Yazı

Muhteşem Yüzyıl–VIII–
Muhteşem Yüzyıl–VIII– 

Asil S. Tunçer

‘Kurtlar Vadisi’nden Bin Kere Daha İyi

İlk önce tarih kitabı ile tarihi romanı ayırmalıyız sonra da belgesel ile filmi. Zira insanlar tarihi romanı, tastamam bir tarih sanıyorlar.
 
Biz, tarihte hep Osmanlı’nın yüceltilmesine tanık olduk. Bu bir siyasi bakış, bir çıkar ilişkilendirilmesidir. Bundan bir medet umulmakta, amaç güdülmektedir. Bunu anlamak zor değil ama bizi yanılgılara götürdüğü gibi, tarihten ders çıkarmamızı engelliyor, büsbütün pozitivist yapıyor.
 
Osmanlıcılardan bir kesim padişahları, Cumhuriyetçilerden bir kesim Atatürk’ü ilahlaştırıyor. Putlaştırma ve tabulaştırma; bilinmelidir ki hem bizi yanlışlara sürükler hem de günahtır. Onlar, sen-ben gibi insanlardı. Zaten onları ulu yapan özellik, beşeri olmalarına rağmen üstün liderlik vasıflarına sahip olmalarıdır. Akıl ve zekâ üstünlükleridir. Hepsi insan ama üstün tarafları var ve o nedenle liderler. Yoksa neden senden benden üstün olsunlar? Aksini düşünürsek, hata yapmış oluruz.
 
Bu bizim kültürümüzde hep vardı ve bugün hâlâ var. En basitinden; içimizden birini seçip, başbakan veya cumhurbaşkanı veyahut milletvekili yapıyoruz. Sonra onları zihinlerde farklı yerlere taşır, bir zaman sonra nerdeyse biat etmeye başlarız. Doğru değil mi? Sen ben değil şüphesiz. Zaafları, hataları ve eksikleri olsa da. Nedense bunları kabul etmeyip, mersiyeler düzüyoruz, putlaştırıyoruz adeta. Bu bizim onların yanlışlarını görmemizi perdeliyor.
 
Öte yandan Fatih’i, Kanuni’yi çekmek de asıl marifet değil. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’yı, Cem Sultan’ı, II. Osman’ı, III. Selim’i çekin. Hatta hepsini çekin! Tarihimizi bilelim, coğrafyamızı da. Dilimizi bilelim dinimizi de. Kendinizi bilmezseniz başkasını bilemezsiniz. Kim bizdir kim değildir, bilelim ve nesillere öğretelim. Osmanlı’nın çok çalışkan şehzadeleri ve devrimci padişahları var adı ön saflara çıkmayan. Çok değerli devlet adamları, âlimleri vardı.
 
Fethettik, aldık, elimize düştü demek kolay. Bir de bunun karşı tarafı var; onların yaşadıkları acı, travma ve kayıp var. Gidip, insanların topraklarına saldırıp, onların yurtlarını elinden almak, oradaki halkı köleleştirmek çok doğalmış gibi, biz hala fetih filmleri yapıyoruz. Peki, aynı fethi bir Bizanslının gözüyle hiç bakmaya çalıştınız mı? Onların tarihçilerinin (Francis) yazdığı kitapları, mesela ‘Şehir Düştü’ kitabını alıp okudunuz mu? Surların içinde yaşayan Bizans halkı açısından durumu ele alıp değerlendirdiniz mi? Unutmayın! Sizin galibiyetiniz, karşı tarafın mağlubiyetidir. Sizin fetih diye sevindiğiniz ve kutladığınız şey karşı taraf için bir işgal ve gözyaşıdır. 
 
