Yazı

18. Yüzyılda Ayasuluğ / Efes (1)
18. Yüzyılda Ayasuluğ / Efes (1) 

Ali Can

(Grafik tasarımcı arkadaşın işi olduğu için bu defa ben yazmak zorunda kaldım. Kusurlarım olursa bağışlayın.)

18. Yüzyılda Ayasuluğ / Efes (1)
 
(Grafik tasarımcı arkadaşın işi olduğu için bu defa ben yazmak zorunda kaldım. Kusurlarım olursa bağışlayın.)
 
Demiryolunun gelmesinden çok önceydi. 
Bir zamanların en görkemli kenti derin bir uykudaydı. Büyük İskender'in generali Lysimakhos’un Efes’i toprak altında kalmış ve ayakta kalan son mermerlerini de Ayasuluğ’un inşasına miras bırakmıştı.
18 Ağustos 1348tarihinde Aydınoğlu Hızır Bey ile Papalık Devleti arasında yapılan antlaşmayla Ayasuluğ’da kurulan Kıbrıs, Rodos ve Venedik konsolosluklarının izi dahi kalmamıştı.
İsa Bey Camii eski günlerin ihtişamından uzak ve kimsesizdi. Terk edilmişti.
O günlere, 18. yüzyılın bu hüzünlü kentine gidelim. Rehberimiz Tournefort. (gravürler koleksiyonuma aittir.)
Ayasuluğ , 25 Ocak 1701
Sabahın dokuzunda Efes’e gitmek için İzmir’den yola çıktık. Kentten çıkınca, bugün hala büyük, hemen hemen eşkenar dörtgen biçiminde taşlarla döşenmiş bir askeri yola giriliyor. İzmir’e üç saatlik uzaklıkta, daha ileride denize dökülen, oldukça güzel bir çaydan geçiliyor.
 
Arazi düz, ekilmemiş. Birkaç yerde çamla karışık küçük baltalıklardan oluşan ormanlar var. Bir Türkün yol kenarındaki çayıra yerleştirdiği ahşap bir dükkanda kahve içtik. Saat dört buçuğa doğru Çerpiköy’e geldik. Hiç ekilmemiş büyük bir ovanın ortasında berbat bir köy olan Çerpiköy’de (Kipert’in haritasına göre bugünkü Şirinyer ) büyük bir eski ve örme duvar kalıntısı görülüyor. Yöre halkının söylediğine göre bu duvar İzmir’e su götürmek için kullanılmış bir sukemeriymiş.
Çerpiköy ile Efes arasında ormanlıklarla kaplı dağlar uzanıyor. Bu dağlarda özellikle yaz aylarında eşkıyalar ve soyguncular cirit atıyormuş. Ama biz sadece domuz ve geyikleri gördük. Yırtıcı, vahşi kediler de çok korkutucuydu. Dağlarda kendiliğinden bitmiş, meyveli, zeytin ağaçlarını gördük. Ama buranın halkı zeytin toplamayı bilmiyor, bu yüzden tüm zeytinler ziyan olmuş. Zeytinleri hep hatalı topluyorlar. Efes’e yaklaştık. Kaystros’un (K. Menderes) üzerine eski mermerlerden bir köprü yapmışlar. Su çok şiddetli akıyor. İleride bazı değirmenler var. Daha sonra Efes’in denize bakan kısmı hariç her yanı dağlarla çevrili büyük havzasına giriliyor.
Şairlerin, kıvrıla kıvrıla akan Kaystros’u anlatmamış olmasına şaşırdım. Bir zamanlar çok ünlü bir kent olan Efes’in bugünkü durumu içler acısı. 30-40 Rum ailenin yaşadığı berbat bir köye dönüşmüş durumda. Söz konusu aileler okuma yazma bilmiyor. Bu zavallı Rumlar eski mermer bloklarının arasında yine aynı mermerlerden yapılmış heybetli sukemerlerinin arasında yaşıyorlar.
Türklerin yaşadığı kale, kuzeyden güneye doğru uzanarak bütün ovayı denetim altında tutan bir tepenin üzerinde. (devam edecek.)


7 Ekim 2012  13:46:58 - Okuma: (583)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik