Yazı

Sorumsuzluklar Ülkesi
Sorumsuzluklar Ülkesi 

Özcan Nevres

Burası Türkiye. En büyük sorumsuzlukların yaşandığı ülkedir.

Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur diye bir atasözümüz vardır. Bu atasözü ülkemize cuk oturan bir sözdür. Konumuz olan yerlerin hangi ilde, hangi ilçede, daha doğrusu hangi yerde olduğu hiç önemli değil. Zira bu tip sorumsuzluklara her yerde çokça rastlanılmaktadır. Çukurlar açılır. Hiçbir önlem alınmadan öylece bırakılır. Yağmur yağdığında bu çukurlar su dolar ve küçük bir gölete dönüşür. Suyun derinliğini çukuru orada öylece bırakanlar bile bilmezler. Çocukların nerede oynayacağı ise hiç belli olmaz. Zira çocuk her şeyi öğrenmek ister. Öğrenmek isteği her şeyi oyuna dönüşür. Oyunlarda yaşamsal bir tehlike olabileceği aklının kenarından bile geçmez. İşte en son örneği. Dokuz yaşındaki bir çocuk su dolu bir çukurun kenarında gezinirken ayağı kayıp suya düşüyor. Yüzme bilmediği için çocuk yaşta yaşama veda ediyor. Bu çocuğun yürekler acısı durumu karşısında sorumluların vicdan azabı çekip çekmediğini sorgulamayı bile gerek görmüyorum. Zira diyecektir ki, o çukurun başında ne işi vardı. Kim ona git de o çukurun kenarında gezin veya oyna dedi diyecektir. Onların tuzu kurudur. Feci olay yaşandıktan sonra sorumlular hemen harekete geçerler. Görevliler gelir, suyu boşaltır ve çukura bir daha su dolmaması için çukur doldurulur. Peki, bu çukur böyle bir ölüme neden olmadan önce doldurulsaydı olmaz mıydı? Olması gerekirdi ama doldurmadılar. Nasıl olsa bu gibi olaylara neden olan sorumsuzlar için uygulanan bir yaptırım yok. İzmir Bornova’da yol kenarına kazılan bir çukur hiçbir işarete gerek duyulmadan öylece bırakılmıştı. Yağmakta olan yağmurun görüş mesafesini iyice daralttığı bir ortamda bir araba çukurun içine düşüyor. Yanlış anımsamıyorsam çukur iki kişinin hayatına mal oluyor. Geniş bir araştırma yapacak olsak bu gibi olayların yüzlercesiyle karşılaşırız. Neden karşılaşırız? Sorumsuzlar hakkında caydırıcı bir ceza uygulanmadığı için değil mi?
                                               ***
Sorumsuzluk ve savurganlık iliklerimize kadar işlemiş. Enerji konusunda o kadar savurganız ki akıl alacak gibi değil. Önce birkaç örnek vereyim. Muğla Gökova’da azmağın başındaki havuzun dibinde küçük bir su değirmeni var. Değirmenin taşını çeviren çarkın kanatlarını çok az ve üstelik debisi düşük bir su çevirmektedir. Yıllar önce Menemen ve çevre köylerinin buğdayları Değirmen deresindeki dört adet su değirmeninde öğütülürdü. Elektrikle çalışan değirmenlerin hızı ve kolaylığı bu sağlıklı un sağlayan değirmenlerin atıl kalmalarına neden olmuştur. Karagöl’den ve çevresindeki pınarlardan gelen bel kalınlığındaki su ile bu dört değirmen çalışırdı. O değirmenleri çeviren su ile Menemen sulama kanallarından akan suları kıyasladığımda bu suların yalnızca ovanın sulanmasında kullanılmasına isyan ediyorum. Sulama kanallarının kenarına kurulacak değirmenlerle bırakınız Menemen’i, tüm Ege’nin buğdayları öğütülebilir. Gelgelelim bazı formaliteler yüzünden sulama kanallarının debisinden yararlanılamamaktadır. Bir gün tarlasını mazotlu bir motor ile sulamakta olan birine neden buraya bir çark kurup suyunuzu bedava çekmiyorsun dediğimde Devlet Su İşleri izin vermiyor dedi. Gerekçesi ise suyun çevireceği çarklar suyun akış hızını kesermiş. Oysa hiçbir çark suyun akış hızını kesemez ama bunu kime anlatacaksınız? İşin kolayı varken zor olanla uğraşmanın gereği olur mu?
Çeşme’de İzmirli iş adamları rüzgârla çalışan santralleri kurmuşlardı. Santrallerin kuruluşu tamamlanıp elektrik üretimine hazır olduğunda TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) üretilecek olan elektriği satın alıp enterkonnekte sisteme dahil etmeyi kabul etmemişti. Bunun üzerine iş adamları her gün başımızın üzerinden yüz bin dolarlık enerji uçup gidiyor ama ne yazık ki aldıran yok demişlerdi.
Bir zamanlar ülkemizi Süleyman Demirel yönetirken hep büyük işlerden söz ederdi. Hep büyük barajlar, büyük fabrikalar kurulmasını isterdi. Bu tutkusu yüzünden küçük ama yararlı işlere hiç önem vermemişti. Bülent Ecevit ise küçük ama yararlı olacak işler yapmayı yeğlerdi. Örneğin Trakya’daki göletler gibi. Trakya’nın engebeli arazileri yüzünden sulamada çözüm ancak göletlerle olur.
Göletlerin sulu tarımda sağladığı yararlar göz önüne alınarak göletlerin tüm Anadolu’da yaygınlaştırılması gerekir.
Özcan Nevres   ozcan.nevres@gmail.com
www.ozcannevres.com

17 Mart 2013  14:53:49 - Okuma: (517)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik