Yazı

Kara Abdi
Kara Abdi 

Asil S. Tunçer

Balkanlarda Yaşanmış Gerçek Bir Olay

Tarihte efsaneleşmiş çok kahraman ve onların hikâyeleri vardır. Kara Abdi bunlardan biraz farklı. Tüm yönleriyle, katışıksız ve efsaneleştirilmeden anlatıla gelen bir hikâyedir onunki. Kara Abdi, bugünün Makedonya Cumhuriyeti’nde, ülkenin doğusundaki Radoviş kentine 22 km uzaklıkta yaklaşık 1.200 nüfuslu bir köy olan Konçe’de yaşamış.
Her kahraman gibi Kara Abdi özünü, kafasındaki tezatları, içindeki karşıtlıkları, duygularını, hislerini kendine ve çevresine olduğu gibi yansıtırmış. O yaşadığı topraklarla özdeş, dönemin gerçekleriyle örtüşen, yalın ve sade bir yaşam sürmüş. Anlatılan birçok efsaneye rağmen onunki her döneme denk gelen kahramanlardan değil aksine farklılığıyla ön plana çıkmış.
Kara Abdi hiçbir kahramana benzemediği gibi hikâyesi de herkesinkine benzemez. Bambaşka biridir o. Balkan Savaşları döneminde yaşamış iki ayrı ırkın, iki ayrı inancın karışımından doğan bir çocuktur. Annesi Lubnica (Lubnitsa) köyünde bir Türk genci ile evlenen Makedon kızıdır. Abdi’nin kara diye çağrılmasının nedeni esmer oluşundandır.

Daha küçüklüğünden bir olay ile çıkar karşımıza Kara Abdi. O dönemler 13-14 yaşlarındadır ve bir gün ineklerinden bir tanesi yavrular. Yeni doğan buzağı için Abdi’ye babası “bu buzağı senin olsun” der.
Abdi o saatten sonra buzağı ile tek arkadaş olmaz, adeta kardeş olur. Onla yatar onla kalkar. Diğer hayvanlarla kırlara hayvan otlamaya gidince buzağısını her sabah kucağına alıp sürünün toplandığı Cami Çeşmesi’nin oraya kadar kucağında götürür. Daha bu günlerden ne kadar güçlü biri olacağı bellidir. Anlatılanlara göre buzağısı bir yaşına geldiği halde Kara Abdi hala onu kucağında taşımaktadır.
Kara Abdi bildiğimiz diğer kahramanlar gibi her zaman yardımsever de değildir. O idolleştirilmemiş nadir kahramanlardandır. Anlatılana göre insanlara karşı her zaman kibar ve terbiyeli de değildir. Mesela o dönem sigara bugünkü gibi değil. İnsanlar kıyma tütün içerler. Kendi yetiştirdikleri tütünü kıyıp kâğıda sararak içerler. Kıydıkları tütünü küçük bir kesenin içinde, bellerindeki kuşaklarında taşırlar.
Kara Abdi sigara tüttürmek istediğinde ya da başka bir deyişle tütün sarıp duman üflemek istediğinde, kendi belinde tütünü yoksa sormadan ve istemeden bir başkasının belindekini çeker alır ve kendine sigara sarar. Sonra da tüttürür keyifle. Kimse de bir şey söylemek istemez, istese de söyleyemez zaten. Çünkü bilirler, bir kişi söylenmiş ve başına gelmedik kalmamıştır.
