Yazı

Savaş Çığlıkları
Savaş Çığlıkları 

Özcan Nevres

Suriye ile gerginlik tırmanırken bazı gazetelerde savaş çığlıkları atılmaktadır.

Savaş, çoğunluk için korku, açlık ve sefalettir. Bazı insanlar için vurgun demektir. Zenginlik demektir. İkinci dünya savaşında ülkemizde bile birçok insan kara borsa sayesinde zengin olmuşlardı. Oysa sıradan insanlar savaş mağduru olmuşlar yokluk ve yoksulluklar içinde kıvranmışlardı. İkinci Dünya Savaşının en kızıştığı yıllarda ilkokula başlamıştım. Gaz lambasında kullanılan gaz yağını bulmak çok zordu. Bu nedenle evlerin çoğunda karanlık hakimdi. Gerçi gaz yağı olsa dahi iyi bir aydınlatma yapmak olası değildi. Zira Alman bombardıman uçaklarının korkusundan evlerde yakılan ışığın dışarı sızması yasaktı. Dışarıya hafif bir ışık sızacak olsa pazvantlar (gece bekçileri) kapıya dayanır kırarcasına kapıyı çalarak ışığı kapatın uyarısı yaparlardı.
İki oda ve bir mutfaktan oluşan evimizin misafir odası oldukça geniş olmasına rağmen hemen, hemen hiç kullanılmazdı. Odada koca bir konsolun üzerinde kocaman iki adet ayaklı lamba vardı. O lambaların yakıldığını hiç görmedim. Bir de kocaman ayaklı bir bakır mangalımız vardı. O da odanın süs aksesuarıydı. Ancak çok önemli konuklarımız geldiğinde, misafir odasında ağırlanıldığında içinde odun kömürü yakılırdı. Kömürler iyice köz olduğunda sobanın bakır kapağı közlerin üzerine kapatılarak ısıtmanın uzun sürmesi sağlanırdı. Diğer daha küçük olan odamız ise hem yatak, hem de oturma odası olarak kullanılırdı.
Ders çalışmam için babam büyükçe bir sehpa yaptırmıştı. Gazımız olmadığı zamanlarda annem en az üç kahve fincanına zeytinyağı doldurur, pamuktan yaptığı fitili zeytinyağının içine daldırıp fitili yakardı. O günlerdeki ortama göre ben çok şanslıydım. Zira bizde zeytinyağı çoktu. Bu nedenle zeytinyağı kandili kullanabiliyorduk. Bir sınıf arkadaşım vardı. Evlerinde aydınlanacak gazyağları olmadığında bize gelirdi. Karşılıklı oturup kandil ışığında derslerimize çalışırdık. İleriki yıllarda uzman doktor olan bu arkadaşımı ne yazık ki çok genç bir yaşta bir trafik kazasında yitirmiştik.
Öyle bir yokluk çekiliyordu ki o savaş yıllarında, insanlar ölüleri için kefen bezi bile bulamıyorlardı. İşte o sırada savaş vurguncuları devreye girerek gereken kefen bezi bulunurdu. Doğal olarak değerinin üç beş katına bulunurdu. Büyük bir kasaba olan Menemen’de üç adet dizel motor ve motorların kayışla çevirdiği dinamolar vardı. Biri gündüz elektrikli radyoları olanlar haberleri dinlesinler diye çalıştırılırdı. Diğer ikisi de sokak lambalarını yakmak ve bazı evleri aydınlatmak için çalıştırılırdı. O yıllarda evlerin çok azında elektrik tesisatı ve bağlantısı vardı. Motorlar uzun kayışlarla elektrik üreten dinamoları çevirirlerdi. Motorlar sık, sık kayış attıklarından elektrikler çok sık kesilirdi. Motorları çalıştırmakla Nazmi usta görevliydi. Elinde uzun bir değnek pulelerden dışarı doğru kaymakta olan kayışları iterek pulenin üzerinde kalmasını sağlardı. Bazen yetişemediğinde kayış pulenin üzerinden kayar ve koca kayış havalarda dolaşır, sanki öldürecek birilerini arardı. 1950 yılında Marşal planıyla Menemen’e kazandırılan elektrojen grupları sayesinde Menemen bol elektriğe kavuşmuştu.
Savaş yıllarında ekmek karne ile alınabiliyordu. Yetişkinlere yarım ekmek (500 gram) çocuklara ise çeyrek ekmek veriliyordu. Kıtlık yılları denilen o yıllarda yok dedikleri, bulamıyorduk dedikleri ekmek bu kadardı. O günün ekmeğini bu günün ekmeğiyle kıyaslarsak her eve kişi başına iki ekmek giriyordu. Demek ki her yok denilen gıda maddesine daha çok hücum ediliyordu. Bu da savaşın olağan bir sonucuydu. Kıbrıs savaşında bile evler makarnalarla unlarla ve şekerlerle doldurulmuş değil miydi?
Savaşlar yalnızca ekonomiyi etkilemez. İnsan sağlığını da en olumsuz bir şekilde etkiler. Bu nedenle dileğimiz savunma gerekmedikçe savaşlardan uzak kalmak olmalıdır.
Özcan Nevres
 www.ozcannevres.com

23 Ekim 2012  22:16:13 - Okuma: (391)  Yazdır




İstatistik