Yazı

Yılanın başını zamanında ezeceksin
Yılanın başını zamanında ezeceksin 

Asil S. Tunçer

Çatışmaların durdurulması ve barışın sağlanması için Türkiye’nin girişimleri ile KDP ve KYP yetkilileri Haziran ayı içinde Silopi’de bir araya getirilmiş bu görüşmelerden bir sonuç alınamayınca,

Fransa’nın öncülüğünde 20 Temmuz 1994 yılında Paris’te toplanan ABD, Fransa, İngiltere, IKDP ve KYP yetkilileri, Kuzey Irak’ta yeniden seçim yapılması ve Kürt grupların güçlerini birleştirmesi konusunda anlaşmaya vardılar: Kuzey Irak’ta Kürdistan.
Paris Anlaşması, Türkiye’nin desteğini alamaması ve bir süre sonra çatışmaların yeniden başlaması üzerine başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkiye ile birlikte Suriye ve İran’da bu toplantıya karşı çıkmış, Kuzey Irak’ta kurulmak istenen Kürt devletine karşı olunduğu bu ülkeler tarafından da deklere edilmiştir.
          ABD’nin 1995 yılındaki girişimleriyle bölgede yürütülen uzlaşma çabalarından ve bu maksatla gerçekleştirilen Dublin görüşmelerinden de bir sonuç alınamamıştır. Dublin süreci, ABD’nin IKDP ve KYB’yi bir araya getirerek, Kuzey Irak’ta Saddam Hüseyin’e karşı tekrar birliği sağlamak için çalıştığı bir girişim olmuştur. Türkiye, bu süreçten çok rahatsız olmuş, ancak toplantıya gözlemci olarak katılarak bu süreci büyük ölçüde yönlendirmiştir. Bütün bu çabalara karşı toplantıda alınan kararları uygulamak Barzani ve Talabani arasındaki rekabetten dolayı mümkün olmamıştır.
         Ağustos 1996 sonunda İran’dan yardım alan Talabani, Erbil’e girerek burayı ele geçirdi. Bunun üzerine Barzani’nin Bağdat yönetiminden yardım istemesi ile Irak birlikleri, bölgeye girerek Talabani’ye ait güçleri Erbil’den çıkardılar. Bu sırada PKK ile mücadele eden Türkiye gelişmelerden memnundu. Çünkü bölgeden Irak güçlerinin çekilmesi ile birlikte bir otorite boşluğu meydana gelmiş, bundan da PKK yararlanmıştı. Ayrıca Saddam’ın bölgeye yeniden hâkim olması kurulması planlanan Kürt devletine karşı en büyük güvenceydi.
         ABD ve Türkiye’nin girişimleriyle 23 Ekim 1996’da ilan edilen ateşkesten sonra, Kuzey Irak’ta istikrarın yeniden tesis edilmesi amacıyla, 30–31 Ekim 1996 tarihlerinde Ankara’da yapılan görüşmeler neticesinde, taraflar arasındaki çatışmalara son verilerek, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve bölgedeki PKK varlığının tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlayan bildiri yayınlamıştır. Fakat IKDP ile KYB arasında ortaya çıkan ihtilaflar nedeniyle kökleşmiş sorunların çözümüne yönelik bir gelişme kaydedilememiştir.
         1997 yılına girildiğinde ise, Türkiye ile ABD’nin Irak politikalarının ciddi farklılıklar gösterdiği ve Türkiye’nin Irak ile ilişkilerini geliştirmeye başladığı görülmektedir. Bu sırada dönemin hükümeti, Çekiç Güç’ün sona erdiğini ve yerini yalnızca hava gücünden oluşan yeni bir güce bıraktığını açıkladı.19982den sonra, daha önce icra edilen Dublin ve Ankara görüşmelerini başarısızlığa uğraması üzerine, Washington süreci başlamış ve 17 Eylül 1998’de Washington bildirisi yayınlanmıştır.
         ABD yönetiminin girişimleri ile başlatılan görüşmelerin sonucunda, Barzani ile Talabani arasında Washington’da 17 Eylül 1998 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. Türkiye, gelinen bu süreçte dışlanmanın yanı sıra protokolde geçen “Irak’ın federatif modele yeniden yapılanması” ifadesi ile ABD’nin resmen bu anlaşma ile aktif rol üstlenmesi karşısında rahatsız olmuştur. Bu anlaşma ile Amerika Kuzey Irak’taki muhatabını Barzani ve Talabani olarak belirlemiştir. Artık Kürt gruplar arkalarında üçüncü bir gücün, yani ABD’nin desteğini almışlardır. Bu durum ise, Türkiye için kaygı verecek gelişmelerin başlangıcı olmuştur.