Bir Cuma vakti namaz çıkışı cami avlusunun yanı başında bulunan cami sofasında otururlarken köylünün “Gora Dede” diye seslendiği yaşlı bir adamcağızın belinden tütün kesesini almış. Sigarasını sardıktan sonra adama geri uzatmış. Adamcağız da biraz çabuk kızan biriymiş ve alıp tütün kesesini öfkeyle yere atmış. Söylene söylene yürümüş gitmiş.
Yalnız başına yaşayan Gora Dede Kara Abdi’ye gösterdiği öfkesini ve ters hareketin bedelini biraz pahallı ödemiş. Zira ertesi sabah evinde ölü bulunmuş. Bunu Kara Abdi mi yaptı yoksa başka biri mi tam anlaşılamamış. Derler ki o yapmamış ama üstüne kalmış; yine derler ki tam onun işiymiş, kendisi yapmışmış. Şurası bir gerçek: bu çeşit kulaktan kulağa anlatıla gelen efsane olmuş her olay ve kahramana yakıştırma da yapılmaz değildir.
Yine bir tütün meselesi; köyde Mustafa adında birinin başına gelmiş. Mustafa, gündüz yarım çuval tütün kıymış. Gün boyu kendini göremeyenlere de bütün gün evde tütün kıydığını ve yarım çuval tütünü olduğunu anlatmış. Gece olmuş, Mustafa’yla karısı uyurlarken evin içinde bir tıkırtı duymuşlar. Kapı biraz zorlanarak açılmış, içeriye bir karaltı süzülmüş. Gürültüye uyanan eşi Mustafa’yı dürtmüş uyansın diye.
Mustafa usulca doğrulmuş ve ay ışığının süzüldüğü penceren vuran şavkla içeride gezinenin yüzünü tanımış; Kara Abdi. Önceden olanları hatırlamış ve sesini çıkarmadan karısına da sessiz olmasını işaret ederek yatağın içine büzülmüş. İçeri giren Kara Abdi, doğruca çuvalın yanına gitmiş ve içinden içeceği kadar tütün almış.
Ev sahibi korkusundan tabi yataktan hiç kalkmamış karısının yanında yorganın altında sadece olanları izlemekteymiş. Yine de dayanamayıp “keşke çuvalı da alsaydın bre!” demiş, Kara Abdi arkasını dönerek iri gözlerini Mustafa’ya doğru fırlatmış ve sadece “şişşşt!” demiş, sonra da çıkmış gitmiş. Adam iyice korkmuş ve Kara Abdi geri gelebilir diye gün ağarıncaya kadar yataktan çıkamamış.
Yine Kara Abdi hakkında anlatılan başka bir hikâye de olgun yaşlarındayken Kara Abdi’nin gücü ve kuvvetinin yerinde olmasıyla ilgilidir. Kara Abdi, yirmili yaşlarında bir ailenin yanında ırgatlık yapmaya başlamış. Bir gün ağası, Kara Abdi’ye “yarın çavdar tarlası biçilecek beş altı kişi bulalım, güzelce yemeklerini ve tütünlerini verelim de şu tarlayı temizletelim” demiş.
O zamanlar bugünden farklı. Takas sisteminde nasıl katma yoksa yevmiye de artı değer yok. Daha açıkçası ödeme ve para verme yok. Amelelik sadece karın tokluğuna, birkaç içimlik tütüne ve üst baş giymelik bir iki pırtıya yapılmakta. İnsanlar karın tokluğuna kısa gün çalışır, üç öğün yemeğe gün doğumundan gün batımına çalışırlarmış. Temiz giyilmiş bir urbaya da bütün gün çalışırlarmış. Tütün içinse miktarına göre bazen yarım bazen tam gün ter dökülürmüş.


Zaman Balkan Savaşları’nın iyice kızıştığı yıllar. Gün gelip Osmanlı çekilmeye başlayınca Bulgar komitacılar ve yerel Hıristiyan halktan eşkıyalığa soyunan Makedonlar, Müslüman halka eziyet etmeye başlamış. Denir ki Bulgar komitacılar ayaklandırıp silahlandırdıkları Makedon eşkıyayı Müslüman Türklerin yaşadıkları köylerin üstüne salıp katliam yapmalarını sağlamış. Bu katliam bazılarına göre iki bazılarına göre sekiz gün sürer ve çok sayıda Müslüman Türkün öldürüldüğü söylenir. Sadece Konçe köyünde 120 ila 130 kişinin öldüğü anlatılır.
Bu zulümler başlayınca Kara Abdi’nin Makedon dayıları, yani Kara Abdi’nin annesinin oğlan kardeşleri akşamın geç saatlerinde Konçe’ye gelip, Kara Abdi’nin Makedon dönmesi annesiyle yaşadıkları eve dayanmışlar. Kız kardeşlerine, “artık sen de yine kendi dinine, eski kültürüne dönebilirsin” demişler.
Kadıncağız da âşık olup evlendiği, Türk olan kocasını bırakmayı gönlü elvermemiş. Çoluk çocuğa karıştığı yuvasını, düzenini bozmak istememiş. Yaşamından mutlu olduğunu, yeni dininden de bir şikâyeti olmadığını belirtmiş. “Hayır!” cevabını duyan kardeşleri sinirlenip başlamışlar kız kardeşlerini tartaklamaya. İtirazlarını sürdüren bacılarına iyice hiddetlenmişler ve bıçaklayarak öldürmüşler.
Gece karanlığında bastıkları her evde arkalarında ölü bırakarak çıkmışlar. 128 Müslüman Türk’ü katledip köyden ayrılmışlar. Kara Abdi kahveden eve geldiğinde annesinin cansız bedenini bulmuş.
Kara Abdi bu olayı gördükten sonra birden ortalıktan kaybolmuş. Kimse nereye gittiğini, nerde olduğunu bilmiyormuş. Bazıları dağa çıktı, bazıları da Türkiye’ye kaçtı diyormuş. Derken bir gece Lubnica köyüne bir baskın yapılmış. Kara Abdi’nin başta dayıları olmak üzere akrabalarından toplam 42 kişi öldürülmüş. Aramışlar taramışlar failleri veya faili bulamamışlar.
Olaylar kulaktan kulağa duyulur, civar köylere de yayılır olmuş. İnsanlar daha sonra Kara Abdi’nin buralarda olduğu, dağlarda dolaştığı ve eşkıyalık yaptığını konuşmaya, birbirlerine abarta abarta, ya ata ya tuta anlatır olmuşlar. Dediklerine göre annesinin intikamını almak için dayılarını çoluk çocuk kesen Kara Abdi’nin ta kendisiymiş. Herkes Abdi’yi konuşurmuş ama gören tutan yok.
Görenler, “yanında adamları da vardı, köye atlarla geldiler ve bize zulmeden birkaç Makedon’u alıp götürdüler” diyorlarmış. Anlayacağınız hangi Türk-Makedon karışık yaşayan bir köyde Müslüman Türk köylüye bir baskı veya fenalık yapılsa Kara Abdi çok geçmeden adamlarıyla köyü basar zorbaları ya oracıkta halleder ya da dağa kaldırır olmuş.
İki günlük komitacı mezaliminin son gününde öldürülen bir Müslüman nineden sonra Kara Abdi’nin dağa çıktığı ve Konçe’ye doğru geldiği söylentisi yayılmış. Komitacılar katliamı sonlandırıp köyü boşaltmışlar. Böylece daha fazla insan ölmekten kurtulmuş. Oysa durum farklı olsa köyden canlı sağ çıkmazmış. O yıllarda Osmanlı Balkanlarda en zor günlerini yaşamakta. Ordu ve zaptiye etkin değil, kontrol sağlamakta zorlanıyor. Bunu fırsat bilen komitacılar köy basıp Osmanlı yönetiminden masum Türk köylüleri boğazlayarak intikam alıyorlar. Kurtulan çok şanslı.
Kara Abdi’nin namının yayılmasından sonra Makedonlar korkudan Türklere uzun süre dokunamamış. Türklerde yok olan otorite boşluğundan faydalanmak isteyen Makedonlardan bu sayede korunmuşlar. Aradan zaman geçer ve Kara Abdi’nin oradaki kolluk kuvvetlerinden kaçıp kurtulmak için Türkiye’ye gittiği duyulur. Duyulur duyulmaz da Bulgarların desteğiyle Türklere yönelik baskı ve katliamlar başlar. İşte Konçe’de de böylesine büyük bir Müslüman-Türk kırımı yaşanır.
Halk bu olayların başlamasıyla kurtarıcıları olan Kara Abdi’yi arar, onun yokluğunda hakkındaki hikâyeleri birbirlerine anlatır olmuşlar. İnsanlar onun adını uzunca bir süre yaşatmaya çalışmışlar. Türklerden zor durumda olanlar, “bak Kara Abdi benim hısımımdır, ona göre. Bir haber uçurdum mu akşama kapına dayanır” dermiş.
Kara Abdi gerçek bir kişi ve o dönemde Balkanlarda Türklere uygulanan mezalim de öyle. Bu hikâyenin hala unutulmadan anlatılmasının ve canlı tutulmasının sebebi de sanırım uzun zaman Balkan Türklerinin sıkıntı, zorluk ve eza çekmeleri.
Bugün bile sorunlar tam manasıyla son bulmuş değil. Kara Abdi efsanesi sırf bu yüzden canlılığını koruyor bugün bile. Ondan sonra anlatılanlarda belki biraz abartma ya da efsaneleştirme vardır var olmasına. Sonuçta kulaktan kulağa yıllarca anlatıla gelmiş ve hala da anlatılır yeri geldiğinde.
Makedonya’nın Osmanlı’dan koparılış sürecinden küçük bir kesit ve dönemin olaylarının simgeleşen ismi Kara Abdi’nin ilginç ve o derece ibret alınacak hikâyesi. Biz tanıdıklarımızdan, tanıştıklarımızdan derledik, yazdık. Eksiği ya da fazlası varsa af ola…
EN BÜYÜK BAYRAMDIR. CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.


29 Ekim 2012  13:05:24 - Okuma: (672)  Yazdır




İstatistik