Yazı

Spor Ve Din
Spor Ve Din 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Genellikle bazı sporcuların yarışmalara çıkmadan önce inançları gereği bir takım davranışlara girerler, futbol maçında çimlere çıkarken sol ya da sağ ayakla çimlere basma, muskasız müsabakaya çıkmama, başarısına katkı koyduğuna (bazı özel eşyaları taşıma gibi) inanırlar. Batıl inançlara bağımlılıkları olan birçok sporcuya rastlamak olasıdır. Sporcuların bu durumlarını psikolojik durumları ile açıklamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Başarımıza katkı koyacağına inandığımız nesnelerin olmaması durumunda; mutlaka kaybedeceğiz ya da mutlaka kazanacağız dediğimiz andan itibaren; yetenek, çaba ve çalışma gibi başarıda birinci derecede önemli olan kavramlardan tamamen uzaklaşmış oluruz.
 
Spor ve din arasındaki ilişki insanlığın varoluşundan itibaren vardır, yıllar boyu her ikisi de o toplumdaki insanları kendi aralarında sosyal bir takım fiziksel ve duygusal aktivitelere yönlendiren bir etkiye sahiptirler, insanları ardından sürükleyici özellikleri vardır. Ancak hemen bu yazımın başında belirtmekte yarar görüyorum! Ben ne bir din bilimcisi ne de bir din adamıyım, ama bilimsel anlamda sporda başarılı olmanın altında yatan; yetenek, çaba ve çalışmanın da olmadan da başarının elde edilemeyeceği inancını taşıyan bir spor bilimcisiyim!
 
Özellikle son günlerde spora, dinsel birtakım insanları araç olarak kullanan spor yazarlarımızı kınıyorum. Televizyonlarımızın Spor programlarında Din ve spor (özellikle Futbol) konusu adeta gündemimizi oldukça fazla meşgul etti ve bu durumun işleniş şekli bana göre zarar verici boyutlara kadar uzadı! Özellikle Cübbeli Ahmet Hoca’nın (her kimse bu zat!) bazı Televizyon kanallarındaki açıklamaları spor yazarı çizeri bazı arkadaşların oldukça ilgisini çekmeye devam ettiğinden dolayısı ile bizlerin de dikkatini çekmiş ve zamanımızı almıştır (hemen yeri gelmişken sayın cüppeli Ahmet Hoca’nın spora yaklaşımı ve bilgisi orada ona soru soran güya spor yazarlarından da çok ilerideydi!). Bu programları yapanlardan birçoğunda,  güya spor programı yapıyoruz diyerek aslında din ve din adamları ile alay ettiklerinin maalesef farkında bile olmamışlardır! Bu konuşmalar ve söyleşiler esnasında, hem o din adamına ve hem de Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı Sayın Aziz Yıldırım’a ve doğal olarak ta, televizyonlarının başına oturan, güya spor haberi izleyen insanlarla da alay etmekten daha ileriye gitmemiştir. Bu arada onları dinlediğimden dolayı da kendime hakaret edilmiş olarak addediyorum ve bu duruma bir dur diyecek Allahın bir kulu çıkıp ta iki söz söylememesini de kınıyorum.
 
Değerli okurlarım Din ile Sporun kuşkusuz uzakta olsa bir ilişkisi mutlaka vardır çünkü spor bilimi; tüm bilim dalları eşit uzaklıktadır, nihayet sporu uygulayan ve uygulatan kişiler birer insan olduğuna göre bazı inançlarının olması da gayet doğaldır, yadırganamaz ve de kuşkusuz aşağılanamaz da. Ancak Dünyanın hangi kıtasında, sporda başarılı olmanın sadece ve sadece din adamlarının duaları ile mümkün olmuştur? Bileniniz varsa bana hemen yazıp söylesin!
Şayet bu böyle olsaydı Olimpiyat oyunlarında ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya ya da İngiltere en fazla madalyayı almaz bunu yerine Sudi Arabistan Katar, Bahreyn, Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler almış olurlardı! Ya da acaba başarılı olanların din adamları daha güçlü üfleyip daha etkili mi okuyorlardı acaba? Din ve spor konusunda söylenecek çok güzel örnekler de var kuşkusuz. Örn. Bazı stadyumlarda küçük bir kilisenin olduğu ve bu kilisenin papazının bulunduğunu, gözlerimle görmesem hiç inanmazdım, ama hiçbir kulüp yöneticisi ve hiçbir sporcunun maçtan önce papaza gidip maçı kazanmak için okuyup üflemesine rastlamadım demek ki ülkemizde bu tür şeylere baş vuran insanlar varmış ki ve bu nu o din adamından dinlediğim zaman son derece üzüldüm. Türk sporunun bu düzeye ineceğini rüyamda dahi görsem inanamazdım gördük ve yaşadık. Bu gidişle Cumhuriyet Türkiye’sinde artık bu tür hocaların camilerden sonra, birde futbol takımda da mentor olarak çalıştıklarını duyarsak hiç ama hiç şaşırmayalım ve bununda sürpriz olmayacağına inanmaya başladım bile ben.
Biz öyle sanıyorum ki yıllardır çalışıp çabalayıp Emek verip spor biliminde bir şeyler yapan meslektaşlarım ve bin bir emek vererek kurmaya çalıştığımız Egzersiz ve spor psikolojisi derneğinin de artık pek bir işe yaramayacağını düşünmeye başladım! En iyisi bu derneği kapatalım ve bunun yerine cami hocalarımız ve din adamlarımız bu görevi zaten yapıyorlar onları getirelim ne dersiniz sporumuzun tek kurtuluş yolu bu olabilir mi?   Saygılarımı sunuyor ve herkese iyi bir yıl diliyorum.
Prof. Dr. Seyhan HASIRCI

20 Aralık 2012  00:45:00 - Okuma: (823)  Yazdır




İstatistik