Yazı

Besle Kargayı Oysun Gözünü
Besle Kargayı Oysun Gözünü 

Asil S. Tunçer

Çekiç Güç’ün bölgeye yerleşmesi ile ortaya çıkan otorite boşluğu sayesinde aradığı fırsatı bulan Kürtler, birbiri ardına özerk yapı adı altında devletleşme için önemli adımlar attılar.

Öteden beri devam eden aralarındaki anlaşmazlıkları çözümleyerek uluslar arası alanda ezilen, haksızlığa uğramış bir millet yargısı oluşturmaya çalıştılar. Bunda da özellikle Saddam’ın Kürtlere uyguladığı politikalar sayesinde başarılı da oldular.
         Aslında Kuzey Irak’taki Kürt partilerinin bir cephe altında birleşme fikri çok eskilere dayanmaktadır. Kürt gruplar arasındaki bu yakınlaşmaların başlangıcı ta 1980’li yılların başına kadar uzanmaktadır. Bu çerçevede, 28 Kasım 1980 tarihinde, IKDP, Irak Komünist Partisi (ŞUİ), IKSP ve Kürt Sosyalist partisinden oluşan bir grup Iraklı muhalif örgüt Ulusal Demokratik Cephe (CUD) adıyla bir cephe kurmuşlardır. Bu cephenin karşısında ise Aralık 1980 tarihinde KYB, Arap Sosyalist Partisi, Suriye yanlısı BAAS’çılar, Iraklı Demokratlar Topluluğu ile örgütlerin katılımı ile CEWQED adlı bir cephe oluşturulmuştur. Ancak ilk ciddi girişim Suriye ve Libya’nın desteği ile 18 Ocak 1985’de Şam’da KYP, PKK, IKP, Irak Kurtuluş Cephesi, Mektebi Şuul El Irak, KUK, Dev-Yol, Asala, Ceyşul İslami Kürdistan, İttihadı Demokrasi Kürdistan ve IKDP’nin katılımı ile olmuştur. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi adı altında bir birlik oluşturulması kararlaştırılmıştır. Ancak İran-Irak savaşı, özellikle K.Irak’taki güçlü iki parti olan KYP ve IKDP arasındaki anlaşmazlıklar bu cephenin oluşmasını engellemiştir. Bu toplantı, en büyük katkıyı PKK’ya sağlamış, bu tarihten sonra terör örgütünün Irak’taki faaliyeti hız kazanmıştır. 1988 yılına gelindiğinde bölgedeki sekiz büyük Kürt partisi güçlerini Irak Kürdistan Cephesi adıyla birleştirmişlerdir. Ancak bu bölgedeki asıl gelişmeler Körfez Krizinin ardından yaşanan Irak’a müdahale ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Kürt örgütleri toparlanmaya başlayacaklar, bağımsız bir Kürt devleti kurmak için çalışmalarına hız vereceklerdir.
         28 Ocak 1922’de Süleymaniye şehrindeki karargâhında bir açıklama yapan Talabani, “Bölgede bir Kürt Hükümetinin Mayıs 1992 ayında resmen kurulacağını, bu tarihte yapılacak referandum ve seçimlerden sonra, bağımsızlık yolunda kesin adımı atılacağını, Saddam yönetimi ile yaptıkları görüşmelerin hiçbir olumlu sonuç vermediğini, seçime Kürdistan cephesini oluşturan sekiz parti ile katılacaklarını, seçim sonunda bir parlamento oluşturacaklarını, Barzani ile arasında bazı konularda fikir ayrılığı olabileceğini, ancak temelde hedeflerin aynı olduğunu” bildirmiştir.
         Kürt liderler, 19 Şubat 1992 tarihinde parlamento ve tek lider belirlemek amacıyla, 3 Nisan 1992’de serbest seçimlerin yapılmasını, bu seçimlerde 18 yaşından büyüklerin oy kullanmasını, her otuz bin kişiyi temsil etmek üzere bir temsilci seçilmesini, Türkmen ve Hıristiyanlara da mecliste sandalye verilmesini kararlaştırdıklarını, bildirdiler. Oluşturulacak Meclis ile birlikte belirlenecek yeni yönetimin, Saddam ile görüşmelerde belli bir strateji belirleyerek kamu hizmetlerini yeniden organize etmesi, sekiz Kürt partisine bağlı güçlerin birleştirilerek milis dönemine son vermesi gibi hedefleri yerine getirmesi bekleniyordu. Her ne kadar Kürt liderler bu girişimlerini, Saddam’ın ambargosu karşısında bölgenin gündelik işlerinin takibi olarak açıkladılar ise de, gerçekteki amaçları bağımsızlığa giden yolda bölgedeki oluşumu meşrulaştırmaktan başka bir şey değildi.
         21 Şubat 1992’de davetli olarak, Türkiye’ye gelen Barzani yaptığı açıklamada; “Kuzey Irak’ta seçimlerin yapılacağını bildirdikten sonra, Irak yönetimi ile özerk bölgenin sınırları konusunda anlaşmaya varılamadığını, Kuzey Irak’ta sivil yönetim ve lider eksikliği olduğunu, seçimlerin bağımsız devlet kurmaya veya ayrılmaya yönelik olmadığını, bazı iç problemleri çözmek ve sivil yönetimi yeniden canlandırmak için yapılacağını, bölgede Türkmenler ve Süryaniler için yönetimde belli bir oran ayrılacağını” söyledi.
         Türkiye, Kuzey Irak’ta yapılması düşünülen seçimlerin bölgedeki otorite boşluğunu sona erdireceğini, hatta Irak’lı Kürtleri PKK’ya kullanabileceğini hesaplıyordu. Ayrıca Kürt liderler Türkiye’ye yapacakları seçimin 1970 otonomi anlaşması çerçevesinde sadece mahalli idareleri kalkındırmak amaçlı olduğuna dair güvence de vermişti. Türkiye öncelikli bu seçim sonucunda bölgedeki otorite boşluğunun giderileceğini umuyor, Kuzey Irak’ta yerleşmiş olan PKK ile mücadelenin, seçimden sonra kolaylaşacağını düşünüyordu. Kürt liderler ise, Türkiye’nin aksine ileride kurmayı planladıkları bağımsız Kürt devletinin hesaplarını yapmaktaydılar.
         Amerika’nın desteğini ve buna kaşın Türkiye’nin tarafsızlığını alan Kürtler, 3 Nisan 1992’de yapmayı planladıkları seçimleri çeşitleri sebeplerle 1,5 ay kadar erteleyerek 19 Mayıs 1992’de yaptılar. Seçim için gerekli altyapı hizmeti Almanya’dan sağlanmıştı. Kuzey Irak’ta 100.000 seçmenin 176 sandıkta oy kullandığı seçimlerde %7’lik bir baraj konmuş, azınlık diye bahsettikleri Türkmen ve Hıristiyanlara 5 sandalyelik kontenjan ayrılmıştı. Türkmenler seçimi ‘’Bu seçime yalnız Kürdistan vatandaşları katılır’’koşulu nedeniyle boykot ettiler. Seçime biri Hıristiyan partisi olmak üzere yedi parti katıldı. Seçimler sonucunda KDP Lideri Barzani % 44.58, KYB lideri Talabani ise % 44.30 oy aldı. Beşi Hıristiyan (Süryani) azınlığa ait olmak üzere, 105 milletvekili olan parlamentoda KDP ve KYP 50’şer milletvekili kazandı.5 Haziran 1992 günü Erbil’de çalışmalarına başlayan Kürt Parlamentosu’nda Başkanlığa KDP’li bir üye, Başkan Yardımcılığına ise KYB’li bir üye oybirliği ile seçildi.
         Gelinen bu süreçte, Kürt liderler bir yandan Türkiye’ye ve diğer bölge ülkelerine amaçlarının bağımsızlık olmadığı konusunda ikna etmeye çalışırken, diğer taraftan kendi otoritelerinin bölgede yaygınlaştırmak için devletleşme sürecini başlattılar. Bu kapsamda öncelikle, 5 Temmuz 1992’de Kuzey Irak Meclisi, Fuat Masum’u Başbakanlığa tayin ederek hükümetin kurulmasını sağladı. Ardından da sürpriz bir kararla KDP ve KYP, silahlı güçlerini birleştirerek 50.000 kişilik bir ordu kuracaklarını açıkladılar.4 Ekim 1992’deki Kuzey Irak’ta ki Kürt Parlamentosu’nun Kürdistan Federe Kürt Devleti’nin kuruluşunu açıklaması Türkiye’de tam bir şok etkisi yarattı. Aslında bu durum beklenen bir gelişmeydi, sadece Türkiye önünde gelişen olaylara sağırdı, kördü. Nitekim Kuzey Irak’taki ilk Kürt Hükümeti’nin Başbakanı Fuat Masum’un gazetelere yansıyan şu beyanı; “Geldiğimiz nokta ne özerklik ne de bağımsızlıktır. İkisinin arasında bir yerdeyiz. Nereye gideceğimizi zaman gösterecek” şeklinde oldu ve bu sözler aslında gelecekte yapılacakların bir habercisiydi.Konu ile ilgili Türkiye’nin gösterdiği tepki üzerine KYP sözcüsü Bahram Salih bir açıklama yaparak; “Sözlerinin yanlış anlaşıldığını, Kuzey Irak’ta Federe Kürt Devleti ilan edilmediğini, yalnızca Irak ile federasyon çatısı altında bir yapılanmaya gidilebileceğini” bildirerek yanlışı düzetmeye çalıştı. Konu ile ilgili Türkiye’nin cevabı Bakanlar Kurulu tarafından basına yapılan bir bildiri ile açıklandı. Buna göre; “Kuzey Irak’ta bulunan tüm halkların güvenliği ve başlıca güvencesi Türkiye’dir. Ancak son Federe Devlet kararını, tek yanlı alınmış ve Irak’ı bölünmeye götürecek bir adım olarak görüyoruz” denildi.
         Bu arada Saddam’ın bölgeye karşı uyguladığı ambargo bütün şiddeti ile devam ediyor, Kürtler ambargoya karşı tek çıkar yol olarak Türkiye’yi görüyordu. Diğer taraftan Kuzey Irak’ta üstlenen PKK örgüt elemanlarına karşı Türkiye’nin bölgedeki Kürt liderlerinin desteğine ihtiyacı vardı. Bütün bu ilişkiler sonucu Kasım 1992’de Silopi’de bir araya gelen Türk yetkililer ile Barzani ve Talabani bölgede PKK ile ortak mücadele, bölgenin birtakım ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanması konusunda anlaştılar. Artık Türkiye, tarihte olmadığı kadar Kuzey Irak’taki Kürtler ile işbirliğine girmiş, bölgedeki ağırlığını önemli ölçüde arttırmıştı.
         İki taraf arasındaki anlaşmazlığın en önemli noktasını, Körfez Savaşı’ndan bu yana Saddam yönetimine karşı Kuzey Iraklı Kürt liderlerin takip ettiği farklı politikalar oluşturmuştu. Yerel yönetimde etkin olma çabaları, geçmişe dayalı kişisel rekabet ve Erbil’in kontrolü gibi nedenlerle hep çatışma yaşanmıştı. Peki! Hiç anlaştıkları noktalar yok muydu? Vardı tabiî ki. Türkiye’nin yardımıyla Kürt devletinin kurulması ve Türkiye’nin hala açık tutmakta ısrar ettiği Habur Sınır Kapısı’ndan Kürtlere akan gelirin paylaşımı.
         Daha ne diyeyim: Besle Kargayı Oysun Gözünü!
         (sürecek)

23 Mart 2007  00:29:16 - Okuma: (1119)  Yazdır




İstatistik