Yazı

RODOS –I–
RODOS –I– 

Asil S. Tunçer

Yunanca Rodhos; İtalyanca Rodi…

Onca ada içinde ben bu adayı çok seviyorum. Rodos’a her gittiğimde adayla ilgili yeni bir şey öğreniyor, yeni bir köşe keşfediyorum. Bilhassa eski kenti adım adım dolaşmak en keyif aldığım etkinliklerden. Bu yazımda amacım Rodos’u anlatmaktan çok Rodos’ta yıkılmaya yüz tutmuş Türk eserlerini gündeme getirmek ve bu konuya dikkat çekmek.   
 
Rodos’un tarihimizdeki yeri nedir ve Rodos adını ne zaman ve nasıl duymaya başlıyoruz? Ada hakkında kısa bir hatırlatma yapacak olursak Akalara değin uzanmamız lazım. Şuradan başlayabiliriz: Eski Yunanda şehir devletleri arasında adı geçen Rodos, İstanköy ve Kilimli adaları Akaların önemli bir üssüydü ve Akalar buradan Anadolu'nun güneybatı ve güney kıyılarını hâkimiyetleri altına aldılar.
 
Adada Yunan öncesi bir halkın yerleştiği kazılarda ele geçen bulgulardan anlaşılmaktadır. Daha sonra Yunan egemenliğinde uzun süre bulunan Rodos, M.Ö. 333’lerde İskender egemenliğinde kaldıktan sonra onartılan kalesi sayesinde her zaman fethi zor bir şehir devleti oldu. Şehir zamanla gelişerek Akdeniz’de önemli bir üs, liman haline geldi. M.S.53’te Roma’nın hâkimiyetine girdi. Rodos, 645’te Arap nüfuzunda kaldı. 717 yılında da Bizans’ın eline geçti.
 
Biz bırakalım o kadar uzağa gitmeyi, yakın tarihimize, Türk tarihinden başlayarak Rodos kronolojisine kısaca bir göz atalım: 1300 yılında Menteşeoğulları’ndan Mesud Bey adaya saldırarak büyük bir kısmını elde etti. 1306 yılında Malta şövalyelerinin eline geçti. Mesud Bey yeniden Rodos’u elde etmek istediyse de başaramadı. Rodos bundan sonra şövalyeleriyle nam salmaya, adaya iyice yerleşen bu şövalyelerin bazıları da zamanla korsanlık yapmaya başladı.
 
Rodos’u ilk ele geçiren kumandan Çaka Bey’dir. İzmir’deki Kadifekale’den ayrı Hisar Camii yanındaki kale, Sen Petro Hisarı, Rodos şövalyelerince yaptırılmış, (aşağı) İzmir’in yıllarca Gavur İzmir olarak anılmasına sebep olmuştur. Aynı şövalyeler Bodrum’daki kaleyi de yaptırtmışlardır.
 
Korsanlıkta nam salan ve Akdeniz’de önlerine çıkan her gemiye saldıran Rodoslular zamanla Osmanlı gemilerini de yağmalayama başladırlar ve sonunda Osmanlı donanmasını karşılarında buldular. Bu adanın alınması için yapılan kuşatmalardan 1481 yılında Vezir Mesih Paşa’nın yaptığı harekâtta Rodos Kalesi düştüyse de, Mesih Paşa’nın, askerlerine şehri yağma ettirmemesi sebebiyle askerler arasında baş gösteren hoşnutsuzluktan yararlanan Rodoslular yeni bir saldırıyla Osmanlıları yenerek Rodos’u yeniden ellerine geçirdiler.
 
