Yazı

Peynir Gemisi Yürüyor
Peynir Gemisi Yürüyor 

Özcan Nevres

Yalanla peynir gemisinin yalanla yürümeyeceği her ne kadar biliniyorsa da bazı çevreler denize düşen yılana sarılır atasözünde olduğu gibi yalana sarılıyorlar.

Sedat Cilasun’un yeğeni Ahmet beyin eşi Kamuran Hanım ile ikinci kardeş çocuğu oluyorum. Ahmet Bey aynı zamanda meslektaşım olur. İkimiz de televizyon tamircisiydik. Ben serbest çalışıyordum. Ahmet Bey ise PHİLİPS firmasında televizyon teknisyeni olarak çalışıyordu. Meslektaş olduğumuz için yanıma çok sık gelirdi. Bir gün dayısı Sedat Celasun’dan söz açıldı. Dayım o kadar dürüst bir insan ki, bırakınız eşe dosta torpil yapmasını, en yakın akrabalarına bile torpil yapmaz. Onun için devlet malı kutsaldır. Saçı bitmemiş yetim hakkına yan gözle bile bakmaz. Ülke çıkarları için canını bile verir demişti. Darbeyi yapanlardan adı yolsuzluklara karışmamış iki komutandan biriydi. Hatta birincisiydi. Bunca yıl hakkında en küçük bir yolsuzluk iddiası bulunmayan rahmetli Sedat Cilasun için mülkiyetinde onlarca dairesi ve villası olduğu iddia ediliyor. Peki, bu iddiayı ortaya atanlar şimdiye kadar neredeydiler? Belli ki hükümet ekonomide başarısızlık batağına battıkça yalanlarla kafa karıştırmaya çalışıyorlar. Sözcü gazetesindeki bir açıklamaya göre Sedat Cilasun’un bir evi bile yok. Bu gibi yalanları uyduranların bu yalanları ortaya çıktıkça yüzleri nedense kızarmıyor bile.
Bin dokuz yüz ellide Demokrat Parti iktidara geldiğinde zafer sarhoşu olan demokrat partililer, birbirleriyle yalan üretme yarışmaları yapıyorlardı. O günlerde yalancıların en büyük hedefi ulusal kahramanlarımızdan, eski çeteci, Varlık Vergisinin mimarı eski bakan Şükrü Saraçoğlu idi. Saraçoğlu’nun Ankara’da koca bir mahallesi varmış. Devletimizi o denli büyük soymuş ki, koca bir mahallenin sahibi olmuş. Oysa o mahalle Saraçoğlu’nun bakanlığı zamanında dar gelirliler için yapılmış ve uzun vadeli olarak dar gelirlilere satılmıştı. Bu nedenle de mahalleye adı verilmişti. Saraçoğlu’nun o mahallede tek bir evi dahi yoktu. İyi ki o zamanlar şimdiki gibi iletişim olmadığı için Saraçoğlu stadyumundan haberleri olmamış. Yoksa o koca stadyumu da Saraçoğlu’na mal ederlerdi.
Politikada her şey olur ama bu kadar da çamur atılmaz. Eğer birilerinin kanıtlanabilecek bir şekilde yolsuzluğu varsa o kişinin üzerine gitmek yalnızca vatan borcu değil, namus borcudur da. Yalan yanlış haberlerle insanlara çamur atmak şerefsizliktir. Oysa insanların erdemli olmaları gerekir.
On iki eylül darbesini yapanlara bu denli yerli yersiz saldıranlara sormak gerekir. Siz darbe öncesi günlerde yaşamış mıydınız? Eğer yaşamış olsaydınız o darbeyi yapanlara minnet duyardınız. Benim minnet duyduğum gibi. Menemen’de Halkçı Parti ilçe başkanlığım ve belediye başkanlığına aday olduğum zamanda bu konuyu sürekli dile getirmiştim. Zira o yıllarda benim de kızım üniversite öğrencisiydi. Aylarca gözümüz televizyonlarda kulağımız radyoda haberleri dikkatle izliyorduk. Zira öldürülenler arasında bizim de çocuğunuz olabilir diye. O yüzden darbeyi büyük bir coşkuyla alkışlamıştık. Darbe çocuklarımıza can güvenliği sağlamıştı ama sonradan işkence haberlerine çok üzülmüştük. O nedenle de Anayasa oylamasında kırmızı oy, yani ret oyu kullanmıştım.
Darbeyi yapanlar darbe yaptıkları için değil, darbeden sonra yaptıkları yüzünden yargılanmalıdırlar. Zira işkence insanlık suçudur. Bu suçu işleyenler bedelini mutlaka ödemelidirler. Bu konuda söylenecek güzel bir atasözümüz vardır. Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye. Hayatta kalanların biri doksan beş, diğeri seksen yedi yaşında. Yasalara göre artık bunların cezai ehliyetleri dahi olmaması gerekir. Bu yargılama kafa karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Gerçekçi olmamız da yarar vardır.
Özcan Nevres    ozcan.nevres@gmail.com
www.ozcannevres.com  

4 Aralık 2012  11:52:19 - Okuma: (441)  Yazdır




İstatistik