Yazı

12 Eylül Darbesini Yargılamak
12 Eylül Darbesini Yargılamak 

Özcan Nevres

On iki eylül darbesini yargılamaya çok hevesli olanlara sormak gerekir.

Neden on iki eylül darbesini yargılamak istiyorsunuz da on iki eylül öncesine gözlerinizi kapatıyorsunuz? On iki eylül öncesi her gün hiçbir günahı olmayan, siyaseti aklının kenarından bile geçirmemiş insanlar bile kahvehanede otururken öldürülüyorlardı. Siz o dönemde çocuğunuzu ya da çocuklarınızı okutuyor muydunuz? Ben o acı günleri yaşadım. Zira o yıllarda kızım Boğaziçi Üniversitesinde okuyordu. Her gün gözlerimiz televizyonda, kulaklarımız radyoda, öldürülenler arasında benim çocuğum da var mı korkusuyla yaşıyordum. Darbeyi yapanların yargılanmasını ben de istiyorum ama darbe yaptıkları için değil. Darbe yaptıktan sonra yaptıkları yüzünden yargılanmalarını istiyorum. Darbe yaptıktan sonra çok zengin olanlar, bulundukları makamı kötüye kullananlar mutlaka yargılanmalıdır. Neydi onların saltanatları öyle?
Bir gün Datça’daki dükkânımda çalışırken tepemizde dolaşan jetin sesi beni rahatsız etti. Zira jetlerin yerleşim alanlarının üzerinde uçmaları yasaktır. Oysa bu jet üstümüzde dolanıp duruyor. Dışarı çıktığımda bitişik komşum olan Reşadiye Mahallesi muhtarı da kapı önünde dikilmiş jeti seyrediyordu. Muhtar bu ne iştir böyle? Yerleşim alanı üzerinde uçmaları yasak değil mi diye sordum? Kocabaşı görmüyor musun dedi. Dükkânımın karşısında bir Mercedes duruyordu. İçinde de darbenin üyesi Nejat Tümer oturuyordu. Beyefendi Reşadiye’nin ünlü suyundan koca bir bidonu su parası tahsil eden görevliye vermiş, iplik gibi akan suyla dolmasını bekliyor. Jet pilotu ise havadan Nejat Tümer’i koruma görevini sürdürüyor. Suyunu arabasına yüklettirdikten sonra AKTUR daki yazlığına götürecek ve böylelikle jetin havadan koruma görevi sona erecek. Biraz sonra yakıtı tükenen jet gitti. Yerine başka bir jet geldi.
Datça’nın merkez Karaköy’ünde bir mafya babası geniş bir arazi satın almış. İçine büyük bir köşk ve kameriyeler yaptırmış. Konuklarını bu köşkte İzmir’den ve İstanbul’dan getirttiği kızlarla ağırlıyormuş. Nejat Tümer bu köşke gitmek için adeta bir polis ve jandarma eskortluğunda gidiyordu. Dönerken de öyle. Oysa görevi ne olursa olsun saçı bitmemiş yetim hakkıyla kimse saltanat yapamaz. Eğer yapmışsa hak ettiği cezayı alması gerekir.
Evim Menemen’in en merkezi yerindeki Nevres apartmanındaydı. Üç ana yolun kesiştiği yerde olduğu için çok gürültü oluyordu. Sabah her günkü gibi erkenden kalktığımda caddede alışık olmadığımız bir sessizlik vardı. Bu işte bir iş var diyerek balkona çıktığımda caddenin öbür tarafında iki askerin tam donanımlı olarak beklediğini gördüm. Askerlere darbe mi oldu diye sorduğumda yanıtı evet oldu. Sevinçle mutfağa gidip iki tane ekmek arası kaşarlı tost yaptım. Sepete koyup aşağı sarkıtarak askerlere almalarını söyledim. Önce almak istemediler. En az gecenin üçünden beri orada nöbette oldukları ve karavana yemedikleri kesindi. Bu nedenle almaları için ısrar ettim. Belli ki çok acıkmışlardı. Korkularını yenerek tostları aldılar. Darbe yapılmasına o günkü koşullar içinde sevinmemek mümkün olabilir miydi? Artık kızımın yaşamından kuşkum olmadan yaşayabilecektim. Bu darbeye alkış tutmama rağmen anayasa oylamasında ret oyu verdim. Hem de göstere, göstere. Zaten göstermeseydim de hangi yönde oy kullanıldığı belliydi. Zira oy pusulalarının içine konulan zarflar şeffaftı. Bakmayın bu günlerde darbeye karşı ahkâm kesenlere. Yüzde doksan dört evet oyu verenler onlar değiller miydi? Yahudi bir mitingde konuşmacıların tümünü de yaşasın, yaşasın diye alkışlıyormuş. Biri sormuş. Her konuşanı yaşasın, yaşasın diye alkışlıyorsun. Peki, kim yaşasın diye sormuş. Yahudi, kuzum daha belli değil, kim kazanırsa o yaşasın demiş. Kıssadan hisse.
Özcan Nevres

3 Ekim 2012  11:47:59 - Okuma: (306)  Yazdır




İstatistik