Rodos, Fatih’in oğlu II. Bayezid’in kardeşi olan Cem Sultan’la mücadelesi sürecinde de karşımıza çıkar. Rodos şövalyelerinden Pierre d'Aubusson Cem Sultan’ı Rodos'a davet etti. Rodos'a gelindiğinde (30 Temmuz 1482) Saint Jean şövalyelerinin reisi d'Aubusson ile varılan anlaşmaya göre şövalyeler Cem Sultan'a yardım edecekler, karşılığında Rodos'tan alınan adalar geri verilecek, daimî bir sulh olacak ve masraflarına karşılık 150 bin altın alacaklardı. d'Aubusson bu anlaşmayı yaparken Avrupa kralları ve Papa'ya da mektuplar göndererek Cem'in Rodos'ta olduğunu, durumdan istifade ile bir haçlı ordusu meydana getirilmesini ve Türklerin Avrupa'dan çıkarılmasını teklif etmekteydi.
 
Fakat II. Bayezid, kardeşini serbest bırakılması karşılığında Malta şövalyelerine her yıl büyük bir para ödemeyi kabul etti. Şövalyeler bundan sonra Osmanlılara düşmanca davranmaya başladılar. Daha sonra Yavuz devrinde adaya bir sefer yapılmak istenildiyse de, padişah bu fikrinden vazgeçti. Rodos daha bir süre Osmanlı toprağı olması için bekleyecekti.
 
Mısır ve Suriye’nin fethinden sonra, bu yöne giden gemilerin rahatça sefer yapabilmeleri için Rodos Adasının fethi gerekti. Kanunî, önce Rodoslu Sen Jan şövalyelerine teslim olmalarını bildirir bir haber gönderdiyse de, karşılık alamayınca kuvvetli bir orduyla Rodos’a yürüdü ve 1522 yılında Rodos Adası’nı ele geçirdi. Rodos 1 Ocak 1523’te tamamen teslim oldu. Rodos şövalyeleri de serbest bırakılarak Malta’ya gittiler. Aynı esnada Bodrum da yeniden fethedildi. Kale toplarla tahkim edildi ve içine muhafız yerleştirildi.
 
Bu arada Hıristiyan elbiseleri ile yakalanan Cem Sultan’ın orta yaşlı oğlu Murad, çocuğu ile birlikte öldürüldü, kız kardeşleri de İstanbul’a gönderildi. Türk egemenliğine geçen adada İlk cuma namazı, Rodos’un fethine de katılan ve orada ilk İslami eserlerle eğitim kurumlarını kuran Şeyhülislâm Ali Cemâli (Zenbilli Ali Efendi) tarafından kıldırıldı. Rodos’un son büyük üstadı Villiers De İ’lsle Adam, padişahın elini öpüp, ona üç altın vazo hediye etti ve adadan ayrıldı.
 
Şehrin önemi, Kanuni'nin Rodos seferi sırasında kaleyi onartmasıyla arttı. Kanunî Sultan Süleyman devrinde yapılan teşkilâta göre, Çanakkale Boğazı mıntıkasında, merkezi Gelibolu olmak üzere, Eğriboz, İnebahtı, Midilli, Kocaeli, Karlıeli, Rodos ve Mezistra livalarından meydana gelen bir ‘Kaptan Paşa Eyaleti’ meydana getirildi ve bu eyalet askerî donanmaya tahsis olundu. Bu teşkilât, I. Abdülhamit devrine kadar sürdü.
 
Osmanlı donanması başkumandanı olan Kâptan Paşa’ya tâbi ve Ege adalarına hükmeden bir sancak beyi tarafından yönetilmeye başlanan Rodos, donanmaya sık sık uğrak yeri olan limanları ile önem kazandı. Limanlarda bulundurulan bekçi gemilerinin ve halkın bir kısmının ormancılıkla geçimini sağlamasından dolayı adanın zengin ormanları zamanla fakirleşmiştir. Cezayir-i Bahri Sefid eyaleti içinde bir sancak olan Rodos, 1876’da, vilayet merkezi, bazen de aynı vilayete bağlı mutasarrıflık (sancak) oldu.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında kötü yönetim yüzünden çökmeye başlayan Rodos, siyasî menfi ve hükümlere merkez olmakla da ün kazandı, 1890 yılında adada 56 köy bulunmaktaydı. Adanın toplam nüfusu 29 bin 148 kişiydi, Rodos şehrinin nüfusu da, 7 bin 800 kişiydi. Rodos, Trablusgarb Savaşı sırasında İtalyanlar tarafından 17 Mayıs 1912’de işgal edildi. Aynı yıl Ekim ayında İmzalanan Uşi Antlaşmasında Osmanlı Devleti’ne geri verilmesi öngörülmesine rağmen, Balkan Savaşları yüzünden bu işlem yapılamadı. Ardından da I. Dünya Savaşı ile önce İtalyanlara, II. Dünya Savaşı’ndan sonra da Yunanistan’a verildi.
 
