Yazı

Tayyip’in Savaşı
Tayyip’in Savaşı 

Konuk Yazar

Geldiler; her biri alanında uzmanlaşmış NATO çalışanları, hem de koca bir otobüs dolusu.

Savunma amacıyla ülkemize yerleştirilecek olan Patriot Füze Rampalarının yerlerini belirleyeceklerdi. Çamura bata çıka Malatya’dan Diyarbakır’a, Şanlıurfa’dan Hataya kadar her yeri dolaştılar; dağ demediler bayır demediler aradılar ve füze rampalarının yerleştirilecekleri yerleri buldular.  Hani şu tanesi 2 milyon Dolarcık olan füzeler, düşman ülkelerin hava saldırılarına karşı topraklarımızı koruyacaklar.
 
 Düşman kim mi? Eski dost yeni düşman Esad ya da Esed; artık hangisi hoşunuza giderse. En azından bize söylenen oydu. Maazallah Suriye Devlet Başkanı bizzat kamplar kurarak bin bir emekle yetiştirdiğimiz yemeyip yedirdiğimiz, içmeyip içirdiğimiz nur topu gibi muhalif silahlı güç ÖZGÜR SURİYE ORDUSU ile savaşmaktan vazgeçer de kalkar bizi bombalar diye.
 
 Yüksek bir kuleye çıkıp yumruğunu Esad’a sallayan ‘’Paşamızın’’ cesaret ve kararlılığı kendisini tatmin etmemiş, daha bir fırın dolusu Sucuk yemesi gerektiğini düşünmüş olacak ki Sayın Başbakan Nato’dan savunma talebinde bulundu. Nato Genel Sekreteri Andres Fogh  Rasmussen de hiç gecikmeden Türkiye’yi her türlü saldırıdan korumak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi; yaptılar da. Diyarbakır-Malatya-Hatay arasında kalan üçgen bölgeye Patriot Füze Rampalarının yerleştirileceği alanları bir çırpıda belirleyiverdiler.
 
  Erdoğan, Nato yetkilileri daha ülkemize gelmeden önce söz konusu silahların masraflarını ‘’cebimizden’’ ödeyeceğini açıkladı. Vallahi ne yalan söyleyeyim kendisini takdir ettim. Kolay değil; daha birkaç yaz önce Bodrum sahillerinde birlikte tatil yaptığı, ailecek akşam oturmalarına gidip geldikleri Suriye Devlet Başkanı Beşar ESAD’ı en azılı düşmanımız yapıp adını da ESED olarak değiştireceksin, sonra iki ülkeyi savaşın eşiğine getirecek ve olası bir savaşta kullanacağın füzelerin parasını da bize ödeteceksin, büyük başarı.
 
  Hayranlık içerisinde bu büyük başarıyı ve olası sonuçlarını düşünürken Akp Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik çıktı füzelerin düğmesi bizde olacak deyiverdi. İyi de eğer bir şey satın alıyor ve parasını da ödüyorsan satın aldığın şeyi kullanma hakkından daha doğal ne olabilirdi, bunun özellikle belirtilmesine ne gerek vardı? Tecrübelerim başta Başbakan olmak üzere tüm hükümet üyelerinin ve AKP yöneticilerinin bu tip cümleler kurduklarında seyreden olayların hep ters istikamette sonuçlandığını söylediği için ister istemez içime bir kurt düştü. Sayın Erdoğan’ın ‘’PKK ile görüşen şerefsizdir’’ deyip sonrasında Oslo sürecinde neler konuşulduğu aklıma gelince bu tip beyanları şüphe ile karşılamamak mümkün olamıyor. Hangimiz satın aldığımız elbiseyi giymeden önce  ‘’bunu satın aldım, ben giyeceğim’’ diye açıklama yapıyor ya da parasını verdiğiniz arabayı kullanırken ‘’bunu ben süreceğim ona göre’’ diye ilan ediyor, şaşırmamak imkansız.
 
 Allahtan şaşkınlığım uzun sürmedi. Nato Genel Sekreteri Rassmusen sağolsun yaptığı açıklamayla şüphelerimin yersiz olmadığını gösterdi. Topraklarımıza konuşlandırılacak Patriot Sistemi Almanya’da bulunan Ramstein Müttefik Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olacak. Üstüne üslük düğmenin başına da öyle bir komutan atandı ki insana yok artık dedirtecek türden. Rum asıllı bir Amerikalı olan ABD Avrupa Kuvvetleri komutanı ve NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı James Stavridis Bu komutanı nereden mi tanıyoruz? Kendisi daha önce Kurtuluş Savaşımız ile ilgili çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve bağımsızlık mücadelemizi SOYKIRIM olarak nitelendirmişti,
 
 Gelişmeler son derece kaygı verici. Patriot Füzeleri ile ilgili atılan her adım 1914 yılında sahnelenen oyunun tekrarı gibi.
 
 2 Ağustos 1914’de Alman Moltke sınıfı ağır Kruvazör Goeben, yine Alman Magdeburg sınıfı hafif Kruvazör Breslau ile birlikte Cezayir’deki Fransız limanlarını bombalamış ve 14 Ağustos’ta Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardı. Bir gün sonra 15 Ağustos 1914’de Osmanlı Bayrağı çekilerek Türk Donanmasına katılan iki gemi Yavuz ve Midilli isimlerini alarak Alman Amiralinin komutasında Karadeniz’e açıldılar ve emir almaksızın 29 EKİM 1914 günü Sivastopol Limanı’nı bombaladılar. Dönüş yolunda bir de Rus destroyerine ateş açıp ağır yaralayınca 1 KASIM 1914’de Rusya, 5 Kasım 1914’de de İngiltere ve Fransa savaş ilan etti ve Osmanlı Devleti kendisini bir anda 1. Dünya Savaşı’nın içinde buldu. Sonrasını hepimiz maalesef çok iyi biliyoruz. 
 
