Yazı

Kabus Gibi....
Kabus Gibi.... 

Hüseyin Taşyakan

Değerli okuyucularımız yazıma başlarken, öncelikle size ulusalcılığın (benim ya da bir başkasının yorumuyla tarifini değil) ayn-ı ile vaki sözlük anlamını paylaşmak istiyorum ki; zira yazı başlığımız da bu ifadeden ötürü doğmuştur.

     Ulusalcılık, ırka dayalı milliyetçilikten çok; bir ülkede yaşayan vatandaşların tamamını kapsayan bir akımdır. Türkiye' yi ele alırsak, ulusalcılık demek, Türk, Kürt, Alevi, Süryani, Ermeni, Rum, Laz, Çerkez (çok daha fazla çoğaltılabilir) etniği ne olursa olsun; Türkiye Cumhuriyeti' nin nüfus cüzdanını taşıyan herkes bu ülkenin ulusunun bir ferdidir ve bu ulus Türk ulusudur. Ülkemizdeki Türklük bir ırkı değil, bir milleti karşılar. O sebepledir ki; ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ''Ne mutlu Türküm diyene!'' vecizini dile getirmiştir. ''Ne mutlu Türk doğana'' dememiştir.
 
      Aklı selim herkesin de kolaylıkla kavrayacağı gibi ulusalcılık dediğimiz ifadedenin, halk tabiriyle tu kaka bir durum olmadığı da gün gibi aşikardır. Şimdi de Gaziantep' te konuştuğu sıra atanamamış bir öğretmenin kendisine verdiği tepki karşısında koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin Başbakanlık makamında oturan, yani bu ülke ulusunun her bir ferdinin Başbakanı olan şahısın söylemine bakalım. ''Bunlar zaten ulusalcıların uzantısıdır, senin oyun sana kalsın, biz bize oy verenleri biliyoruz''.
Oy vermekle ilgili kelamını kendisine bırakıyoruz, zira biz de bunlara kimlerin oy verdiğini biliyoruz. Ancak, kendisine tepki koyan öğretmene karşılık verirken ULUSALCILIK ifadesini sanki bir terör örgütü akımıymış gibi kullanan, bırakın Türkiye' yi dünya tarihinde ilk ve tek kişi Recep Tayyip Erdoğan' dır. Ülkemiz için de ne büyük bir bahtsızlıktır ki; Bu derece zırvalayabilecek kadar ölçüsüz konuşabilen biri Başbakanlık koltuğunda oturmaktadır. İşte bu durum bile tek başına ülkemiz için bir kabustur. Kabus görseniz bu kadar etkilisini asla göremezsiniz ama, bilfiil gerçeğini yaşadığımız da gün gibi ortadadır.
 
        Tabi 10 yıldır ne ilk kabusumuzdur bu olay, ne de son olacaktır. İktidarları boyunca, kurtuluş savaşını yapıp Türkiye Cumhuriyeti' ni kuranlara karşı intikam dolu hisleriyle  kanımızı donduran onlarca söylem ve eylemlerine şahit olduk.
 
        Son günlerde tanık olduğumuz bir olay da kabustan farklı değil. Ordu komutanlarının ve eski Genel Kurmay Başkanının dahi terör örgütü lideri suçlamasıyla tutuklu olmasını onuruna yediremeyen Nusret DEMİRAL' ın ardından donanmamızın başına getirilecek tek bir Or. Amiralin kalmaması (Hepsi Silivri ve Hasdal' da) bu ülkenin başına gelebilecek en utanç verici bir durumdur. Ekonomik kriz içerisinde perperişan durumdaki, Zaten bu gün itibariyle Yunanistan' ın Ege denizindeki muhtelif adalarımıza bayrak dikecek kadar hayasızlaşmasının nedeni de, Türkiye' de ordunun, dolayısıyla da donanmanın etkisiz ve güçsüz hale getirilmiş olmasıyla ilgilidir.
 
       Yine yaşadıklarımızı kabustan farksız kılan son günlerin yeni gelişmelerinden biri de, Peygamber Ocağı dediğimiz ordunun içerisindeki 310 subayımızın, AKP vesayeti altındaki yargı yoluyla casus ilan edilmesidir. 37 Ayrı yerde ABD' nin BOP eşbaşkanlığı görevini üstlendiğini tekrarlayan bir adamın yönettiği ülkede ordunun subayları casus ilan ediliyorsa; durumu açıklamaya zaten gerek yok. Zira zerre kadar aklı, vicdanı olan herkes bunun ne anlama geldiğini bilir.
 
   Bu arada, bu yazıyı tasarladığım sıralar Recep Tayyip Erdoğan' ın bir açıklamasıyla da ilkdefa kendisinin bir söylemiyle gülümseyebilmiş olmanın şaşkınlığını yaşadım. Zira sevgili Başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan şunu söylüyordu; ''Bütün komutanlar hapiste, ordunun morali bozuk'' 
 
    Şimdi takdir ve yorumunu siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Ne dersiniz, yıllar önce, bu komutanları zindanlara kapatan malum dava için ''Ben bu davanın savcısıyım'' diyen bir adamın döktüğü timsah gözyaşlarına inanalım mı !? :)


26 Ocak 2013  21:21:41 - Okuma: (222)  Yazdır




İstatistik