Yazı

KNOSSOS SARAYI –I–
KNOSSOS SARAYI –I– 

Asil S. Tunçer

Girit’in En Gizemli Yapısı

Heraklio Havalimanı’na yarım saat mesafede Hersonissos’ta güzel bir kumsal var. Tuvaleti ve duşlarıyla gayet ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde ve ücretsiz giriş yapılabilen bu sahilde denize girdim, çok beğendim. Tek sorun bizim Milli Park gibi çabuk derinleşmesi ve biraz da dalgalı olması. Çocuklu ailelerin dikkatli olması lazım. Bir de yüzme bilmeyenler. Artısı ise kumu.
 
Sabah Giritli Rehber ve Arkadaşım Yorgo ile Knossos’a doğru yola çıkıyoruz. Oldukça heyecanlıyım. Girişte Yunanlı rehber meslektaşlarımla tanışıyorum. Dertlerimiz hemen hemen aynı. Kısa bir sohbetten sonra geziye başlıyoruz.
 
Knossos harabelerinin olduğu arazi eskiden Türklere aitmiş. İngiliz Evans burada kazı yapma kararı alınca topraklar üç paraya Türklerden istimlâk yoluyla satın alınmış. Yöntem bize hiç yabancı değil zira memlekette de aynı yöntem denenmedi mi? Benzer yöntemle tarihi eserlerimiz yurtdışına kaçırılmadı mı? Buradaki baskın uygarlığa ülkenin efsanevi kralının adına izafeten Minos uygarlığı demiş. Miken de deniliyor.   
 
Minos, kralın adıyken arkeologlarca ülkenin uygarlığının da adı olmuş. İsim vermede İngilizlerin, kısaltma türetmede Amerikalıların eline kimse su dökemez. İyi ama Giritlilerin o zaman kendilerini nasıl adlandırdıklarını, ne dediklerini ya da ne diye çağrıldıklarını bilmiyoruz.
 
Girit’te çok arkeolojik alan var ama Knossos sanırım en önemlisi. Tek saray burası değil elbet daha başka saraylar da var. Mesela güneydeki Festos. Daha eskisi Malaya. Yalnız Knossos’taki Heraklio’ya yakınlık vs daha avantajlı. Öte yandan Festos’un da farklı özellikleri var; unutmayalım! Benzer gibi dursalar da farklı oldukları yönler var. Misal benim en çok etkilendiğim yapılar resimli duvarlar. Dedim ya görsellik mutlaka etkili insan üzerinde.
 
Buradaki tüm tarihlendirme çanak-çömlek şekline, pişmiş toprak biçime vs göre yapılıyor. Keramik bulgular her geçen gün tarihi daha çok gün yüzüne çıkarmakta. Girit'e ilk yerleşen toplulukların Anadolu'dan gitme insanlar olduğu görüşü oldukça destek görmeye başladı. Zira M.Ö.2000'lerde Girit’te aynen bir Troya gibi ileri derecede uygarlık göze çarpmakta. Bu yüzdendir Girit, Anadolu ile yoğun sosyoekonomik ilişkiler kurmuş. Mısırlılarla da aynı şekilde.
 
Akalar, M.Ö. 1400lerde Knossos’u yağmalayarak bugünkü Ege kıyı şeridini ve yakın adaları ellerine geçirdiler. 1050lere değin uzanan bu istila bugünkü bizim Efes, Milet, Priene gibi kentlerin kurulmasıyla devam etti. Knossos’ta bilhassa saray kompleksi çok karmaşık bu yüzden de labirent ve bu karmaşık sarayın bodrumunda yaşayan canavar mitosları üretildi.
 
Knossos öreninden girer girmez karşınıza çıkan eserlere bakarak resmen ‘vavv!’ diyorsunuz. Sanki çok iyi korunmuş ve gördükleriniz o günden bugüne gelebilmiş sanarak. Ama öyle değil. Zira restore edilmiş hatta kötü restore edilerek orijinalliği kaybettirilmiş, yerine görsellik kazandırılmış eserler bunlar. Aslına bakarsan ilk bakışta hoş geliyor göze. Sanki o günden bugüne gibi sağlam ve ayakta duruyormuşçasına...
 
Arkeolojiden pek anlamayan ve sadece bir şeyler görerek, bir örenden ancak keyif alanlar için güzel. Yalnız arkeoloji bilimine göre değil. Biraz başka yerlerdeki benzerlerinden yararlanma ve stil verme fikrinden yola çıkarak yaratıcılık eklenmiş ve ortaya bu gördüklerimiz çıkmış. Daha büyük olduğu söylense bile, gezdiğimiz alan itibariyle görebildiklerimiz bile büyük sayılabilir o günkü saray veya benzeri komplekslere göre. Dolaş dolaş bitmiyor. 
 
Konutlar, tapınaklar, meclis binası, bahçeleri, mağazaları ve sanat atölyeleriyle muazzam bir kompleksti Knossos. Zamanında tavus kuşları serbestçe dolaşırmış içinde. Neden acaba tavus kuşu? Hera’nın kutsal hayvanı olmasıyla bir alakası var mıdır sizce? Her bir oda veya hol, salonlar çok boş durumda çünkü eserler Heraklio Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Dolayısıyla öncesinde veya sonrasında Müze’yi de ziyaret etmek lazım. Zira Müze gezilmeden tam doyurucu bir tur yapmış, bilgilenmiş olmuyorsunuz. Girit’te bolca çanak çömlek görmek istiyorsanız arkeoloji müzesi doğru adres.
 
