Yazı

Bizden selam söyle Sotiri’ye!
Bizden selam söyle Sotiri’ye! 

Etem Kutsigil

Bu günkü yazımı MİLLİYET GAZETESİ’nin usta gazetecisi ve köşe yazarı sayın Hasan Pulur’un 19.01.2013 günü yazdığı ve Dido Sotiriou’nun Şirince’li Manoli’nin hikâyesini anlatan “Benden Selâm Söyle Anadolu’ya” kitabını konu alan yazısına ayırıyorum.

Konuyu seveceğinizden eminim.
“Hasan Pulur
Olaylar ve İnsanlar
Yorum: 0 Hiç ummadığın taş cam değil, bazen gönül de kırar. Bir Anadolu Rum’u Yunanlı, Dido Sotiriou’nun “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı kitabından söz etmiştik. Yıllarca birlikte, dillerine, dinlerine bağlı ayrılık yapmadan yaşayan insanların, Anadolu insanlarının macerasını yazmıştı; Kurtuluş Savaşımızı anlatırdı kitap...

Etem Kutsigil, bizim yazımızı okuyanlardan, lakin bir özelliği var, Rodos doğumlu, ilk konuştuğu dil Rumca, hala kırk yıl önceki Yunanlı çocukluk arkadaşlarıyla buluşuyorlar.
Kutsigil’in bir başka özelliği de romanın Rum kahramanı Manoli’nin köyü Şirince’ye çok yakın olan Selçuk’a yerleşmiş olması...

Yunanistan’daki arkadaşlarına haber saldı “Şu kitabın Rumcasını, Yunancasını bana gönderin” dedi.
Kitap geldi, asıl adı “Kanlı Topraklar”. Türkiye’de yayımlayan yayınevi böyle uygun görmüş herhalde yazarın da iznini alarak.

Kutsigil kitabı okurken çok duygulandı, hele Türkleri öven tarafsızlığı...
Ya sonra!
Sonrasını ondan dinleyeceksiniz:
“Ben Sotiriou’ya duyduğum bu duygular içindeyken, Yunan TV’si EPT’de (ERT) ‘İzmir yangınını ve İzmir’i alışımızı konu alan’ bir program izledim. Dido Sotiriou bu belgeselde ‘Nurettin’in askerleri insan kanı içerek geliyorlar’ diyor. Bir başka yerinde de İzmir yangınını kastederek ‘Yanıyor İzmir’imiz. Zavallı Ermenilerin başına kalacak bu da...’ diyor. Düşündüm uzun uzun nerede kaldı Manoli’nin anılarını yazdığı kitaptaki objektif ifadeler, nerede bunlar...
Rodos’tan sekiz yaşımda ayrıldım. O yıllarda bir arkadaşım ‘Etem, Yunanistan’la Türkiye savaşınca karşı karşıya geldiğimizde birbirimizi öldürmeyelim olmaz mı’ demişti. Ant içmiştik birbirimizi öldürmeyeceğimize.
Yine bu arkadaşımız tam kırk yıl sonra ‘Etem Rodos’a geldiğinde sevgimizin dışında hayalindeki her yeri küçülmüş olarak göreceksin’ demişti telefonda. İnceliğe bakın.”

Etem Kutsigil kitabı okuyup belgeseli(!) izledikten sonra şöyle düşündü:
“Anladım ki, Yunanlılar fert olarak mükemmel insanlar. Fakat siyasi konulara girmemek koşuluyla. Hiçbir Yunanlı nezaketen de olsa İstanbul demez. ‘Kostandinupoli’ der. Hiçbir Yunanlıyla Kıbrıs meselesini konuşamazsınız. Patrikhaneyi konuşamazsınız. Yunanlılarla dost olmak isterseniz hep Rembetiko dinleyebilirsiniz. Uzo içip şiş kebap yiyebilirsiniz. Şu sıralarda AB’ye ve Almanya’ya küfredebilirsiniz.
Tabii bu demek değildir ki, Yunanlılarla düşman mı olalım? Haşa. Allah fanatik olanlarından uzak tutsun. Amin.”

Evet, böyle insanlar da var, bizde de...
Önemli olan bunları unutmak, daha doğrusu unutturmak!
Bizim gibi Yanileri, Koçoları, Dimitrileri, Elenileri, Marikaları sevgiyle anarak...”
 
Demek ki, bu günlerde “Ulusalcı olmak” nasıl bir erdemse (!) diğer ülkelerde, bu arada Yunanlılarda da gerçekten erdem. Ve yine bir Yunanlının Kıbrıs davasında, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu gibi meselelerinde, Türk Hükümetinin görüşünü savunması düşünülemezse, onlarla da bu konularda tartışmak boşa zaman kaybıdır. Bu yüzden Sotiriou’yu mazur görmek ve empati kurmak daha olumlu bir hareket şeklidir gibi geliyor bana…

25 Ocak 2013  00:16:44 - Okuma: (772)  Yazdır




İstatistik