Yazı

4+4+4 de Korktuğumuz Oldu
4+4+4 de Korktuğumuz Oldu 

Özcan Nevres

Dört artı dört artı dörtte en büyük korkumuz beş buçuk yaşındaki çocuklarla, on bir on iki yaşındaki çocukların arasında oluşacak olan şiddet olaylarıydı.

Dün korktuğumuz oldu. Dokuz yaşındaki bir kız, beş buçuk yaşındaki bir erkek çocuğunu tuvalete kapatıp üstündekilerinin tamamını çıkarttıktan sonra küçük çocuğu öldüresiye dövüyor...Olayın en kötü yanı, o minik çocuğun öldürülesiye dövülürken ağlamasını hiç kimsenin duymamış olmasıdır. Aralarında beş buçuk yaşında çocukların bulunduğu bir okulda yönetimin çok dikkatli olması gerekir. Özellikle tuvaletlerin aralıksız gözaltında tutulması gerekir. Çocuk öldürülesiye dövülürken okul yönetimi neredeydi? Daha kötüsü ise yönetimin olayı örtbas etmeye çalışmasıdır.
Gelelim dayak olayının psikolojik yönüne. Dokuz yaşındaki çocuk, kendisinden oldukça küçük olan çocuğu döverken neden çırılçıplak soyuyor? İki olasılık var. Ya çocuğun babası sadist bir sapık, eşini çırılçıplak soyup da dövüyor. Ya da annesi o dokuz yaşındaki çocuğunu TERBİYE ! etmek amacıyla çırılçıplak soyduktan sonra kıyasıya dövüyor. Çocuk da babasını veya annesini örnek alarak kafasına dövmeyi koyduğu çocuğu soyarak dövüyor. Bu olay nedeniyle dayakçı çocukla psikologların ilgilenmesi yeterli olamaz. Daha derinlere inilmesi gerekir. Çocuğun annesinin de, babasının da psikolojik tedavi görmesi gerekir. Yapılacak incelemede ortaya çıkacak olan sonuca göre o çocuğun ailesinden alınıp devlete teslim edilmesi gerekir. Bu korkunç olay gibi olayların diğer okullarda da olmaması için tüm okulların yöneticilerinin çok dikkatli olmaları gerekir.
Bu olay nedeniyle okul yönetiminin nasıl bir durumla karşılaşacağını, uzun yıllar çalıştığı okulun müdür yardımcılığını yapmış olan eşime sordum. Tek kelimeyle oldu. Yandılar. Yanmaları gerekir. Zira görevleri arasında çocukları her türlü tehlikeden uzak tutmak vardır. Bunu becerememişlerse, o yönetimin mutlaka değişmesi gerekir.
Her gün televizyon haberlerinde birçok kaza haberleri izliyoruz. İzliyoruz ama almamız gereken dersi ne yazık ki alamıyoruz. Torunumu okuluna götürmek için her sabah sekiz on beşte evden çıkıyoruz. E 5 e çıktığımızda korku dolu anlar başlıyor. Şehir içinden geçen yollarda azami hız yetmiş kilometredir. Buna rağmen sağımızdan solumuzdan geçen arabalar arasında neredeyse yüz kilometrenin altında giden yok. Hele yağışlı havalarda zikzaklar yaparak deli gibi araba sürenler her an kazaya davetiye çıkarıyorlar. Bu tür sürücüler için amaçları kaza yapıp ölmekse niye başkalarına zarar verecek bir ölümü seçiyorlar. Başkalarına zarar vermemek için intihar etsinler diye düşünüyorum. Hız delileri ne kendi canlarını, ne de başkalarına verecekleri zararı düşünebilme yeteneğinden yoksundurlar. Bunları ceza ile bile yola getiremezler. Yine de şehir içi geçiş yollarını Tekirdağ’da olduğu gibi kameralarla donatmak gerekir. Bu sayede devletin kasasına bol, bol para girer.
Kazasız, belasız günler dileğiyle.
Özcan Nevres

29 Eylül 2012  08:35:20 - Okuma: (395)  Yazdır




İstatistik