 Son 10 yıldır AKP Hükümeti’nin bölgesel güç olma hedefi ile izlediği dış politika ülkemizi istemediğimiz bir savaşın eşiğine getirdi. Atılan adımlar mevcut durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. İran, füze rampalarının Türkiye topraklarına yerleştirilmesini savaş sebebi sayacağını açıkladı. Rampaların yerleştirileceği bölgenin seçimi füzelerin Suriye için değil, İran için kullanılacağını açık açık gösteriyor. Üstelik İsrail – İran gerginliğinin arttığı, İsrail’in İran’ı sürekli tehdit ettiği ve Amerika’nın buna açık destek verdiği bir dönemde. 
 
 Başbakan Erdoğan, BOP Eşbaşkanı olarak üstlendiği rolü eksiksiz yerine getiriyor. İktidarda oldukları süre içerisinde Türkiye’nin ve Türk Halkı’nın çıkarına hiçbir adım atmadıkları bugün çok daha rahat görülebiliyor. Türkiye, göz yumulan PKK Terörü ile hiç olmadığı kadar etnik ayrışmanın derinleştiği bir dönemi yaşıyor. Coğrafyamızın bölünme hesapları, Oslo masalarında bizzat Başbakan tarafından görevlendirilen kişilerce İngiliz efendilerinin gözlemciliğinde yapılıyor.
 
 Savaş davullarının sürekli çaldığı bu kadar karışık bir bölgede ayakta kalabilmemizi, kendimizi korumamızı sağlayacak askeri gücümüzün planlı bir komplonun akıl almaz oyunlarıyla yıpratılarak savaş kabiliyeti kaybettiriliyor; mevcut ve gelecekteki iyi yetiştirilmiş komutanlar, defalarca sahte oldukları kanıtlanan belgelerle mahkûm ediliyor. Deniz Kuvvetleri Kurmay kadrosunun yarısından fazlasının tutuklu olduğu düşünülürse, olası bir savaşta üç tarafı denizlerle çevrili topraklarımızı hangi donanma nasıl koruyacak siz düşünün.
 
 Ekonomi uçtu uçuyor derken açlık sınırı 910 TL’ye, yoksulluk sınırı 3.200 TL’ye dayanıyor; sözde zenginleşen Türkiye’de çalışan nüfusun yarısı açlık sınırının altında kalan 750 TL’lik asgari ücretle yaşamaya mahkûm ediliyor; hatta mahkum edilmekle kalmıyor sahip oldukları sendikalaşma, kıdem tazminatı, emeklilik gibi tüm hakları gece yarısı çıkarılan kanunlarla ellerinden alınarak köleleştiriliyor. Enerjide dışa bağımlılığımız her geçen gün daha da artıyor ve bunun bedelini yıllık % 50 oranında zamlanan doğalgaz faturaları ile bizler ödemeye devam ediyoruz. Tarım, hayvancılık can çekişiyor. En temel besin maddelerini bile ithal ediyoruz.
 
 Adına İLERİ DEMOKRASİ denen şeyin AKP’nin ileri gidenleri bertaraf etme anlayışı olduğu gün geçtikçe daha net anlaşılıyor. Taraf olmayanın bertaraf olacağı BOP Eşbaşkanı tarafından bizzat dile getiriliyor ve hükümet yargıyı kullanarak kendisi için tehdit gördüğü her fikri, her kişiyi ve kurumu etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Türkiye, Dünyada en fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu ülkeler sıralamasında 1. sırayı kimseye kaptırmıyor. Basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü denen kavram ütopyaya dönüşüyor.
 
 Eğitim, sağlık, kültür, aklınıza gelebilecek her alanda akıl almayacak kararlara imza atan AKP, Türkiye’yi her geçen gün daha karanlık bir geleceğe sürüklüyor. Dinsel, kültürel, tarihi, coğrafi ve toplumsal tüm değerlerimizi kullanan bu hükümet, aldığı her kararla bağımsız Türkiye’nin temellerini dinamitliyor. 
 
Bunlar yetmezmiş gibi Sayın Erdoğan ve AKP Hükümeti, ulusal çıkarlarımızı gözetmeksizin hizmet ettikleri Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni bir aşması olan İran’a karşı başlatılacak savaşta Amerika’nın ve İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor. İran’ın savaş sebebi sayacağını açık açık ilan etmesine rağmen Patriot Füze Rampaları topraklarımıza yerleştiriliyor. Üstelik bu silahların başına Kurtuluş savaşımızı Soykırım olarak nitelendiren Rum asıllı Amerikalı bir komutan getiriliyor. Bu kadar aymazlık yetmiyor bunların parası Türk Halkı’na ödetiliyor ve Türkiye adım adım bizzat halk tarafından seçilen yöneticileri tarafından ateşin içine itiliyor.
 
Şimdi hep birlikte umalım da 1914 yılında sözde donanmamıza dahil olan, Alman Amiral komutasında Osmanlı Devleti’nden emir almaksızın saldırı düzenleyerek bizi 1. Dünya Savaşı cehennemine sürükleyen gemiler gibi bu füzelerin düğmelerine bizden habersiz basılmasın.
Yusuf Ersoy


6 Aralık 2012  09:47:05 - Okuma: (3444)  Yazdır




İstatistik