Yazı

Başkan ve küçük Selçuğu...
Başkan ve küçük Selçuğu... 

İbrahim Becer

Selçuk gibi, gündemi güdükleştirilmiş, durağan, uyandığı derin uykusundan uyandırılmamak için kafasını gömdüğü yorganın altında bir ömür boyu uyumaya razı bir ilçede, yerel gündem hakkında yazı yazmak zor zanaat aslında.

Hoş, bu ilçenin evveliyatını bilen bizler gibi doğma büyüme Selçuklular için bu durum anlaşılır bir şey değil elbette. Çünkü bizler, rahmetli Eftal Bey’i de, Kamil Bey’i de ve onların dönemlerini de bilmemizden sebeptir ki kıyas yapma şansına daha bir malikiz.
Malumun ilamıdır ki insan, ancak kıyas yapma şansına sahip olduğunda iyi ve kötü arasındaki farkı anlayabiliyor.
         Belki o dönemlerde yol yapmak, kanalizasyon döşemek, çevre düzenlemesi işleriyle iştigal etmek belediyecilik için yeter şarttı. Ama Türkiye artık o eski Türkiye değil; Türkiye devlet olarak kabuğunu kırmaya azmetmiş bir ülke artık. Devlet’in kat ettiği bu mesafe doğal olarak içinde belediyelerin de olduğu geniş bir yönetim birimleri skalasına da rol-model olmuş durumda. Bugün bu ülkede, mülki idare amirlerinden istenen makam koltuklarını terk ederek halka inmeleridir. Futbol kulüpleri her yıl gözlerini Avrupa’da üst turlara çevirerek sezona girmekteler, eskiden memleketin mütevazı vilayetleri olarak takdim edilen Sivas, Denizli, kayseri, Konya, Tokat gibi şehirlerdeki oluşumlar Tüsiad gibi köklü kurumlarla rekabet edebilmekte. Anadolu Sermayesi artık İstanbul’un bayisi değil ciddi bir rakibi olmuş durumda.
         Uzunca bir süredir bu ülkede başarı haberleri daha bir duyulur oldu. Onlarca yıldır ‘borçlusu’ olarak gerdan kırdığımız, nazını çektiğimiz IMF’yle olan ilişkimiz önümüzdeki aylarda durum değiştirecek. Belki sosyal medyada Nihat Doğan’ın Venezüella’ya yapmış olduğu taziye ziyareti kadar ilgi çekmese de IMF’yle olan ilişkimizi ‘Borçlu’ konumundan ‘alacaklı’ durumuna çevirmeye sayılı günler kaldı. Başı dik gezen bir Türkiye’yi kendilerine tehdit olarak gören ve tehlikeyi gözümüzün içine sokmak gayretkeşliğiyle ‘tehlikenin farkında mısınız’ diyen reklam spotlarını televizyonlarda çeviren kifayetsiz muhterisler pişman olmuşlar mıdır acaba?
Bugün Ulusunu çok sevdiği iddiasıyla ortalığı kasıp kavuran, kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan gevşek cahil tayfası bilmez ama ben hatırlatayım kendilerine; eski iktidarlar döneminde İMF Türkiye’ye para verirdi vermesine ama anasından emdiği sütü de burnundan getirirdi. Bugün Türkiye’nin tüp geçit için harcadığı para kadar krediyi alabilmek için bu ülkenin ekâbir takımının kapısında dokuz takla attığı yerdi İMF. Diyarbakır’da Kürt meselesi hakkında ahkâm kesen Finlandiyalıya da şahit oldu bu ülke, Cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi konusunda Adalet Bakanına fırça atan Avrupalı Parlamentere de. Neyse ki o dönemler şimdiki gibi vatanını, milletini herkesten çok sevdiği iddiasıyla memlekette çakılı tek çivisi bile olmayan ulusalcı tayfası yoktu. Allah korusun, hayatında zillet adına bu muamelelerin çeyreğine bile şahit olmamış bu çapsızlar tayfasına inme inerdi herhalde. Kendi savunma helikopterini, kendi tankını üreten, dünyadan ‘alacaklı’ olan bir ülkeyi beğenmeyen ama hiçbir planı da olmayan bu insanların, o günleri görmezden gelmesi, şüphesiz tıbbın çaresiz kaldığı bir körlük olarak geçecektir tarihe.
İçe kapanmak, kabuğunu kırmak adına hiçbir şey yapmamanın en güzel iki örneğidir ‘Egenin incisi’ İzmir ve onun ‘şirin’ ilçesi Selçuk. Aslında inci, şirin, minik gibi sıfatlar bende her zaman şüphe uyandırmıştır eskiden beri. Kendimden bilirim; kadınlar bana da yıllarca sempatik, entelektüel falan olduğumu söylediler ama yakışıklı olduğumu söyleyen çıkmadı. Çünkü Allah vergisi bir güzellik bahşedilmemişti bu fakire. Bu işlerde de herkes bilir ki entelektüel olmanın geçer akçe olmaması hasebiyle tek abdestle kırk rekât namaz kılmıştır bu fakir.
