Yazı

Uğur Mumcu'da yürür müydü...
Uğur Mumcu'da yürür müydü... 

İbrahim Becer

Bazen olan biteni fazla mı ciddiye alıyoruz diye düşünüyorum.

Neticede eli kalem tutan tayfadan olmamız hasebiyle yazıp çizmek istiyorum ama bunca zaman sonra bile değip değmediği konusunda ciddi şüphelerim var. ‘Ne getirdi ne götürdü’ tartışmalarını yapmadım, yapmam da ama ‘ne değiştirebildik’ sorusunun cevabı koskocaman bir hiç. En azından onun farkındayım.
         ‘Farkında olmak’ da en azından bir seviye yakalamak anlamına gelmekte; Etrafıma baktığım zaman gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da duymayan insanları görüyorum ve garipsiyorum. 24 Ocak tarihinin Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü olduğunu ilçemdeki anma etkinlikleriyle hatırladım. Büyük oranda yaşını başını almış insanlar, yine anladığım kadarıyla ‘yiğidim aslanım ve Ankara’nın taşına bak’ şarkıları eşliğinde bir program yaparak monoton üstü demode bir programla günü noktalamışlar. Eskiden suçu bizim mürteci tayfasında bulduklarından sebep bize çemkirirdiler. Artık takip etmiyorum, etmediğim gibi de önemsemiyorum da bu tayfayı.
         Çünkü geçen zaman zarfında ne onlar böyle bir iddiayı ispatlayabildiler ne de bu konuda en ufak bir delile ulaşılabildi. Yürümek de düşünmeye ihtiyaç duyulmayan bir eylem olduğu müddetçe, benim ilçemin yolları, kaldırımları, o kaldırımlarda mukim dükkânları değişir ama bu körlük değişmez. Çünkü bahse konu tarifin tıpta tarifi yok; belki nörolojinin ihtisas sahasına giriyor bu kadar körü körüne inanmışlık, onu da bilemem. Ama hemfikir olduğum bir söz var, o da Ufuk Uras’ın meclis’te CHP Milletvekillerine verdiği o muhteşem cevap: ‘Milli Eğitim Bakanlığı, müfredata mantık derslerini biraz fazla koysa böyle manzaralarla karşılaşmayız’ demişti kendileri.
         Türkiye gibi İttihatçı damarın ayak takımına kadar sirayet ettiği bir ülkede, komplo teorilerine değer vermezseniz yirmi bin sene yürüseniz kunduracıları sevindirirsiniz o kadar. Akıllı uslu olmasından geçtim, en salakça teori bile nazarında değerlidir bu fakirin. Benim teorim şu olmuştur bu menfur suikast neticesinde: ‘Sivas Katliamı da dâhil olmak üzere birçok önemli olay o birkaç senede cereyan etti. Sonra şehirlerdeki bu suikast eylemleri son buldu ve Güney doğuda benzeri bir dönem başladı. Bu iki olay yerindeki failler ayrı kaynaktan emir alıyorlarsa söylediklerimi unutun. Ama birileri şehirlerde olan bu suikastların faillerine yeni oyun alanları açarak, onları Güneydoğuya göndererek gözden kaçırmaya çalışmadıklarından nasıl emin olacağız?
         Hiram Abas’ı, Ahmet Cem Ersever’i okuyup anlamadan Türkiye’yi ve onun derin yapılanmasını anlamanız hemen hemen imkânsızdır. Bahsettiğim insanlar paranoyak derecesinde dikkatli ve çok iyi silah kullanan insanlar. Yakın mesafeden ateş edilerek öldürülen bu iki devlet görevlisiyle Uğur Mumcu’yu kıyaslamak mümkün mü sizce. Ha, kendinize güveniyorsanız, vaktiniz varsa bu araştırmayı Resneli Niyazilere, Yakup Cemillere kadar dayandırın diyeceğim ama gerçekten bana umut vermiyorsunuz. Haberin altındaki fotoğraflara bakıyorum ve Vefa Bey’de dahil olmak üzere iki tane şarkıyı ezberden okuyamadığı için elindeki kağıttan sufle alan bir insanlar tayfası duruyor önümde. Konuşmacının ne söylediğini merak ettiğim için okuyorum ama o da ayrı bir hayal kırıklığı. Uğur Mumcu’nun bugünkü bürokrat yapıyı o günlerden gördüğünden dem vuruyor falan filan.
         Bugünkü bürokrat yapının başındaki Başbakan ezberden onlarca şiir okuyabiliyor, bugünkü hukuki yapı rejim için tehlikeli gördüklerini mahkemelere çıkarabiliyor ama 1992 yılında Başbakan yardımcısı ve SHP Genel Başkanı olan Erdal İnönü neden Sivas Katliamını önleyemiyor? Bu soruları bilerek soruyorum ki canınız acısın ve okuyup anlamaya, düşünmeye çalışın biraz.
         Ya da alın size bir komplo teorisi daha; ‘ Turgut Özal’ın 1989’da Cumhurbaşkanı olmasının akabinde DHKP-C’nin lider kadrosunu oluşturan Dursun Karataş, Bedri Yağan, İbrahim Erdoğan, Sinan Kukul, Şener Yıldırım cezaevinden bir şekilde kaçıyor ya da kaçırılıyor. Dursun Karataş 1995’de kanserden ölüyor, Bedri Yağan’sa Hanefi Avcı’nın yönettiği bir operasyonda öldürülüyor. Tüm siyasi cinayetlerin işlendiği tarih aralığı da aynı tarih aralığına isabet ediyor. Gariptir, Bedri Yağan’ın öldürülmesine karşı çıkan tek parti o günün SHP’si. ‘Devlet sol bir örgütü taşeron olarak kullanır mı’ diye soracaksınız. Peki, yakın zamandaki itirafçı- Jitem işbirliğine ne diyeceksiniz? Ya Devlet- Hizbullah aşkı gözünüzü biraz olsun açmaz mı?
         Ya da Alevilerin evlerinin işaretlenmesi olayının arkasından yakalanan üç kişiden ikisinin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyesi, diğerinin de DHKP-C üyesi çıkmasına ne diyeceksiniz? Geçtim onu Paris’te öldürülen üç PKK’lının şüphelisi kim çıktı?
         Bakın, ben size yürümeyin demiyorum. İsterseniz koca bir günü dutlu yol’da bir aşağı bir yukarı gezerek bitirin, umurumda değil. Ama artık beş dakika bir soluklanın ve okuyun, anlamaya çalışın. Bir konu hakkında bir fikriniz olsun ve körü körüne önyargılarla hareket etmeyin.
         Gözünü seveyim Osmanlıcanın; sizin durumunuz için ‘galat-ı meşhur, lugat-ı fasihden evladır’ der. Yok, Türkçeye çevirmeyeceğim bu bercesteyi. İlk dersiniz bu; hiçbir şey yapamıyorsanız yazın google amcanıza versin cevabı.

24 Ocak 2013  23:52:24 - Okuma: (747)  Yazdır




İstatistik