Yazı

Balyoz Davası...
Balyoz Davası... 

Yaşar Varış

Her hafta Perşembe günleri gazetemizde yayınlanan yazılarımı bir gün önce yazıyor, mümkün olduğunca güncel konuları yorumlamaya çalışıyorum.

Benim için en zor olanı konu seçmek. “Acaba bu hafta ne yazsam” sorusuna yanıt bulduğumda gerisi kolay oluyor.
Bunu eşimin “bu akşam size ne pişireyim” sorusuna benzetiyorum. O da yemeğin adını koyunca rahatlıyor, yemekleri kolay ve zevkle yapıyor.
Son hafta o kadar çok olay yaşandı ki ülkemizde yazıp, yorumlanacak.
Bu sefer de seçmede zorlandım.
AKP nin PKK ile mücadele edeceği yerde, teslimiyetçi bir politika izleyip müzakere etmeye başlamasını mı yazsam,
Sayıştay denetçilerinin “çok tehlikeli, toplu ölümlere yol açabilir” uyarısını dinlemeden ve gerekli önlemler alınmadan Zonguldak’ta sekiz madencimizin ölümüne neden olan anlayışı mı eleştirsem,
Hükümetin yanlış Suriye politikalarını ve ülkemize verdiği zararları mı yazsam,
Yaklaşan büyük Marmara depremini mi, bunun belirtisi olan 6.2 lik depremi ve hala gerekli önlemlerin alınmadığını mı, insanların kaderi ile baş başa bırakıldığını mı?
Yoksa dışarıdan bakıldığında bile bir hukuk skandalı gibi görünen Balyoz davasını mı yazsam bir türlü karar veremedim.
Bu başlıkların hepsi geri kalmışlığın, ülkenin iyi yönetilmediğinin işaretleri gibi.
En iyisi mesleğimle ilgili olanı, balyoz davasının kararını sizlerle paylaşayım.
Bildiğiniz gibi kamuoyunda Balyoz davası diye adlandırılan ve çok sayıda general ve subayların yargılandığı davada karar geçtiğimiz hafta açıklandı.
Bu dava ile başta 1. ordu komutanı Çetin Doğan olmak üzere çok sayıda general ve subay “darbeye teşebbüs” suçu ile yargılanmışlardı.
Mahkeme açıkladığı kararında sanıkların çoğunun “darbeye teşebbüs suçunu işlediklerine” hükmetti. Sanıklara ağır cezalar vererek tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Bu karar sanıkları ve yakınlarını üzdüğü gibi kamuoyunu da tatmin etmedi.
Başta o dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel olmak üzere bir çok kişi ve kurum karara isyan ettiler.
Süleyman Demirel kendine has üslubu ile “ne darbesi, hükümet mi yıkıldı, meclis mi feshedildi. Her şey kanunlar ve anayasa çerçevesinde yapıldı. Milli güvenlik kurulu toplandı, katılanlar, başbakan, cumhurbaşkanı imzaladı” diyerek karara tepki gösterdi.
Sanıklar ve avukatları baştan itibaren dosyaya delil olarak sunulan belge ve CD lerin düzmece olduğunu, böyle bir suç işlenmediğini, delillerin yeterince toplanmadığını iddia ettiler.
Gelişmeler yargılamanın adil yapılmadığını, delillerin yeterince toplanmadığını, sanıkların ve avukatlarının haklı olduğunu göstermektedir.
Ceza yargılamasında asıl olan gerçeği bulmaktır. Bunun için mahkemelerin sanıkların lehine veya aleyhine tüm delilleri toplayıp değerlendirmesi gerekir. Sanıkların iddia edilen suçu işledikleri konusunda en küçük bir şüphe olsa dahi bu sanık lehine yorumlanır.(Şüpheden sanık yararlanır ilkesi)
Kamuoyuna yansıyan bazı açıklamalar Balyoz kararına gölge düşürmüştür.
Örneğin; Milli savunma bakanı Sayın İsmet Yılmaz, CHP milletvekili Umut Oran’ın sorusuna yanıt verirken “ Balyoz seminer planının yapıldığı 2003 yılına ait CD ve belgelerde “Microsoft Office 2007” bilgisayar programının kullanılamayacağını, çünkü o tarihte bu program piyasaya sürülmediğini, anılan programın 2007 yılında piyasaya sürüldüğünü ” belirtmiştir..
Yine, mahkeme davaya esas teşkil eden belgelerin asıllarının genelkurmayda açıklamasına, genelkurmaydan yalanlama gelmiş “Bizde böyle bir belge yok” denmiştir.
Dosyanın ayrıntılarını bilmiyoruz. Ama bu iki gelişme bile yargılamanın adil yapılmadığını, savunmaların haklı olduğunu gösteren önemli bulgulardır.
Usul gereği karar temyiz yolu ile yüksek mahkemeye gidecektir.
Umarım ki yüksek mahkeme işin önemini ve sanıkların tutuklu oluşlarını dikkate alarak dosyayı öncelikli olarak ele alıp doğru bir karar verir.
Hukukun evrensel ilkelerine göre yargılamalar adil olmalıdır. En önemlisi de kamuoyunu tatmin etmelidir. Sanıkların atılı suçları işledikleri konusunda kamuoyunda en küçük bir şüphe bırakmayacak şekilde suç delillerle kanıtlanmalıdır.
Yargı, ancak o zaman herkes tarafından saygı duyulan bir kurum olur. Çünkü yargı, devletin ve kişilerin haksız eylemlerine karşı başvurulacak son makamdır. Bu yüzden yargıya güven sarsılmamalıdır.09.01.2013
 
Av. Yaşar Varış


9 Ocak 2013  20:11:35 - Okuma: (423)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik