Yazı

Küfürbaz CHP'liye özel...
Küfürbaz CHP'liye özel... 

İbrahim Becer

Başörtülü bir bayana ‘nankör köpekler’ diyen CHP’nin bilmem nerenin bilmem nesinin haberini okuduğumda yine aynı şeyler oldu.

Önce bir ses ‘aldırma Reis’ diyor, daha sonrasındaysa davudi bir ses, daha gür bir şekilde ‘görevin ne senin, görevin’ diye hesap soruyor. El mahkûm davudi sesi dinliyorum her seferinde. Uzun zaman öncesinde anlaşılmayı beklerken kurduğum cümleler geliyor sonra aklıma; ‘bizim de yaşadığımız hayattır be kardeşim…’ diyen şairin iyi niyetle söylediği ama benim yanlış anlayıp, anlaşılmayı beklediğim o ezik geçmişim. 
         Mazimin o ezik anlarını terk edeli çokça zaman oldu. Artık bu kesime karşı tek bir his barındırıyor vicdanım: Çokça merhamet. Karşımdakinin bir çamur paryası olduğunu bildiğim halde, sadece ve sadece donanım eksikliğimden dolayı, geçtim Allah’ın emri dolayısıyla tesettüre girmiş bir bayanı, dünyanın en eski mesleğinin erbabı bir bayana dahi böyle bir cümle kuramam. Ahlaklı olmak, kendi gibi düşünmeyenlere karşı saygılı davranmak büyük oranda kalbin ve beynin senkronize olmasıyla mümkündür. Ve bunu da herkes bilir ki bunun ameliyatı olmaz; velev ki oldu, yine herkes bilir ki beyin ve kalp ameliyatları riskli ameliyatlardır.
         Beni ve benim gibi düşünenleri ‘mürteci’ diyerek aşağıladıklarını zanneden kesime özel bir yazıdır bu. ‘Ben ancak bu kadar alçalabiliyorum’ un kâğıda dökülmüş halidir büyük oranda. İstedim ki beni aşağılamak için kurduğunuz cümlelerin içinde mebzul miktarda bulunan ‘irtica, mürteci’ kelimeleri benim mahallemde ne anlama geliyor bir daha düşünün.
‘Her şey aslına rücu eder’ der kudema.
 Rücu, kelime anlamı olarak ‘geri dönüş, vazgeçiş’ anlamına geliyor bilindiği üzere. Kelime, Arapça kökenli olmasına rağmen zannımca Tüm Arap coğrafyası bir araya gelse Türkiye’deki kullanım yoğunluğuna ulaşması hemen hemen imkânsız. Çünkü ‘rücu’ aynı zamanda ‘irtica, mürteci’ gibi kelimelere de kök görevi yapmakta etimolojik anlamda. 2012 yılının sonuna yaklaştığımız bu günlerde her şeyin ‘en’ lerini yapmak vaka-i adiyedendir ya, mesela ‘en çok kullanılan kelimeler’ gibi bir kategori olsa, ben gibi‘mürteci’ kelimesini bir liman olarak görenler ve daha da önemlisi bu kelimeler için, bu ülkede son seksen senede sonuç ne olurdu acaba?
         ‘Mürtecisisin be imam/ Mürteciyim hamdolsun!’ diyor göğsünü gere gere Akif. Neden bununla gurur duyduğundan da bahis açıyor ilerleyen bölümlerde Safahat’ın: ‘Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu/ Şu sizin lehçede irticaın manası bu mu?’ demeyi ihmal etmeden. Belki de dünyanın en alçakça anlam kaymasına uğratılmış, adeta bu ülkede belli kesimler tarafından gerçek anlamının ırzına geçilmiş olan ‘rücu’ kelimesi hakkında kalem oynatan sadece Akif değil elbette. Hiçbir referansı olmadığı halde, ben ve ben gibi düşünenlere gayya kuyularından bir kuyu seçmeye zorlayanların, esfelisafilin bir hayatta zorla ikamete mahkûm etmeye gayret edenlerin aksine benim hem merhametim var onlara karşı hem de referansım var onlarda olmayan.
         Cemil Meriç gibi bir referansa sahip değiller mesela ve asla da olamayacaklar ki bundan da imanım gibi eminim şu saat itibarıyla. Öyle diyor Üstat, ‘mürteci’ kelimesini düşman bellediklerinin üzerinde hayâsızca tatbik etmek isteyenlere ve basit bir kelimeyle bir dünyayı, bir feleği, bir maziyi aşağıladığı zannıyla tatmin olduğunu zanneden ahmaklar sürüsüne: ‘ Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan mürtecidir’.
         Ben, aşinası olduğum şuaranın dilinden de dinlemeyi severim ‘rücu’ kelimesini. Çok şükür o tayfadan da hasbıhal ettiklerimiz, diz kırıp önünde kıraat ettiklerimiz mevcut hali hazırda. Bir Cemal Safi üstadı nasıl görmezden gelebilirsiniz ki; dili eğip bükmeden, fincancı katırlarını ürkütmeden, sadece hakkını vererek, yatağını yapıp bir su gibi salarak anlatıyor Cemal Safi: ‘Gün olur kediye düldül derim ben/ Gün olur baykuşa bülbül derim ben/ Tedirgin etse de gerçek ötüşün/ O senin aslına rücu edişin’. En başta söylediğimiz gibi, ‘her şey aslına rücu eder’ demekte Şair.
         Bütün bunların üzerine, hepsinin üstüne ben kelime olarak da, kelime anlamı olarak da nasıl sevmem rücu kelimesini. Ya nasıl giymem eğnime, bir bayramlık gibi bana biçtikleri ‘mürteci’ sıfatını, nasıl hamdolsun demem Akif gibi, şahsıma mürteci dediklerinde.
         ‘Kendini aşka veren ruh acıdan ne anlar/ Ey bastığım taşları başıma fırlatanlar/ Beni fark ettirmiyor yüzümden sızan kanlar/ Bir çarmıha gerilen o Hak peygamberinden’ diyor ya şair. Aynen öyle işte; bastığım taşları başıma fırlatanların küfürlerini dinlemekle geçen bir ömrün gurubunda onları seyretmekteyim her zaman yaptığım gibi. Donanımını şairlerle, yazarlarla, düşünürlerle yapan bir adamın karşısında, muhatap olarak küfürden başka lisandan anlamayan bir güruh bulması ne kadar acı. Oysa ki ben onlara ‘biz de Mevlâ’nın kuluyuz/ Yetmiş iki dil bizdedir’ diye çağrı da yapmıştım defaten. Gel gör ki yetmiş üçüncü dil olarak küfretmeyi, aşağılamayı, hakir görmeyi seçen bu zümre için bu saatten sonra lisan öğrenmek ne kadar da beyhude bir gayret benim için.
         ‘İnsan, kendisi gibi olmayanlara karşı nasıl bir tavır takınmalı’ sorusu önemli bir soru. Çünkü herkes bilir ki ‘her kap içinde olanı sızdırır’. Başörtülü bir kadının söylediği basit bir söz için alenen ‘nankör köpekler’ diyebilen insanın ruh haliyle ilgilenmeyi bırakalı uzun yıllar oldu.
         Hülasa, ‘kişi bilmediğinin düşmanıdır’ der Hz. Ali (KAV). Ben, size elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım. Umulur ki bu saatten sonra mantık silsilenizi, ahlâki seviyenizi olmasa bile kelime dağarcığınızı geliştirirsiniz de bize karşı olan hislerinize olmasa bile, hayatınıza bir seviye getirirsiniz.
         Size karşı merhamet hislerimin baki olduğunu unutmayın yeter…


29 Aralık 2012  00:22:38 - Okuma: (566)  Yazdır




İstatistik