Selçuk için onlarca sıfat türetilebilir: Doğa harikası, Tarihin buluşma noktası, medeniyetlerin ev sahibi, hatta çok da kasarsanız libidoda son noktaya kadar gider bu iş. Gerçi bizden cevval arkadaşlar var bu konuda. Esnaf Odasından bir arkadaş bu topraklardan Börklücelileri falan çıkarıyor. Çıkarmasına sebep de Belediye Başkanıyla bir vergi denetmeninin yaşadığı itiş kakış. ‘Esnaf Odası neden böyle bu arkadaş vasıtasıyla canhıraş bir şekilde kendini ortaya atıyor’ diye soracağım Şunca yıllık Selçukluluğuma halel gelecek diye korkuyorum. Çünkü bu ilçede yaşayan herkes bilir ki bu Oda CHP’nin ve dolayısıyla Belediye’nin, son kertede de Vefa Bey’in arka bahçesidir. Gırtlağına kadar sakit ideolojiye batmış, hizmet verme noktasında güdük kalmış ideolojilerin de birbirileriyle dirsek teması yapmasından daha doğal bir şey yoktur.
Başkanın açıklamasını başından sonuna kadar okudum ve tarifi imkânsız bir huzuru iliklerimde hissettim. Bir vergi denetmeninin teftişinde, muhatap olması gereken çalışanının orada olmamasından sebep apar topar bahse konu mahale gidip olaya bir kartal edasıyla el koyan bir Başkan halkının yüreğine su serpmez de ne yapar. Şüphesiz aynı Başkanı olası bir yangın, heyelan, su basması tehlikesinde de itfaiye aracını sürerken görenlerimiz vardır.
Ne mutlu bizlere ki Avusturya Cumhurbaşkanından Kültür Bakanına, Dışişleri Bakanından Romanya Savunma Bakanına kadar gelen onlarca heyeti karşılamayı kendisine zûl addeden bir Belediye Başkanına sahibiz. Hatta bırakın sıradan bir protokolü kavgayı, itiş kakışı bir onur madalyası gibi göğsünde gezdiren bir başkanı Allah her kavme nasip etmez arkadaşlar. ‘İdeolojiler, idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleridir’ der Cemil Meriç ki çok doğrudur. Dünyada hiçbir müşterisi ve de meraklısı kalmamış gundivari bir ideolojiye saplanıp kalmış insanlar yüzünden bu ilçe gelişmiyor ve bu durum devam ettiği müddetçe de gelişmeyecek. Tepeden tırnağa bütün birimleriyle yetersizliklerini, vizyonsuzluklarını örtmek için sarıldıkları tek silah ideolojileridir.
İnsanın iyi bir dindar olması nasıl ki işinde mahir bir marangoz olmasını beraberinde getirmezse laik olması, Kemalist olması ya da herhangi bir şey olması da iyi bir berber olmasına yeterli değildir. Liyakat dediğiniz şey bambaşka bir şeydir ki işinde ehil olmayı gerektirir. Selçuk’taki belediyecilik anlayışının uzun bir süredir ‘ideolojik anlamda’ devam ettiğini söylerken bunu kastediyorum. Kendi gibi olmayana yaşam hakkı tanımamakta ısrarcı olan bu yaklaşım biçimi uzunca bir süredir kendine yakın kişilere de düşmanlık yapmaktadır. Bir orman gibi kardeşçesine yaşamayı kendine haram etmiş olan bu zihniyet, bir klan gibi yaşamak adına çeperini günden güne küçültmektedir. Sırf kendi gibi düşündüğü için ‘dış kapının mandalı’ mesafesindeki sıradan yazarların yazılarını kendine müşahit tutacak kadar çaresiz kalmış bir anlayıştır bugünkü anlayış.
Oysa bugün müşahit sıfatıyla kamuoyuna yem edilen ‘yazar’ namıyla maruf kişilerden de, Başkanı korumak adına kendini ortaya atan ‘Börklüceli efsaneleri türetenlerden’ de çok daha kaliteli, çok daha bilgili Selçukluları bünyesinde barındıran bir ilçedir Selçuk. Şükrü Hoca’ya yapılanlar reva mıydı, ya genç yaşına rağmen bilgisiyle, görgüsüyle emsallerine parmak ısırtan Ali Can Hoca’yla yaşanan itiş kakışa ne demeli. Şimdi en son vefasızlık örneği de bir başka Selçukluya, arkadaşı olmakla müftehir olduğum Neyzen Murat Gezer arkadaşıma yapıldı. Bunun ne ilk ne son olduğunu bildiğim için ayrıntısına girmeyeceğim. Kendisi fildişi kulede değil de halkın arasında yaşayan bir kişi olduğu için ayrıntısını kendisinden dinlersiniz. Ufku küçük olanın öfkesi de büyük olur’ derler ya, doğruluğunu tescil için insanın Selçuk’ta, bu yönetim anlayışının pençesinde yaşaması gerekiyormuş gerçekten.
Eminim ki Allah’da Selçuk için ancak bu kadar sabredebilmiştir. Böyle bir iklimi, bu derece mümbit araziyi, bu kadar güzel bir iklimi verdiğin yetmezmiş gibi üstüne bir de tarihi vermene rağmen bu ilçe hala kan kaybediyorsa, bu halk hatayı artık kendisinde arayacaktır. Yoksa Başkan onunla itişmiş, bununla kavga etmiş meselesi değil bu mesele.
Bu mesele düpedüz bir performans meselesi ki bu da kendisinde fazlasıyla mevcut zaten…

14 Mart 2013  00:18:37 - Okuma: (872)  Yazdır




İstatistik