Osmanlı döneminde Rodos’ta bayındırlığa alt ilk yazılı emir Kanunî’nin aşağıdaki fermanıdır: “Bir medrese ile bir İmaretin tesis ve idamesi efeli hasenadan olmakla... Olsurette ferman ederim... Ve aynı zamanda beş camiin dinimiz ahkâmının icra ve ifasına tahsis edilmesini emreylerim.”
 
Rodos’ta Osmanlı Türk eserleri, sayı ve kalite bakımından çok verimli görülmez fakat adanın evler, mektepler, hastane, mahkeme binası, medrese ve imaretlerden başka çok sayıda cami, hamam ve çeşme ile türbe bulunmaktadır. Bu yapılar kaba yontulmuş taşların bol kireç ve taş karışım ile birleştirilmesinden meydana getirilmiş basit ama işlevsel yapılardır. Önemli yapılarda iyi yontulmuş taşlar, daha zarif mimari öğeler kullanılmıştır.
 
Rodos’ta dokumacılıkta renkli kumaşlar, motifler hep Anadolu etkisi belirir. Çinicilik ve seramikçilik ise, Anadolu etkisi ile Lindos seramikçiliği doğmuştur. Duvar çinilerine örnek olarak Recep Paşa Camii’nin çinileri (ne yazık ki ihmalden Aralık 2011’de çöktü) kalmıştır. Kapı, tavan, sandık dekorasyonlarındaki geometrik motifler, tipik Osmanlı motifleridir.
 
Rodos Kalesi, üç katlı olup sağlam bir kale duvar ve hendeğiyle tahkim edilmiştir. Kara torpilleri ve top ateşi ile çok büyük hasar gören kale surlarını, Türkler mükemmel bir teknikle onarmışlardır. Bugün bile kale surları sağlamdır. Surlarda yapılan onarımları gösteren üç yazıt vardır. Bunlardan ikinci yazıt, Dizdar Hasan Ağa tarafından yapılan onarımdır (1615). Üçüncü yazıt Naillac veya Arap Kulesi dibindedir. Kale günümüzde çeşitli onarımlar görmüştür; tarihler şunlardır: 1939, 1951-1952 ve 1962.
 
Rodos, bugün on iki adanın güneydoğu ucunda Yunan Adası, takımadalarının en büyüğüdür. Tüm adalar içinde üçüncü büyük adadır. Bu güzel ada her nedense sürgün yeri olarak da kullanılmış. Valla böyle sürgüne can feda demek geliyor içimden. Şaka bir yana gerçekten tarihimizde Rodos’a sürülenler var. Mesela 1817’de ünlü Ermeni sarraflarından Tıngıroğlu Agop, Davudoğlu Andon Ermeniler arasında Katolikliği yayma faaliyetinde bulunduklarından Limni ve Rodos adalarına sürüldüler.
 
Bir notu da düşerek bu haftaki yazımızı sonlandıralım. Bugünkü Tekirdağ’ın eski adları arasında Rodostave, Rodoste ve Rodosçuk da vardır. Sonra Tekfurdağı şeklinde adlandırılan kentin adı zamanla bugünkü Tekirdağ’a dönüşmüştür.
 
Haftaya Rodos’taki Türk eserlerine değineceğiz.
 
Sürecek…


12 Kasım 2012  00:39:12 - Okuma: (516)  Yazdır




İstatistik