Yazı

Milli Eğitim Bakanlığındaki Yobazlar
Milli Eğitim Bakanlığındaki Yobazlar 

Etem Kutsigil

Sevgili Dostlar, Saçmalamak üzerine insanımıza şok üstüne şok yaşatmak için oluşmuş bir Milli Eğitim Bakanlığımız var gibi.

Gazetelerden okumuşsunuzdur. Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarındaki Yunus Emre’nin bir şiirini sansürlemiş.
 
Kimdir Yunus Emre? Tasavvuf Felsefesi nedir?
Yunus Emre, Hazreti Mevlâna’dan sonra gelen din ulularımızın en önemlisidir. Milli Eğitim Bakanlığında kümelenmiş yobazlar onun şiirlerinden birisine UTANMADAN, SIKILMADAN SANSÜR UYGULAMIŞLAR.
 
Şiirin aslı tam olarak şöyle; 
 
“Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni
Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni
Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek
Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar
Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni
Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni
Yunus'dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni.
 
Bu şiiri anlamak için “Tasavvuf” hakkında biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor. Tasavvuf Felsefesinde “Hayat”, kıyıya çarpan dalgadan ayrılan bir damlanın havada kaldığı süre gibidir. “Ölüm” ise “Vuslat”tır. Yani Allah’a kavuşma!. Yani damlacığın tekrar suya düşmesi.
 
İşte Koca Yunus bu özlemi dile getiriyor ilâhisinde. Bu güzel şiirden çıkarılan beyit şudur:
“Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni”
 
Yobazlar her ne şekilde olursa olsun Cennet’e girmek isterler. Yani amaç yalnızca Cennet’e girmektir. Kur’an ı Kerim, Cennet’ten bahsederken okumuşluğu fazla olmayan, herkesin anlayabileceği, sadece ibadetini yapan, şartlarını yerine getiren “mütedeyyin”(*) olan kişileri özendirmeyi amaçlar. Dürüst, iyilik yapan, ibadetine devam eden kişilere mealen der ki; Eğer bunları yaparsan seni ödüllendiririm. Kur’an mealen; Sana, altından ırmaklar akan, “Cennet”i vaat ediyorum. Diye yazar.
        
Oysa ki Yunus’a göre Cennet “Allah’ın, İslâm alemine ödülüdür. Fakat Yunus’un amacı Allah’a kavuşmaktır. Ödülü değil, Allah’la birleşmek ister..”
 
Bir zaman Rahmetli Turhan Dursun’un bir kitabını okuyordum. Aşağı yukarı şöyle bir cümle okuduğumu hatırlıyorum.
“Adam, bir Elham üç Kulhüvallah okuyor. Sonra da Allah’tan istediklerini sıralamaya başlıyor. Allah’ım bana bol para ver, bana sağlık ver, bana şans ver vs. vs.”
 
Ve ilâve eder Dursun, “Yahu bu kadar isteğine karşılık olarak ne yaptın ki... Altı üstü bir Elham üç Kulhüvallah okumak değil mi?
 
İşte Yunus’un kastettiği tam da bu! Ben seni istiyorum. Ödülümü değil. Ama yobaz bunu anlayamaz.
Hele aşağıdaki nefesi okursa saçını başını yolar.
Dervişlik baştadır, tacda değildir
Kızdırmak oddadır, sacda değildir
Eğer bir müminin kalbin yıkarsan
Hakka eylediğin secde değildir.
 
Ararsan Mevlâ’yı kalbinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir
Kabul et Yunus’un ergen sözünü
Tezcek gelir başa, geçte değildir.
 
Sevgili yobazlarımız Yunus Emre’yi sevmezler. Neden mi? Yukarıdaki şiirinden de anlaşılacağı gibi, O, insana değer verir. Çünkü O, Tasavvuf inancının gereği olarak her insanın içinde ALLAH’tan bir parça olduğuna inanır.
 
Bana “bende demen bende değilem.
Bir “Ben vardır bende benden içerü”
deyişi bundandır. Yobaz kardeşlerimizin içinde de Allah’tan bir parça var. Onlar bir de bunu bilselerdi Yunus’un deyişini budamaya kalkmazlardı. Allah islâh etsin! Âmin.
 
 FARELER VE İNSANLAR’LA ŞEKER PORTAKALI
 
“Alo 147” diye bir telefon çıkardılar. Canı isteyen çeviriyor ve çocuğunun öğretmenini bakanlığa şikâyet edebiliyor. Çok güzel… Fakat şikâyet etmeyi çok seven bir toplum olduğumuz herkesin malümu. Ondan sonra gelsin bakalım telefonlar. Ve hiçbir inceleme, eleme yapmadan her telefonu, öğretmeni huzursuz etmek için fırsat kaçırmayan bir bakanlık…
Okumuşsunuzdur. İzmir’den bir veli “Alo 147”yi çeviriyor ve Ernest Hamingway’in “FARELER VE İNSANLAR” kitabının cinsellik içerdiği için tavsiye edilmemesi isteğiyle şikâyet ediyor.
Jose Moura De Vasconcelos’un “ŞEKER PORTAKALI” kitabı da benzer gerekçelerle şikâyet edildi. Ve ne yazık ki, bu şikâyet de gazetelerden öğrendiğimize göre, resmiyete konarak soruşturmalar açılmış.
 
Fareler ve İnsanlar kitabı arkadaşlığın, güvenin güzel örneklerini veriyor. O kadar ki, “zekâ engelli arkadaşı Lennie’nin dövülerek öldürüleceğine emin olan George’un, içi yana yana Lennie’yi öldürmek zorunda kalışı” kadar duygusal bir sahne az yazılmıştır.
Böyle bir eserde, bu derece duygusal arkadaşlık bağlarını görmeyip, çiftlik sahibini oynak karısının fingirdeşmesini anlatan iki-üç sayfa yüzünden böyle bir kitabı yasaklamaya veya sansüre kalkan zihniyet, kültürünü, uygarlığını, okumuşluğunu bacaklarının arasında konuşlandıran bir insanın zihniyetidir. 
Böyle kara cahillere Milli Eğitimimizde yetki verenler için Sevgili Meslektaşım Semiramis Hanım gibi “Seni Allah islâh etsin” demekten başka elimden gelen yok.
(*) Mütedeyyin kendi dinine ve başkalarının dinine saygılı, kendi dinini içinde özümsemiş, dini yasakları hayatına sokmamaya çalışan, hak hukuk tanıyan, kendinden çok başkalarını düşünen, başkaları mutlu ise bende mutlu olurum diyebilen, onuru için yaşayan, asaleti yüksek insan demektir.


4 Ocak 2013  19:30:51 - Okuma: (623)  Yazdır




İstatistik