcan Nevres      ozcan.nevres@gmail.com

22 Mayıs 2013  18:02:56 - Okuma: (451)  Yazdır




İstatistik