Yazı

Selçuk’ta maceralı bir keşif yürüyüşü
Selçuk’ta maceralı bir keşif yürüyüşü 

Zirve Dağcılık

Keşif dediysek…

Keşif yürüyüşü dediysek kıta keşfi sanmayın, sadece yaşadığımız ilçeyi ve üzerindeki zenginlikleri keşfetmeye çalışıyoruz. Yolculuk için sabah saat 8.30’da ADD Ahmet Ferahlı Parkında toplanıyoruz. Amacımız 8.40’da kalkacak minibüse yetişmek, fakat umduğumuz olmuyor ekibimizin olmazsa olmaz üyelerinden birisi olan Şerif Görür geç kalıyor ve minibüsümüz kaçıyor. Neyse ki başka bir minibüs bulup yola devam ediyoruz, Arvalya mevkii toplanma noktasında Kuşadası’ndan gelen arkadaşlarımızla buluşuyor ve yola koyuluyoruz.
 
Kilise gerçekten var mı?
Özgür Aydoğan, Tangül Tütüncü, Vahap Ağırtaş, Şerif Görür, Halil Özer ve Selim Korkmaz’dan oluşan Zirve Dağcılık Selçuk Şubesi keşif ekibi yağmur altında yürüyüşe başlıyor. İlk hedefimiz söylentileri kulağımıza çalınan fakat hiçbir yerde fotoğraf veya bilgisini göremediğimiz Kilisenin gerçek olup olmadığını anlamak. Yürüyüşün hemen başında rastladığımız evlerin bahçesinde bulunan onlarca köpek şiddetle havlayarak bizi karşılıyor fakat çok geçmeden sahipleri bir bir ortaya çıkmaya başlıyor, yaşlıca olanına yaklaşıp kiliseyi soruyoruz bize etrafı çalılık üzeri çamlık bir tepeyi gösteriyor. Hedefimize doğru yürürken her zaman olduğu gibi belli belirsiz taş parçaları bulmayı umuyorum ve beklentiyi küçük tutarak ilerlemeye devam ediyoruz. Tepeye belli belirsiz patikalar uzanıyor fakat birçoğu dikenli çalılar içinde son buluyor ve geri dönmek zorunda kalıyoruz.
 
İşte geldik
Sonunda kayalık bir alana denk geliyoruz ve son denememiz olduğu için geri dönmeyi düşünmüyor tırmanmaya başlıyoruz, normalde kırılgan ve ıslak taşlar pek tercihimiz değil ama ekip arkadaşlarıma güveniyor ve devam ediyorum. Tepenin üzerine yaklaştıkça sık çalılar azalıyor ve kayalık bir sırtta ilerliyoruz. Bize tarif edilen alana yaklaştıkça etrafta belli belirsiz yıkıntılar ilgimizi çekiyor, düşündüğüm gibi oldu yine ne olduğu belirsiz yıkındılar ile karşılaştık derken Şerif ve Selim’in çağırması ile ilerliyorum. Önümüzde açık ve nispeten ne olduğu belli denilebilecek yıkıntıları buluyoruz, etraf kaçak kazı yapanlar nedeni ile köstebek yuvası gibi. Devşirme taşlar, tuğla ve seramik parçaları her yana saçılmış, heyecanla etrafı geziyoruz. Kilise duvarları ve çevredeki yapıları uzun uzun inceleyerek bolca fotoğraf çekiyoruz. Etrafı biraz daha dolaşıp hafif çiseleyen yağmurun altında kahvaltı yapıyoruz, ayrılma vakti geldi malum yolumuz uzun. Temiz bir patika bulup Meryemana yönüne doğru yola koyuluyoruz.
 
Efeler ve Yunan askerleri
Dik patikalar ve yangın yollarını izleyerek zorlu bir rotayı geride bırakıyoruz, her vardığımız tepede soğuk, rüzgar ve şiddetli yağmur bizi geri döndürmeye çalışıyor gibi fakat ekibin dönmeye niyeti yok kararlılıkla ilerliyoruz. İyiden iyiye yorulduk derken yangın havuzu görünüyor, demek oluyor ki Meryemana evine yaklaştık. Biraz yürüdükten sonra Orman Şefliğine ait olduğunu düşündüğümüz bir tesis ile karşılaşıyoruz, burada yemek yiyip dinlenmek üzere mola veriyoruz. Sucuk, mantar başta olmak üzere zengin bir menü ile karnımızı doyurup eğlenceli bir sohbete dalmışken Şerif elinde eski bir mermi kovanı ile çıkageliyor. İlk bakışta herkes sıradan bir kovan olduğunu düşünüyor fakat biraz dikkatli bakınca anlıyorum ki bu Yunan yapımı bir merminin kovanı. Üzerinde E, H ve  harfleri yazıyor ve ayrıca üretim tarihi olan 1910 tarihi göze çarpıyor, hemen araştırmacı ve yazar Nail Topal’ın Mahmut Esat Bozkurt’un efeleri ile Yunan askerleri arasında geçtiğini söylediği çatışmalar aklıma geliyor. Arvalya sırtlarına açılan bir cepheden bahseden kaynaklar var fakat bu mermi kaynak belgeleri doğrulayan fiziki bir referans oluyor bizim için. Bir süre Meryemana evi ve Arvalya çevresindeki çatışmaları hayal etmeye çalışıyoruz, biraz sohbet ettikten sonra çantalarımızı yüklenip pançolarımızı giyiniyor ve tekrar yola koyuluyoruz.
 
Antik demir madeni
Kısa bir yürüyüş sonrası Meryemana evine geliyoruz, hızlı bir ziyaretin ardından orman yolunu izleyerek yürümeye devam ediyoruz. Bir dere yatağı tutturup orman içine dalıyoruz, ormanın sonunda telsiz roleleri ve vericiler çıkıyor karşımıza sağ tarafta ise antik demir madeninin bulunduğu yamaç görünüyor. Geriden gelenleri beklerken sis dağı sarıp sarmalıyor. Ekip toplanınca antik demir madenini sis nedeni ile bulunduğumuz noktadan göremeyeceğimizi anlatıyorum, merak edenler çoğunluktaysa kısa bir tırmanışın gerekli olduğunu paylaşıyorum. Diğer arkadaşların cevabından önce ekibin sevilen ismi Halil Özer öne atılıyor ve henüz yorulmadıklarını, tırmanabileceklerini söylüyor. Dikenli çalılar ve beyaz renkli çiçekler arasından yürüyerek antik demir madenine ulaşıyoruz. Vahap Ağırtaş ve Tangül Tütüncü çevreyi gezerken bizde kafa lambalarını yakarak içeriye ilerliyoruz fakat ocağın içi çok uzun değil, etrafı inceleyip biraz fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz.
 
Yeşil dağlar, sis ve yağmur
Çamlık köyünde bitirmeyi planladığımız keşif yürüyüşümüzü Acarlar köyünde sonlandırma kararı alıyoruz. Dik ve dolambaçlı yollardan aşağıya doğru ilerliyoruz, yol kenarında avlanan 4 domuza ve avcıların yaktığı yağmura rağmen sönmemiş ateşe rastlıyoruz. İniş yolunda Acarlar köyü ve Selçuk ilçesinde ışıklar bir bir yanmaya başlıyor. Bir uçurumun kenarından aşağılara bakıyoruz, yağmurun dövdüğü yeşil dağların sislerle dansını izlerken ne kadar güzel bir ilçede yaşadığımı düşünüyorum. Son bir çaba ile çok yorgun ama mutlu bir şekilde Acarlar köyüne varıyoruz. Selim Korkmaz’ın harika fotoğrafları olmasa maceralı bir masala misafir olduğumuzu sanırdık. Her zaman olduğu gibi gazoz ile final yapıp yorgunluk çaylarımızı içiyoruz. Yaptığımız keşif faaliyeti bizlere beklediğimizden fazlasını veriyor, zirve tadında bir gün sonunda Anadolu coğrafyasının zenginliğinin tadına varıyoruz.
 
Özgür Aydoğan
11 Şubat 2012 – Selçuk


12 Şubat 2013  18:56:09 - Okuma: (7197)  Yazdır




İstatistik