Yazı

Cemaatin Zevksizliği
Cemaatin Zevksizliği 

İbrahim Becer

Aslında çok da dindar bir insan sayılmam; müdavimi olduğum Cumaları ve küçük yaştan itibaren tuttuğum oruçları bir kenarı koyarsanız ortaya çıkan sonucun pek de göz alıcı olmadığını görürsünüz.

Fakat bizim gibi part-tıme Müslümanların sığındığı en sakin liman her zaman Allah’ın rahman sıfatı olmasından sebeptir ki Allah’ın af ve mağfiretinden hiç endişe etmemişizdir. En azından hatamızın farkında bir inanan olarak öyle ‘kalbim temiz, dişlerim ondan da temiz’ gibi züğürt tesellilerine pabuç bırakacak kadar cahil tayfasından değiliz. Çünkü biliriz ki ahret yurdunda bir kalp-damar cerrahisi bölümü olmadığı gibi tek geçer akçe de hüsnü niyet değildir.
         Fakat yine de Allah şahit ya, güzel ilçemin her camisinde, mescidinde alnımızın secdeye gelmişliği vardır. Farkındaysanız konuya gireceğim de giremiyorum zülfü yare dokunacak diye; Çünkü yerelde yazdığım zaman ve bu yazdıklarım bizim pedere yakın kişilerin aleyhinde olduğunda bir şekilde kendisinden benim kulağımın çekilmesini istiyorlar. Bizim kesimdeki bu eleştiri hakkının ezelden beri ihanetle eşdeğer görülmesini oldum olası anlamamışımdır zaten. Bazen peder vasıtasıyla kahvede falan oturuyoruz da ‘uç’ dahi sayılamayacak fikirler öne sürdüğüm zaman uzaylı muamelesi görüyorum. Gerçi bunda benim de talihsizliklerim yok değil; bir sohbet esnasında –ki gerçekten tanımıyordum muhatabım İzmir müftülüğünden biriymiş – Diyanetin kaldırılması gerektiğini savunmuştum ve masada buz gibi bir hava estirmiştim. Bir seferinde de Kerbela Olayının sadece Aleviler’in değil, alnı her secdeye giden Müslüman’ın sorunu olduğundan bahis açtığımda yine pek rağbet görmemiştim.
         Velhasıl bizim kesim eleştiriyi eskiden beri pek sevmez ama bu da benim kendilerini eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor. Mesela ben çocukken camilerde bu kadar çok oturarak namaz kılan adam olduğunu hatırlamıyorum. Orta yaşları henüz geride bırakmış akranlarım yanlışım varsa düzeltsin ama gördüğüm kadarıyla camilerde artık tabureler demirbaş eşya sınıfında sayılmakta.
         Ya da özellikle bayram namazlarında sıkça gördüğüm bir manzara var. Her halinden kalantor oldukları belli bazı tipler seccadesini yanında getirerek zaten caminin varolan halısının üzerine seriyorlar. Akılları sıra herkesin ayak bastığı zemine alın sürmeyerek gerçek hayatta sürdürdükleri statülerini Allah’ın evinde de sürdürmek gayretindeler.
         Cemaatinin böyle olduğu caminin imamı da pek farklı değil artık. İsmi lazım değil, geçende Mehmet Akif’i anlatmak için minbere çıkan bir imamı dinledim Cuma vakti. Düşünsenize, Mehmet Akif gibi bir söz ustasını, daha da ötesi şuaranın gözbebeğini anlatacaksınız sizi can kulağıyla dinlemeye gelmiş bir cemaate ama olmuyor, olamıyor. Adam, zahmet edip de o minbere çıkmadan eline tutuşturulmuş olan metni bir kere bile okumamış. O canım dizelerin nasıl ırzına geçti, o Türk nazmının en nadide mısralarını hoyratça nasıl da sıradan bir nesre çevirdi anlatamam. Adam beş dakika içinde yıktı perdeyi eyledi viran ama farkında değil. Hadi şiirin özüne hakim değilsin, bu topraklarla bağın dağ başındaki bir odun kadar bile değil onu anladım da hayatında nokta, virgül gibi bir karakterde mi görmedin be adam! Cemaate baktım Hoca’yı dinlemiyor bile ama sonuna kadar hak verdim kendisine; çünkü biliyorum ki ‘tezekten terazinin boktan olur dirhemi’.
         Minberdeki adam ‘ben yoldan çıkarsam beni düzeltir misin ey cemaat’ diye soran bir Ömer (RA) değil artık biliyorum. Hele böyle bir soruya çekinmeden ‘Eğer sen yoldan çıkarsan seni kılıçlarımızla düzeltiriz’ diyen bir cemaati de ara ki bulasın.
         Cemaat ve onun imamları artık soğuk suyla bile abdest alamayacak kadar yumuşadılar bu ülkede. Gerçi kimin neyle abdest aldığı beni zerre miskal ilgilendirmez ama yandaki fotoğrafa dikkat edin. Bu mescit, Selçuklulardan kalma Karakol Yanı Cami olarak geçiyor. Bizim çocukluğumuzda bir harabe olan bu cami sonraki yıllarda restore edilerek şimdiki halini almıştı. Şimdiki Kuğulu Park’ın olduğu yerde Başdemir ailesinin babalarının bir evi onun arkasında da ahşaptan büyük bir ev vardı. O cadde de asfalt bir yolla Kuşadası – Selçuk yoluna bağlanırdı. Neticede sokağımızın camisi olan bu nadide eserin yaşımız yettiği kadar evveliyatını bildiğimizden bu rezaleti gerçekleştirenlere de öfkemiz o nispette büyüktür. Caminin bahçesindeki mezar taşlarını saran otları temizlemekten imtina eden cami cemaati elini, sıcak sudan soğuk suya sokmamak için şunca yılın eserini çirkinleştirmek için elinden geleni yapıyor.  
         Hadi bu caminin cemaati zevksiz diyelim; bu ülkede zevksizliğe ‘dur’ diyebilecek bir kurum ya da kuruluş yok mudur? İbn Haldun’un çok doğru bir sözü vardır, ‘coğrafya kaderdir’ der. Belki bu coğrafyanın tüm karışıklıkları kaderimiz olabilir ama zevksizliğin kaderimiz olduğunu kabullenirsek tarih bizi çarpmasa bile gün gelir Allah çarpar. O hat üzerinde Karakol Yanı Cami, Kılıçarslan Cami, az ötede solda hamam, tam karşıda da tüm haşmetiyle İsa Bey Camisini yerleştiren bir ecdada yüzlerce yıl sonra saçma sapan bir güneş enerjisi paneliyle mi karşılık veriyor günümüz cemaati?
         Demek ki neymiş, bir insan zevksizse zevksizmiş. Ortaya konulan eserler göz önüne alındığında, ateist Sevan Nişanyan, bizim cemaatten milyonlarca kere daha zevk sahibiymiş.
         Daha da açıkça söylemek gerekirse, nasıl ki kaşık çorbanın içinde ne kadar gezerse gezsin çorbanın tadını alamazsa, bu rezaleti yapanlar, göz yumanlar, seyirci kalanlar da aynı zamanda bir estetik dini olan İslam’ın lezzetine varamayacaklardır.
         Yok, komik olan tarafı şu; bu ülkedeki mütedeyyin kesim bir de Ayasofya’nın ibadete açılmasını istiyor. Ayasofya, şu anda Türkiye’nin en fazla ziyaretçi sayısına sahip eseri bu arada. Neyse ki Başbakan bunları ‘siz önce Sultanahmet’i doldurun’ diye gönderdi de Ayasofya yağmadan kurtuldu. Yoksa tarihi bir mescidin bahçesine güneş enerjisi diken bir zihniyetin elinde devasa Ayasofya’yı düşünebiliyor musunuz? Önce Allah, sonra Başbakan korudu Ayasofya’yı o kadar.
         ‘Dili yok kalbimin bundan ne kadar bizârım’ diyor ya Şair…


15 Mayıs 2013  12:05:55 - Okuma: (569)  Yazdır




İstatistik