Öncelikle şunu bilelim: biz Türkler, tarihini, okullarda beş alıp geçecek ders olarak gördük şimdiye kadar. Hep savaş-barış ve de padişah isimleri öğrendik şimdiye kadar. Sosyolojik tarih ve karşılaştırmalı tarih kavramları daha çok yeni ülkemizde. Bu yüzden kimse tarihten on almak için uğraşmadı, aldıysa da övünmedi çünkü bizim eğitim sistemimiz (sistemsizliğimiz demek daha doğru olur) matematik, fen ve yabancı dilden iyi puan çıkartmaya yöneltiyor çocuklarımızı. Dolayısıyla tarihini daha yeni öğrenen, öğrenmeye çalışan ve ancak dizilerle, filmlerle içinde merak uyanan bizim insanımızı bu dizi kendini, geçmişini yeniden keşfetmeye yönlendirdi. Bu yönüyle hakkını verelim. En azından buna şükür. O yönüyle Muhteşem Yüzyıl emekçilerini kutlamak ve teşekkür etmek durumundayız.
 
Muhteşem Yüzyıl’da hatalar çok ama biraz da yarısı boş olan bardağı dolu tarafından bakmak lazım. Salt bu türde yapımlara destek vermek, yapımcıları cesaretlendirmek için. Yoksa okumaktan çok seyreden insanımıza tarihini öğretmek çok kolay olmayacak. Zira bu diziyle halkımızın gezindiği sanal ortamda tarih sayfalarını daha çok tıklar olduğu kesin.   
 
Haklı veya haksız ama hemen tüm eleştirilerin bir nedeninin de bu dizinin kendi alanında yapılmış ilk büyük proje olduğu gerçeğidir. Eleştirilerin dozu biraz da bu yüzden sanırım. Bizde ilkler önemlidir. Bundan sonraki film ve diziler bu kadar göze batmayacak, insanların refleksleri bu denli güçlü olmayacaktır. Hayatımızda da böyle olmaz mı? İlkin bir şey yaparsınız ve herkesin o yaptığınız üzerinde bir fikri ve söyleyecek bir lafı olur. Sonra da netice ortaya çıkar ve sular durulur.
 
Dizi tek yurtiçinde eleştirilmiyor. Yurtdışında bilhassa Balkan ülkelerinde çoğu ülkede ilgiyle izlenen Muhteşem Yüzyıl, Osmanlı’nın egemenliğinde asırlarca yaşamış ve sonra başkaldırarak bağımsızlığını kazanmış Yunanistan, Rusya ve Sırbistan gibi ülkelerde üzerine çektiği eleştiri oklarıyla gündemde. Nasıl bizde yasaklansın, gösterilmesin deniyorsa onlarda da benzer şeyler söyleniyor, konuşuluyor. Bu ülkelerin aşırı milliyetçileri dizinin gösterilmesini yasaklattırmak için yürüyüşler yapıyorlar. Filmde Osmanlı’nın daha doğrusu Türklerin şirin gösterilmesini protesto ediyorlar ve yayından kaldırılmasını istiyorlar.  
 
Yalnız oralarda konuşulanlar bizdekinden biraz farklı. Şöyle: Osmanlı, filmde çok sosyal, sevimli ve romantik gösterildiğinden o ülkelerdeki kitaplarda okutulan “vahşi”, “zalim” ve “barbar” Osmanlı’dan farklı bir tablo çizilmesi. Söz konusu ülkelerin muhafazakâr kesimlerinin ve bazı siyasilerinin hoşuna gitmiyor. Yani sanki sözbirliği etmişçesine farklı ülke muhafazakârları belki ilk defa bir konuda hemfikirler; o da, Muhteşem Yüzyıl’ın zararlı olduğu ve yasaklanması gerektiği.
 
Muhteşem Yüzyıl’a ve diğer Türk dizilerine Yunan Kilisesi’nden büyük tepki var. Selanik Metropoliti Anthimos, her gün ilgiyle izlenen Türk dizisi "Muhteşem Yüzyıl"ı aforoz etti. Türk dizilerini izleyerek Türklere teslim oluyoruz dedi.
 
Eleştireceğimiz kadar sahipleneceğimiz filme dönüp bakarsak, yanlışları ve doğrularıyla her Çarşamba akşamı birçoğumuzu TV karşısına geçirmeyi başaran çünkü şimdiye değin Osmanlı tarihi üzerine çekilmekte olan hemen en iyi dizi film olan ‘Muhteşem Yüzyıl’ iyi izleyici topluyor.
 
