Yazı

Vefa Bey'e Vekillik Yakışır
Vefa Bey'e Vekillik Yakışır 

İbrahim Becer

Yerel Medyayı önemsiyorum. Tabi ki önemsediğim, büyük oranda beğeniyorum anlamına gelmiyor. Serdal Bayraktar gibi özverili birkaç arkadaşın azmini, kalitesini koyun bir kenarı gerisi büyük oranda kargıdan tüfek bamyadan tüfek tadında kalıyor.

Bu konu hakkında daha önce de yazdığımı bir arkadaşın vasıtasıyla öğrendim geçende. Varlığını yeni keşfettiğim bir sitede bir arkadaş benim yazıya atıp tutmuş da haberim bile olmamış. O arkadaşın içi de rahat olsun, ben Selçuk’taki medyayı kastederken kendisinin varlığından bile haberim yoktu. Başka bir grupla yaşadığım polemiğe neden girmiş, girdiği yetmemiş bir de neden yazı yazmış anlamadım ama beyhude yere gayret sarf etmiş benim nazarımda o kadar.
         Yine de üşenmedim sitesini inceledim bu arkadaşın. Açıkça itiraf etmem gerekirse diğerlerinden pek bir farkı olmadığı için beğenmedim. Sanırım Astsubayların hakları için de mücadele vermekte kendileri ama o da beni pek fazla enterese etmemekte. Neticede ben teskereyi alırken teğmen rütbesiyle aldığım için konuya çok fazla hâkim olduğumu söyleyemem.
         Neyse konu bu değil; neden böyle bir girizgâh yaptım bilmiyorum ama olan da oldu bir kere. Yeteri kadar sevmeyenimin olduğu bilinciyle yeni kapılar açmak niyetinde değilim. Voltaire’in hesabı gibi yani; Voltaire, materyalist olması sebebiyle doğal olarak da ateist tabi. Son nefesinde papaz geliyor ve şeytanı lanetlemesini istiyor kendisinden. Voltaire gözlerini son defa açıyor ve o meşhur sözünü söylüyor: ‘Papaz Efendi, nereye gideceğimiz belli değil, daha da kötüsü kiminle karşılaşacağımız belli değil. Yanisi şu ki düşman kazanmak için hiç de iyi bir zaman değil’.
         Hah, tamam konu aklıma geldi. Ben gecenin bu saatinde etkinlikler çerçevesinde yapılan Ankara Gezisi hakkında yazacaktım. Sanıldığının aksine paranın pulun hesabını falan sormayacağım. Ortada masraflı bir kendini tatmin etme olayı varsa ve alan razı veren razıysa bana ne. Neticede bu halk, taraflı tarafsız neyin hesabını sormuş ta bunun hesabını soracak. Ya, her şey bir yana 30 bin nüfuslu bir ilçenin, en büyük işvereninin belediye olduğu bir ilçede özgür düşünceden ne kadar bahsedebilirsiniz?
Benim merak ettiğim, bu gezi olayının ulusal medyaya nasıl yansıyacağı meselesiydi sadece. Açıkça söylemek gerekirse, o konuda da şu an itibariyle hayal kırıklığım çok büyüktür bilesiniz. Bizim kafileden iki gün sonra Anıtkabir’e vasıl olan Hür ve Kabul edilmiş Mason Localarını dokuz sütuna manşet yapan Ulusal Medya benim altı bin hemşerimi maalesef görmezden geliyor.
Konu konuyu açıyor bu akşam ama bu konu da bayağı netameli bir konu: Benim bildiğim, Atatürk 1935 yılında Mason Localarını kapatmıştı. Daha doğrusu kapatmamıştı da onlar kendilerini feshetmişlerdi. Tekke ve Zaviyelerin kapatılması yolunda memlekette eskiyi hatırlatacak ne kadar kurum ve kuruluş varsa çanına ot tıkanacaktı. Tabi Masonlar da bu başlık altında değerlendirileceği için mallarının müsadere edilmesi gerekiyordu. Mason Localarındaki mal varlığı da Hacı Baba’nın tekkesiyle kıyaslanamayacağı için, biraz da zamanın ekâbir takımının üfürmesiyle bunlara ‘siz biraz ortalarda görünmeyin’ dendi. Onlar da denileni yaptı ve Atatürk’ün ölümüne kadar ortalarda görünmediler. Günahı söyleyenlerin boynuna ama Atatürk’ün doktoru Mim Kemal Öke’nin de mason olduğu ve Atatürk’ün ölümüyle ilgili olduğu öteden beri söylenir durur.
Peki, 6000 hemşerimin arasında bu konuya kafa yoran oldu mu hiç? Ya Belediyenin bünyesindeki basın bürosu, iletişim Birimi ne iş yapar? Atatürkçü olmak işini yapmaya da engel midir? Ben daha ne kadar size böyle soru soracağım ve siz o kalın duvarların ardında lâl kesileceksiniz? Mesele popülarite meselesi değil ki; Siz 6000 kişiyi, hepimizin parasıyla Ankara’ya götürüyorsunuz ve bunu bir iftihar vesilesi sayıyorsunuz. Oysa ki ben DD’ ye bir yazı yazdığım zaman en az o rakam kadar tıklanabiliyorum.
Neticede, Ankara’ya yapılan geziyi takip etmek için el mahkûm bizim yerel medyayı takip etmek zorunda kaldık. Orada da yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla bizim hemşerilerin bir kısmı harcanan paranın büyüklüğüne takmış, diğer kısmı da bu rakama takılan arkadaşların Atatürk sevgisini sorguluyor. İşi komplo teorilerine kadar vardıran arkadaşların vizyonları karşısında da müstefit olmadık değil hani. Kimisi, bahse konu 6000 kişiyle Vefa Bey’in ‘yeniden adaylık için’ Genel Merkeze mesaj verdiğinden bahsetmekte, daha bir Nasrettin Hoca meşrepliler de Vefa Bey’in gözünün vekillikte olduğunu söylemekte. Ben böyle cin fikirli, ansızın espri yapma kabiliyeti yüksek insanları sevdiğimden dolayıdır ki sıkılmadan okudum yazılanları, çizilenleri. Tabi ki Vefa Bey’in bu dolduruşlara geleceğini sanmak da en hafif tabirle saflık olur. Kendisinin geçirdiği üç döneme rağmen Belediyeciliği tartışılsa da politikacılığına laf etmek hemen hemen imkânsızdır.
         Vefa Bey’in bir yolu var. Daha doğrusu üç dönemdir kullandığı basit ama etkili bir oyun planı var ki, anlaşıldığı kadarıyla aynı oyun planıyla dördüncü dönemimi de almak niyetinde. Bakın yazının buradan sonrasını Selçuk’ta siyaset yapan ve yerel siyasette başarı isteyen cümle politikacılar iyi okusunlar.
         Vefa Bey’e bunu kabul ettirebilmek belki de imkânsız olsa da ortada şöyle bir gerçek var: Bu belediyecilik anlayışı köhne, gerici ve vizyonu olmayan bir belediyecilik anlayışıdır. Elbette ki çöpler toplanacak, elbette ki patlayan su boruları tamir edilecek ya da zeytinliklere yol çıkarılacak. Bu dediklerimi Belevi Belde Başkanı yaparsa alkışlanır. Çünkü onun çapı da o kadardır, hükmettiği yer de neticede köyden devşirme bir beldedir. Nasıl ki Selçuk Belediyesi etkinlikler kapsamında altı bin kişiyi Ankara’ya taşıyarak alkış bekliyorsa, Belevi Belde Başkanı da iki yüz kişiyi keçi kalesine çıkarıyor. Yani çok fazla bir beklentin olmaması gerekiyor bu şirin beldemizden. Küçümsemiyorum, aksine önemsiyorum. Öyle ya da böyle Selçuk’un tüm köyleri arasında en göze batan belediyeciliği yapan adamdır kendisi gördüğüm kadarıyla.
         Fakat Selçuk için ben bu tehlikeyi dost sohbetlerinde daha öncede söylediğimi, yazdığımı hatırlıyorum. Selçuk’ta olacak olanı dün de söyledim, bugün de söylüyorum. Selçuk Belediyeciliği kötü bir belediyecilik anlayışına sahip olduğu içindir ki ideolojiye oynamak zorundadır. Çünkü vizyonu yoktur, ortak bir akıl üretmekten acizdir ve bu acziyetinin ortaya çıkmaması için işine yarayacak ne kadar kurum varsa kavga etmekten çekinmez. Hırçınlığının sebebi de budur, başka bir şey değil. Ortaya konan kısıtlı işlerde de aslan payına kendisi oturmak için karşısındakinin kim olduğuna bakmadan itiş kakış yaşar ve sonucuyla ilgilenmez. Mesela son Kent Belleği projesinde gelen paranın ne kadarı danışman ücretine ayrılmıştır ve Selçuk’ta yerel tarih denince tek isim olan Ali Can’a kitabı vesilesiyle danışmanlık ücreti mi verilmiştir, borçlu mu kalınılmıştır? Kitabın içindeki tüm yazılı ve görsel malzemenin Ali Can’a ait olduğu bilindiği halde, neden açılan yarışmaya kendisinin girmesine izin verilmemiştir? Yarışma jürisine baskı yapılmış mıdır?
         Vefa Bey asla ve kat’a her kesimle iyi bir diyalog ortamı kuramamıştır ve kurmayacaktır da. Çünkü kendince haklı sebeplerini bir kenara koyarsanız, sadece kendini bir şekilde iyi hissedeceği adamları yanında bulundurmak ister. Bu kişiler de aranılan kriter, sanılanın aksine becerikli, yetenekli, vizyon sahibi olmaları değil de körkütük bir ideolojiye sadık olmaları olunca ortaya böyle bir sonuç çıkıyor. Kalitesiz bir milliyetçilik, üzerine daha da beteri olan çifte cehaletle kavrulmuş bir Ulusalcılıkla yapılan vatan-bayrak edebiyatının başarılı bir belediyecilikle ne ilgisi var anlayan beri gelsin.
         Özetle, bu ilçede adamakıllı bir medya olsaydı bu işi didiklerdi. Sadece bu ilçede de değil; Ak Parti’nin elinde olan herhangi bir belediye de böyle bir etkinlikte bulunulsa hiç sormasalar işin mali boyutunu sorarlardı adama. Siz Fatih Belediyesinin kendi bütçesinden 300 kişiyi umreye götürdüğünü bir düşünün bakalım ne olurdu?
Sizi temin ederim, Türkiye’deki herhangi bir belediyede bu kadar tüccar zihniyetiyle hareket edildiğini ben ne gördüm ne işittim.
Riyakârlığın da gereği yok! Makarna, bulgur edebiyatıyla, ekmek elden su gölden Ankara gezisi arasında nicelik farkı değil, nitelik farkı vardır. Makarna, bulgur, kömür ihtiyaçtır ama maliyeti şu anda bile şaibeli gezi bu ilçe için ultra lükstür.
Vefa Bey’in milletvekili olması gerektiğini dillendiren arkadaşlara gelince; Umut, uyanık adamın rüyasıdır arkadaşlar. Gerçi şu konuda haklısınız; Selçuk’a Vefa Bey yakışıyorsa, aynı Vefa Bey’e de vekillik yakışır.


9 Kasım 2012  23:05:02 - Okuma: (1164)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik