Yazı

Balkan Savaşları’nın Miladında
Balkan Savaşları’nın Miladında 

Asil S. Tunçer

Unutulan ve Sineye Çekilen Türk Soykırımı –IV–

“Türkiye’de 100 papaz yetiştirilince kıyamet mi kopacak?” beyanatına şu şekilde bir soru yöneltilebilir. Peki, Yunanistan’da İmam yetiştiren İlahiyat Fakültesi var mı? Oradaki camiler için 100 imam yetiştiriliyor mu? Rodos ve İstanköy bölgesinde 1972 yılından beri, tam 40 yıldır Müftü yok. Adaları gezip cami izi sürenler bilir. Kaç camimiz ayakta ve korunuyor. Rodos’ta faal tek cami İbrahim Paşa. O da sadece çevresindeki bar ve meyhaneler rahatsız olmasınlar diye ezansız öyle namazına müsaadeli.
 
Şadırvanlar tahrip edilmiş, camilerin çoğu yıkık (Sakız, Girit, İstanköy vs) ya da ya meyhane olmuş ya da kafe-bar. Geçtim onu bizdeki papaz okulu ile ilgili hassas nokta aslen şudur: Lozan Antlaşması Madde 40’taki eşit haklar ilkesi ile Madde 45’teki Mütekabiliyet ilkesi ruhban okulunun açılmasına engeldir. Ayrıca Anayasanın 90’ıncı maddesine göre bu konunun muhatabı Lozan Antlaşması’dır. Bu yüzden Batı’ya şirin görünmek isteyen siyasilerimiz bu konuda attıkları her adımın Lozan’a takıldığını iyi bilmeliler. Bildiklerini sanmıyorum; bilseler böyle bir cahillik yapmazlar. Aksi takdirde vatana ve millete ihanetle sabit suç işlemiş olurlar.
 
Ortodoksluğun kalesi olan Yunanistan’da dahi tüm dini okulların Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı bulunmasına ve kiliseye bağlı dini okul bulunmamasına rağmen neden Patrikhane, okulun Heybeliada Ruhban Okulu’nda ve devlet denetiminde olmaksızın açılması için özel bir çaba sarf etmektedir düşünmek lazım. Yunanistan’da onca Türk-İslam eseri tamirat beklerken biz memleketteki tüm kiliseleri onarıyor, restore ediyoruz. Bunu şundan söylüyorum. Sırf kıyaslama olsun ve kültürel değerlere bakış açımızdaki farklılık ortaya konulsun diye…
 
Girit’te limandaki caminin (şuan resim galerisi) fotoğraflarını çekerken özellikle mihrabın üzerindeki ayeti üst üste görüntülemem içerdeki görevlilerin dikkatini çekti. Bana sordular nereli olduğumu ve yazının ne anlama geldiğini vs. Kendilerine bu yazının Kuran-ı Kerim’den alınma bir yazı olduğunu, mihrap kelimesinden bahsedildiğini anlattım: “Kullema dehale aleyha Zekeriyyel mihrap”. Ayetin “Vecede inneha rizka” diye devam ettiğini dolayısıyla kısmen Meryem Ana’dan söz edildiğini de anlattım. Çok şaşırdılar. Bir cami mihrabında Meryem Ana’yı referans eden ayet.
 
Yunanistan Kültür Bakanlığı ile Yunanistan’daki Türk-İslam eserlerinin durumu ve akıbeti ile ilgili daha sıkı bir diyalog kurmamız lazım diye düşünüyorum. Onlara oradaki eserlerin kendilerinin bir kültürel zenginlikleri ve ülkelerine olan turistik çekiciliğin bir parçası olduğunu hatırlatmakta fayda olacağı kanısındayım. Çünkü Yunanlılar hala Türk düşmanlığı etkisinden ve Türk fobisinden kurtulamamış gözüküyorlar. Zira Rodos, Girit, Kos (İstanköy), Kios (Sakız), Kavala, Selanik ve Ferecik bunlara çok bariz örnek yerlerdir. Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın ve Makedonya’nın çok yerinde hele Romanya’da Türk-İslam dönemi eser kıyımı söz konusudur ve bu konuda devlet olarak harekete geçilmesi lazımdır.
 
Son günlerde sıkça kullanılmaya başlanılan bir sözcük var: “Karşımızdakiyle empati kuralım!”. Bir Yunanlıyla bunu nasıl başaracağınızı bilmiyorum ama bunu yapmadan önce Balkanlarda Türklere ve Türk eserlerine, kültürüne yapılan baskıdan, daha da açıkçası asimilasyondan, dini, kültürel ve eğitim özgürlüklerinin kısıtlanmasından, insanımıza ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmasından biraz bahsetmek ve bunun önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri konuşmak istiyorum. 
 
Özellikle son üç yıldır ana kıta Yunanistan ve adaları içine alan tur güzergâhlarını içine alan programları yapmış biri olarak, Atina’nın güneyi hariç, hemen tüm adaları, ana kıta Yunanistan’ı, Makedonya’yı, Romanya’yı, Karadağ’ı ve Hırvatistan’ı ayrıca Arnavutluk’u ve Kosova’yı birebir gezmiş, yerinde görmüş biri olarak söylüyorum. Balkanlarda Türk soykırımı yapılmıştır, Türk kültür asimilasyonu gerçekleşmiştir ve Türklük aşağılaması vardır. Bunu dillendiren ya da bunun arkasını arayan, yani sorunu araştıran yoktur.  
 
Ülkemizden buraya gidenlerin çoğu genellikle 1920’li yıllarda, buradan zorunlu göçe tabi tutulan insanlarımızın ileriki kuşak akrabaları. Asırlardır adada yaşayan insanlar gün gelmiş ve bir çırpıda yurtlarını terk etmek durumunda kalmışlar. Osmanlıların diğer egemenlik sürdürdükleri çoğu yerde olduğu gibi burada da pek fazla eser kalmamış. Yine de oradan koparılan insanların yerine ikame olanlar, Anadolu’nun en güzel yerlerinden gelenler adada öyle bir hayat ve çevre kurmuşlar ki gezdiğiniz ve gördüğünüzde sanki Ege’deymişsiniz gibi hissediyorsunuz kendinizi. Yalnız bir sokak öteye adım attığınızda ise karşınıza birden ya harap durumda bir cami ya da yok olmaya yüz tutmuş bir hamam veyahut benzeri bir yapıyı görüyorsunuz. Çok acı. Bu da keyfinizi kaçırıyor açıkçası.
 
Söz buraya kadar gelmişken mübadeleden söz etmeden geçemeyiz. Giresun isimli gemimiz 1924 yılında, 300 yıldır aynı topraklarda yaşayan binlerce Girit göçmeni Türk’ü İzmir’e getirdi. 30 Ocak 1923 günü, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ön anlaşmayla 2 milyon insanın yer değiştirmesi daha Türkçesi yurt değiştirmesi gündeme geldi. Anadolu’da yaşayan 1 milyon Ortodoks ile Atina ve Ege adalarında yaşayan, yaklaşık 800 bin Müslüman, yaşadıkları topraklar yeni topraklara anayurtlarına göç ettirildiler.
 
O zamanki şartlarda bu gerekliydi ve yapılmalıydı; yapıldı da. Elbette ki sancısız olmadı ve hala karşılıklı ziyaretlerde gözyaşı dökülmesi bunun en gerçek ve acı göstergesi. Göçenler göç ettikleri yerlerde göçmen, sığınmacı muamelesi gördüler. Uyum ve toplumla kaynaşma sorunu yaşadılar. Geldikleri yerleri, memleketlerini özlediler. Ne oralı olabildiler ne de buralı… (Mübadele konusunda daha geniş bilgi için bknz Doç. Dr. Kemal Arı, Büyük Mübadele –doktora tezi-)
 
Girit Türkleri, Girit adasının Osmanlı Devleti yönetiminde kaldığı 1645-1908 döneminde meydana gelen Türk göçlerinden, ada halkı içinde ihtida (İslamiyet’i kabul) süreciyle ve çeşitli Osmanlı tebaası toplumlar arasındaki kaynaşmalarla asimilasyondan oluşmuş ve bu şekilde özgün bir kültür oluşturmuş bir Türk toplumudur. Osmanlı öncesi ada halkından İslamiyet'e geçenlerin bir kısmı 19. yüzyıl başında Yunan milliyetçiliği akımlarının etkisinde kalarak Hıristiyanlığa geri döndüler (irtidad). Bundan başka diğer cemaatlerden Müslüman kalanlar ise Türk kimliğini benimseyerek kendilerine Türk demişlerdir. Girit Türkleri deyince bu anlamda ırksal ve ulusaldan çok halklar anlaşılır.
 
Bu toplumun 19.yy sonlarında başlayan ve Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile tamamlanan Anadolu'ya (veya komşu coğrafyalara) geri göç hareketinin günümüze uzanan bireyleri Girit Türkleridir. Türk Giritliler veya kısaca Giritliler de denilir. Girit Türklerinin Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Türkiye'ye gelenleri ağırlıklı olarak Çukurova, Ayvalık, İzmir, Bodrum, Side, Mudanya, Adana ve Mersin'e yerleşmişlerdir. Ayvalık ve Alibey /Cunda adasında halen nüfus çoğunluğunu teşkil eden Girit Türkleri arasında Yunancanın Girit lehçesi de günümüze dek kullanılmaktadır.
 
Göç hareketi üç dalga halinde cereyan etmiştir. İlk dalga 19. yüzyıl sonlarında, adada Osmanlı hâkimiyetinin zayıflamasıyla Anadolu'ya dönmeyi tercih edenler ve özellikle de adanın doğu kısmında 1897'de cereyan eden toplu katliamlardan (wholescale massacre)  kaçabilenlerdir. Bu terimi kullanan, olayların görgü şahidi olan İngiliz gazeteci-yazar Henry Noel Brailsford'dur.
 
İkinci dalga, yapısında adanın Türk-Müslüman azınlığı için temel haklar barındıran Girit Cumhuriyeti'nin (1896-1908) Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'in ilanını takip eden dönemdeki otorite boşluğunu fırsat bilerek bir oldubitti ile Yunanistan'a bağlanması ile ayrılmak durumunda kalanlardır.
 
Üçüncü ve son dalga ise, Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile dönmüştür. Karaman bölgesinde Ortodoks Türkler de bu gruba dâhil olmuşlardır. Girit’ten göç etmiş Türklerden yakından tanıdığımız isimler arasında Ali Fuat Cebesoy ve Mustafa Fehmi Kubilay’ı sayabiliriz.
 
Türk Ortodoks Hıristiyan Gagavuzlar ile Karamanlı Ortodoks Hıristiyan Türkler, Yunanistan'dan gelen Müslümanların arasında da Türklerin yanında Drama Rodop Dağları’ndan gelen Bulgarca konuşan Pomaklar, Romence konuşan Ulahlar, Rumca (Yunanca) konuşan Patriyotlar ve kendi dilleriyle konuşan Arnavutlar da ister istemez yer aldılar. Yaklaşık 1 sezon Yunanistan’a göç edenlerin buraya olan gezilerinde rehberlik yaptım. Ayvalık’ta, Urla’da, Alaçatı’da ve İzmir’de dedesinin mahallesini, ninesinin komşusunu arayan, gözü yaşlı turistlerimi unutamam. Bir de Kavala’da, Selanik’te ve Girit’te ve daha başka yerde Anadolu sıcaklığını bizlere aynen hissettiren aslında hala bizden birileri olan Yunanlı dostlarımızı da. 
 
Rodos İtalyan hâkimiyetinde olduğundan, buradaki Türkler Girit gibi mübadeleye tabii olmaz. Bu nedenle günümüzde Rodos'ta küçük bir Türk azınlığı bulunmaktadır ve halen 3.500 civarında Türk’ün yaşamasına olanak sağlamıştır. Öte yandan 1923 yılında yapılan mübadeleden etkilenmeyen, ancak Türkiye’ye dönmek isteyince Atatürk’ün emriyle önce Fethiye’ye, ardından da Marmaris’in Turgut Köyü Delikyol Mevkii’ne yerleştirilen Rodoslu Türkler, 86 yıldan bu yana elektriksiz ve susuz yaşamaya devam ediyorlar. Bunun nedeni ise yerleşimin imar planı dışında olması olarak gösterilmektedir.
 
Hemen Girit değil Yunanistan’ın genelinde hemen her yerleşimde bir Türk toplumu ve bununla birlikte Yahudi cemaati vardı. I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Türkler, II. Dünya Savaşı döneminde de Yahudilerin soyları kırıldı. Bilhassa Makedonya bölgesi misal Karaferye, Osmanlı yönetimi döneminde çok önemli bir Osmanlı yerleşimiydi. Bugün Veria şehri olan bu önemli yerleşimde 10.000’e yakın nüfus yaşamaktaydı. 20 civarında camii ve mescit bulunmaktaydı. Bugün geriye kalan sadece Medrese Camii (Eminzade Hacı Ahmed Ağa Camii), Atik Camii, Bayır Camii, Çelebi Sinan Bey Camii, Çirmen Camii zar-zor ayaktadır. Örneğin; ilk Hititoloğumuz, Prof. Dr Sedat Alp ve Bestakar Hafız Hüseyin Tolan Karaferye’lidir.
 
 
Yararlanılan Kaynaklar:
 

14 Ekim 2012  23:36:57 - Okuma: (869)  Yazdır




İstatistik