Olmasa kırküç ülkeye satılmaz ve bölüm başına 45.000 $ almazdı (rakamlar farklı olabilir, duyduğumu söylüyorum). Yalnız iyi tuttu, fırsat bu fırsat daha fazla para basalım diye de haremin cıcığını çıkarmak, olup olmadık yerde aşka-meşke dalmak ve gereksiz uzatmalara gitmek yapıtınızı sadece basitleştirir, başka bir şey yapmaz. 
 
Ben tarihi filmlerin daha çok çekilmesi, insanımızın sevdiği gibi, tarihini görsel yollarla öğrenmesi, insanlarda merak uyandırılıp, okuma ve araştırmaya yönlendirilmesi taraftarıyım. Bu yönden dizinin oldukça işe yaradığını, bir yıldan beridir hepimizi kendine odakladığını itiraf etmeliyiz. Toplumun dikkatini çekip, büyük oranda bir kesimin beğenisini toplamak kolay iş değil. Benim evimde örneğin tüm aile oturup bu filmi izliyorsak, sonra da aramızda tartışıp yorumlar yapıyorsak, çoğu aile gibi ne mutlu bizlere… 
 
Türkiye trilyonlar harcasa bu kadar iyi reklamını yapamazdı, o kesin. Yapsa bile izlettiremezdi, o da kesin. Hem de üstüne üstlük para harcayarak değil, para kazanarak reklamını yapıyor. Bu da bir koyup iki almak demek. O daha da kesin. Bir kere Avrupa’da olan veya Hollywood’da başarılan bizde neden olmasın ön fikrinden yola çıkılmışçasına, yapıldı ve bana göre oldu da. Tam başaramamış olabilir belki lakin çekimlerde günümüz sinema teknolojisini nerdeyse aynen burada, ülkemizde de kullanmaya çalışıldı.
 
Evet, kötü de olsa reklam reklamdır diyenlere sözüm; tamam ama bir yere kadar. Türk seyircisi ve kamuoyu Amerikalılara, İngilizlere benzemez. Haremi, kızların çıplak gezdiği ve padişahın istediğini istediği yerde tutup odasına çektiği gibi düşüncelere biz daha çok oryantalist Batılı zihniyetlerde görüyoruz. O halde filmi çekenler buna müsaade etmemeli, kendi seyircisini de göz ardı etmeyip o yanlış imajı filmde doğru sahnelerle düzeltmeli. 
 
Hala kötü reklam oluyoruz diyenlere cevabımız hazır: O zaman önce ‘Kurtlar Vadisi’ni eleştirin ve bu çocuklara şiddet öğreten bu diziyi yayından kaldırın. Bu dizinin amacı, verdiği mesaj ne bileyim nedir? Çocuklarımızı kendi elimizle zehirlemekten başka neye yarar? Bir de +7 demişler. Bence +17 olmalı… Yaprak Dökümü’nü seyrettik; o da neydi kardeşim? Kız kardeşlerin hali filan? Aile aile değil tam bir entrika yuvası.
 
Adını sayamayacağım daha onca dizi var saçma-sapan ve çocuklara kötü örnek olan. Onların yanında ‘Muhteşem Yüzyıl’ tam bir aile dizisi. Hem tarih öğretiyor hem ailecek izlenebiliyor. Hiç olmazsa ‘Kurtlar Vadisi Pusu” gibi psikopatlık ve bilinçaltına zerk edilen korku yok. Kurtlar Vadisi Pusu’yu seyredenlerde asıl travma bugün bu diziyi izleyen çocuklarda yani geleceğin yetişkin bireylerinde sonra ortaya çıkacak.
 
Taze beyinleri zehirleyerek psikopat bir nesil yetiştiriyor, geleceğe ‘pusucu bir toplum’ hazırlıyoruz.

3 Mart 2013  12:52:08 - Okuma: (532)  Yazdır




İstatistik