         Türkiye Kasım 1988’in ilk yarısında, Barzani ve Talabani ile Ankara’da üçlü bir toplantı düzenlemiş, bu toplantıda Türkmenler yapılan görüşmelere katılması prensip olarak kabul edilmişti. Ayrıca bu görüşmeler ABD’nin, Türkiye’yi göz ardı ederek bölgede üretemeyeceği gerçeğini de ortaya çıkarmıştı. Washington ve Ankara süreçleri, Türkiye’nin uzun vadeli Kuzey Irak politikasının olmadığının da bir göstergesidir. Türkiye uzun süre karşı çıktığı Irak’taki federatif yapıya bir anlamda Ankara süreci ile destek vermiş oluyordu. Bu iki süreç, bundan sonraki dönemde Kuzey Irak’ta uygulayacağımız politikalara da etki edecek, Türkiye Türkmenlerin Irak’ın asli unsuru olması için çalışırken Kürtlerin tüm çabaları bağımsızlık yolunda elde edebilecekleri en ileri özerklik koşullarını sağlamaya yönelik olacaktır.
         ABD, bölgede kendisine ve BM kararlarına itaat etmeyen Saddam yönetimine son vermek maksadıyla, Ekim 1998’ de “Irak’ı Kurtarma Yasası” adı altında şekillendirdiği beş aşamalı Irak politikasını devreye sokmuştur. Bu politika ile Saddam’a karşı güçlü bir muhalefet oluşturmayı, kuzeyden keşif harekâtı ile Saddam’ın askeri gücünü baskı altında tutmayı, muhalif gruplardan ortak silahlı güç oluşturmayı, ayaklanmalarla Saddam’ı devirmeyi, gerekirse Federal bir Irak oluşturmayı öngörmektedir. ABD bundan sonraki politikalarını, her zaman yukarıda belirtilen düşünceler ışığında geliştirmiş ve yürütmeye çalışmıştır.
         1999’a girildiğinde, Türkiye bir yandan ABD’nin Irak’a yönelik operasyonlarından ve Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulması çalışmalarından rahatsızlık duyarken, öte yandan da Washington’la işbirliğini sürdürdü. ABD Savunma Bakanı William Cohen (Kohen) Temmuz 1999’da Ankara’yı ziyaretinde, Saddam yönetimi iş başında kaldığı sürece keşif gücün devam edeceğini söyledi. ABD, 2000 yılından itibaren aldığı Saddam’ı devirme kararı çerçevesinde Kuzey Irak’a yönelik faaliyetlerini artırdığı görüldü. Zaman geçtikçe Türkiye’nin bölgedeki etkisi hızla azalmaya, buna karşılık Amerika’nın etkisi artmaya başladı. Bundan cesaret alan Barzani “Kerkük Kürtlerindir”, “11 Eylül saldırılarından sonra dengelerin değiştiği ve artık federasyon hakkını elde etme zamanlarının geldiği” yönünde açıklamalarda bulunarak, ABD’nin de desteğiyle Türkiye’nin harekât alanını daraltmaya başladı. 20.yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Irak’ta başlayan devletleşme süreci, içinde bulunduğumuz yüzyılda yeni bir ivme kazanmaya başlayacaktı. Türkiye bölgeye sadece PKK açısından bakmasının hatasını, ortaya çıkmasında katkısı olduğu Kürt hükümetinin izlediği politikalar ile görecek, çekiç gücün koruması altında örgütlenen Kürtler gerçek niyetlerini verdikleri Türkiye karşıtı demeçlerle göstereceklerdi. Yine bu dönemde Barzani ile Talabani’nin uzlaşarak bir anayasa taslağı hazırlamaları ve bu anayasada federasyonu öngörmeleri, Kerkük’ü gelecekte kurmayı planladıkları devletin başkenti ilan etmeleri ve devletleşme yolunda önemli bir mesafe kat etmeleri Türkiye’yi endişelendiren gelişmelerdi. Türkiye’nin asıl kaygısı ise, bu sürece ABD’nin ve müttefiklerin verdiği destekti.
         Atalarımız boşuna dememiş: “Yılanın başını zamanında ezeceksin!”.
         (sürecek)


23 Mart 2007  00:30:06 - Okuma: (1045)  Yazdır




İstatistik