Öyle değil mi sizce de? Ören ve müze birlikte daha doyurucu ve tamamlayıcı olmuyor mu? Bu arada, Mikenos’a gidip de burayı pas geçsek ne olur diyenler için söylemeliyim; oradaki müzeden daha farklı eserler var burada ve bu yüzden bir tekrar olmaz.
 
Knossos’a, ana girişi kuzeyden olan komplekse bugünkü turistik girişten, batıdan yani daha sonra açtıkları kapıdan giriliyor. Yani kente sonradan eklenen kapı hala bir anlamda kullanılıyor. Öyle ki girişten bile girsen hiçbir yere ve hiçbir odaya direkt giremiyorsun; hep dolanıyor, bir yapıdan diğerine girmek için mutlaka bir koridor ve avlu geçiyorsun. O yüzden labirente benzetmiş olmalılar. Zaten zamanında bir yabancı bu sarayda kesin kayboluyordu.
 
Şimdi kolay, baktın mı her yeri görüyorsun. Temeli yeni atılmış bir büyük inşa alanını tepeden görmek gibi bir şey. Bir de düşünün: Bina bitmiş, çatılar örtülmüş ve sen bu devasa yapının içindesin. Her odası başka bir koridora açılan her koridor başka salonla nihayetlenen bir devasa yapının içindesin. İşlevi doğru dürüst bilinmeyen, ne olduğu tam anlaşılamayan bir kompleksin orta yerindesin. Tam nereye çıktığı belli olmayan yollara sapıyor, koridorları adımlıyorsun. Minotaurus mitosu da bu büyük bilinmezlik, karmaşıklık fikriyle ortaya çıktı herhalde.  
 
Kayrato Vadisi’nden geçen anayol üzerinde konuşlanan kentin jeopolitik öneminin çok büyük olduğu su götürmez bir gerçek. Askeri olarak büyük bir güç olması lazım ve en azından güvenlik açısından kentte neden sur yok bunu ben de çözemedim. Mesela yukarı kent diyoruz peki burada nasıl işliyor bu sistem? Aşağı yukarı 2.500-3.000 yıl nasıl ayakta kalabildi? Gerçi biz tam göremesek de Miken öncesi dönem mevcut Knossos’ta ama Miken kültür son milenyumda tamamen etkin. Hep Truva’yı anımsıyorum; karşılaştırıyorum.
 
Suriye’ye yaptığım turların biri Mari kentineydi. Sümer’e başkentlik yapmış bu kent Irak sınırına çok yakındır. Mari’de kerpiç ev ve sokaklar, dar dehlizler ile inanılmaz geçitler var. İçinde sahiden kaybolmak işten değil. Oradaki bekçi bana bilgi verirken Ege Denizi’ndeki Yunan adalarından birinde Kaptara diye bir kentten bahsetmiş ben o zaman anlamamış ve yeri çıkartamamıştım.
 
Meğerse Knossos’tan bahsediyormuş. Marililer, Knossos’a Kaptara diye adlandırıyorlarmış. Bunu burada öğrenince ‘dank’ etti. Şimdi Sümer’inki mi yoksa Miken’inki mi? Hangisi? Neyse, bakarsınız size Mari’yi de içine alan bir başka geziyi yazıya döker, sunarım. Knossos’a dönersek, dediğim gibi farklı kaynaklarda farklı isimlerle anılıyor Knossos. Örneğin; hemşerimiz Homer Odessa’da ‘Eteokritiki’ adını kullanır daha çok.
 
Tarih kitapları Girit’te toplam doksana yakın antik yerleşim olduğundan bahsederken, aynı zamanda bugün nasılsa, o zaman da adanın dörde, beşe bölünerek yönetildiğini söyler. Burada herhalde eğer Knossos ve Festos aynı bölge içinde kaldılarsa faraza, sanırım en güçlü bölge bu bölgeydi. Yalnız daha çok birbirine rakip iki farklı bölgeye başkentlik yaptıkları muhakkak. Yoksa aşağıya doğru anlamsız bir biçimde boynuz gibi kıvrılarak Festos’u içine alması gerek. Kendi içlerinde rakip olsalar da ticaret de yapıyorlardı muhakkak. Ayrıca Girit’in kaynaklarının homojen dağılımlı bir ada olmadığını düşünürsek.
 
Ayrıca Giritliler Kıbrıs’tan Santorini’ye kadar Ege’deki sayısız ada ile ticaret yapıyorlarmış, ilişkileri bulunmaktaymış. Kıbrıs’ın bakırı ve kalayı, Santori’nin safranı ya da… Demirin bulunmasıyla bu ilişki yeniden şekillendi; orası kesin. Zaten böyle değil midir hep? Girit’teki kentlerde, Knosos’ta misal gümüş ve altın da bulunduğuna göre…
 
Sürecek…


18 Şubat 2013  14:45:02 - Okuma: (654)  Yazdır




İstatistik