Yazı

İnsana Uygun Yaşamak
İnsana Uygun Yaşamak 

Hüseyin Gül

Toplumsal yaşamın amacı, barış ve dayanışma içinde üretip, hakça paylaşmak olmalıdır. Bu ne kadar yaygın, derinlikli olursa, yaşam o ölçüde önem taşır ve başka unsurlarla birlikte insana uygun nitelik kazanır.

                  Düzene uygun yaşamak;
 
                  “ Ben “ duygusu, yaşamı süren önemli bir etkendir. Tüm canlılar onun dayanılmaz dürtüsüyle yarışırlar. Her kes, her zaman kendine daha güzelini ve daha fazlasını ister. Böylesi bir anlayış, adaletsiz bir ortam yarattığı için anarşiyi de birlikte getirir.
                 Yaşamış olduğumuz düzende, egemenlik paranın gücündedir. Maşa gibidir onun eli, uzanır yaşamın içine, alır ve suya basar gibi söndürür sevdaların ve tüm güzel duyguların ateşini. Ve sürdürür baskılarını çıkarına göre.
                 Bu nedenle düzene uygun yaşamak zorunda kalırız. 
                 Bir avuç azınlık, düzeni böyle kurmuş ve çıkarlarıyla birlikte yaşamı almış götürüyor.
                 Güçlü olan ormana kral ve yaşamak krala uygun olur.
                 Sosyal ve toplumsal işleviyle, hakça bir yaşam çıkarcı güçlerin işine gelmediği için, sosyalizm bir ütopya gibi gösterilmek istenmiş. Oysa Yunus Emre Divanı’nda anlatıldığı gibi, aleviler, Kırklar Ceminde bir tek üzüm tanesinin kırk kişiyle, nasıl hakça paylaşılabileceğini göstermişler ve sosyalizm içindeki eşitlik anlayışının bir ütopya olmadığını, yüzlerce yıl öncesinde kanıtlamışlardır.
                  Neden sosyalizm Sovyetlerde kısa ömürlü olmuş?
                  Neden tek örneği Küba’dır ve Castro’dan sonra ne olacağı bilinmemektedir?
                  Bunların çok uzun gerekçeleri vardır.
                  Toplumsal yaşamı yöneten egemenler, kendi çıkarlarını sürdürmek için ne gerekiyorsa yapmaktan çekinmemişler. En çok da sosyalist düşünce ve örgütlenmesine karşı, yalan ve karalamayı yakıştırmaktan sakınmamışlar. Parasal güçleri ve şeytani akıllarıyla, insani değerleri ve yaşamı hiçe sayan anlayışlarıyla, egemenliklerini koruyup, çıkarlarını sürdürmüşler, sürdürmektedirler.
                  Toplumsal yaşamın tarihsel geçmişine bakıldığında görülecektir;
                  Tarih Baba her zaman savaşları, işgalleri, onlara bağlı olarak da şahları, kralları öne çıkarır ama yaşanmış acıları yazmaz. Çünkü egemen güçler izin vermez.
                  Mısır Piramitlerinin Dünyanın yedi harikasından biri olduğu ve kimlerin yaptırdığı övgüyle yazılır, çizilir de kızgın çöl sıcağında kralların, egemen güçlerin baskıları ve kırbaç altında, binlerce kölenin acıları üstüne dikildiği bilinmez. Neden bilinmez.. çünkü egemen güçler izin vermez.
 
                  Devrimci anlayış insana uygun yaşamaktır
                               
                İnsanoğlu bireysel, hem de toplumsal çıkarları adına, kendini ve yaşamı aşmak zorundadır. Bunu yapılabilmesi için de devrimci ahlakla dürüstçe yüzleşmesi gerekmektedir.
                Yaşamın gerçeği, yaşanmışların kendisidir ve onlar, yüreğimize dokunup geçerken duyumsadığımız acılar da devrimcinin gerçeğidir. Bu gerçeğin, insani açıdan, dönüştürülüp yaşamla özleştirilmesi için ne yapılması gerektiği onun devrimci görevidir.
                Devrimci, devrimcilik anlayışını yaşamın önceliğine koyup, olabildiğince ona uygun yaşamak zorundadır. Yoksa kendine karşı samimiyeti kuşku uyandırır.
                Akıl ve gelişen düşüncenin etkisiyle, yaşam içindeki çelişkileri düzeltip, daha aydınlık ve yaşanır bir dünya geliştirmek, devrimciliğin görevi ve insana uygun yaşam gerçeğidir.
                Ne yazık ki köklü değişimler, tarih göstermiştir ki kan dökülmeden yapılamamıştır.  
 
                Devrimciliğin akıllı ve sevdalı bir anlayışı olmalıdır
 
                - Devrimci bilinci akılla özümsemek.
                Bu ayrı bir eğitim ve kültür işidir. Doğru düşünmenin yolu, nitelikli bilgi ve insani duygulara bağlıdır. Dogmatik dayatmalar, eskimiş örf ve adetler her ne şekilde düşüncenin önünde engel olarak dursalar da akıl, bunları aşmanın yolunu bilmek zorundadır.
                - Akıl ve bilincimizin duygularımızla yüzleşmesi.
                Bu yüzleşme, insana uygun yaşamın önemli bir aşamasıdır. Toplumsal yaşamı, insan hakları açısından alırsak, kendimiz için istediğimiz her şeyin başkaları için de geçerli olduğunu düşünmek, sosyal ve toplumsal anlayışın gereğidir. Dogmatik düşünceden farkını görebilmek için, sosyalizme maddeci diyebiliriz ama duygularımızı işin içine katmadan sosyalizmi anlamak ve özümseyip uyum sağlamaya çalışmak boşunadır.
                - Bilincimizi kısır bir döngü içine alıp, zaman aşımına uğratmamak
                Devrimci bilinci, çeşitli kültürel kaynaklar ve yaşadığımız pratikten alabiliriz. Elde edilen bilinci, gelişen ve değişen şartlarıyla birlikte toplumsal yaşama uyarlanabilir olmasını sağlamak, insana uygun yaşamanın gereğidir.
 
                 Devrimcinin görevi
 
                 Kapitalist düzen ve egemen güçlerin yaşamını sürmesi, toplumsal dinamiklerin yanında emeğin alın terine dayanır. Egemen güçlerin amacı, emeğin olabildiğince sömürülmesidir.
                 Devrimcinin işlevi de yaşamı anlamlı kılmak ve toplumsal değerleri yükseltmek için emeğin sömürülmesini önlemektir.
                 Evren’in birliğini ve yaşamın bütünlüğünü sağlayan gerçek nedir?
                 Bilimin ışığı ve emeğin gücüyle, yaşamın evrimini kısır döngü içine düşmeden sürdürebilirsek Tanrı ile yüzleşmeye kadar gidebiliriz. O gün geleceğimiz nokta, şimdiki bilincimiz ve hayal gücümüzün ne kadar üstünde olsa bile, Evren’deki sırrın, akıl yoluyla çözülmüş olacağını düşünüyoruz.
                Doğanın yaratıcı gücünü, aklın boyutları içinde sorgulayıp yaşamın sırlarını açığa çıkarmak, devrimci anlayışın görevidir.
               Ve en güzeli “İnsana uygun yaşamak” bu olmalıdır.

30 Eylül 2012  23:09:51 - Okuma: (386)  Yazdır




İstatistik