Yazı

Selçuk'ta İmam Hatip...
Selçuk'ta İmam Hatip... 

İbrahim Becer

Selçuk’ta İmam Hatip Lisesi için kayıtlar alınmaya başlandı ya, kimilerini ince bir kaşıntı tuttu hemen. Bu arkadaşların ürkek olanları ‘ne gerek vardı canım, zaten talep de yok’ gibisinden gardını düşürmemeye dikkat ederek konuşurken, bir kısmı da bodoslamadan dalıyor mevzuya.

         Fakat yine de yazarçizer tayfasının da boş gezer tayfasının da karınca kararınca olayı ‘mantıki çerçeveye!’ oturtma gayretine şapkam olsa çıkarırdım gerçekten. Hele bir yazı okudum konuyla ilgili şaka gibiydi resmen. Yazar, doğal olarak iddiasını ispat etmekle mükellef olduğunun bilinciyle Selçuk Lisesi mezunu iki ünlünün ismini veriyor: Şu anki CHP’li Belediye Başkanı ve ADD başkanı.
         Tamam, ben gibi yobazı da mezun etmiş olan sevgili Lisemin envanterinde fazla ünlü yok biliyorum; Ne Sartre ayarında dünyaca ünlü bir düşünürün kaydı var ne de Grange çapında bir Yazarın ismi var kütükte. Yazar da bundan sebep olsa gerek ‘bildiğim kadarıyla’ akademik kariyerine yine aynı Lisede nokta koyan ve üç dönemdir de Belediye Başkanlığı görevini ifa eden Vefa Bey ve şahsen tanımama rağmen akademik kariyeri hakkında bilgi sahibi olmadığım Tuncay kardeşimi referans vermiş. Anladığım kadarıyla ‘böyle Atatürkçüler çıkardı bu Lise’ demeye getiriyor Yazar.
         Wieland’ın bir kitabı var: Abderalılar. Hiciv üstadı Iuvenalis’in orada bir sözü var ki çok güzel. Der ki Üstat: “ Bir yerin havası ne kadar kirli, bir kasaba ne kadar önemsiz olursa olsun, bir büyük adam çıkarır”. Referans olarak da Abdera gibi önemsiz bir kasabadan çıkan Demokritos’u örnek verir. Belki Demokritos’un çağları aşan şöhretiyle, Yazar’ın dağların arasında sıkışıp kalmış yerel şöhretlerimizin arasındaki bu kapanmaz fark, denize olan yakınlığımızla ilgilidir, onu bilemem. Çünkü Abdera, denize nazır bir antik şehirken, Şu anda Selçuk, Menderes’in getirdiği alüvyonlar neticesinde mecazi anlamda olduğu gibi, gerçek anlamda da sığ kalmıştır.
         Yani ben suçu ne yazarda ne de bizi aydınlatmak üzere örnek olarak verdiği kişilerde arıyorum. Darılmaca gücenmece yok! Kriter olarak, dünya çapında tanınan bir Yazar, Hukukçu, Sanatçı, Mimar yetiştiren bir Lise değil de, ‘Atatürkçü yetiştirmek’ gibi sübjektif bir öğeyi esas alırsanız, örnekleriniz de böyle yerel kahramanlar olur.
         Siz kimi kandırıyorsunuz ya! Ya da şöyle diyeyim canım benim: ‘Ben sana aldanabilirim ama sen beni aldattın sanma!’
         Sizin din ve dindarlarla olan bu tek taraflı kavganız bitmedi, bitmeyecek. Ne meydanı terk ediyorsunuz ne de korkudan cephe alabiliyorsunuz. Sizin durumunuzu şiirle anlatmak istesem, ‘Köroğlu der kalman naçar/ Serçenin gönlünden şahinlik geçer/ Şahini görünce kuytuya kaçar/ Gider tenhalarda kahraman olur’ derdim ama sizi anlatmak için Edebiyatın en sevdiğim dalı olan şiir, israfa kaçmak olur ki israf haramdır bu dinde.
         Selçuk’ta İmam Hatip okulunun açılmasına karşı çıkmak adına lafı eğip bükenleri, anlatsa anlatsa bir fıkra anlatır: “Birer kız çocuğu iki aile bir gün misafirlikte karşılaşmışlar. Bir iki hoşbeşten sonra biri diğerine sormuş: ‘Eee sizin kızdan ne haber?’ Öteki başlamış anlatmaya: ‘Valla işte ne olsun biliyorsunuz, işe girdi geçen sene. Başını kaşıyacak vakti yok. İlk başlarda geceleri fazla mesai yapıyordu, sonra hafta sonları da çalışmaya başladı, patronu çok sevmiş her işi ona veriyormuş, Ankara seyahati falan derken patronu ona ev tuttu, deli gibi çalışıyor evladım. Ya sizinki ne yapıyor?’
Adam derin bir nefes çektikten sonra cevap vermiş: “Valla bizim kız da orospu oldu olmasına da ben sizin kadar güzel anlatamıyorum”.
         Öyle ya da böyle, ben sadece net oldukları için ateistleri böyle lafı evirip çevirenlerden çok sevmişimdir. En azından düşmanlık yapmaz. Ortada bir tavır vardır ve adam o tavrın arkasında durduğu gibi, sana da zerre miskal saygısızlık yapmaz.
         Bir kitabevinin olmadığı bir ilçede resim, heykel gibi sanatların öğretimini vermek istiyorsunuz ve buna inanmamızı bekliyorsunuz. Sırf bu amacınıza ulaşamadığınız için orta öğrenimdeki çocukları, emsallerine karşı ötekileştiriyorsunuz. Yolunuz düşerse Afrodisias’a doğru bir uzanın. Siz resim, heykel gibi güzel sanatlara duyarlı insanlar olduğunuz için şüphesiz daha iyi bilirsiniz; Afrodisias, zamanının en iyi heykel okulunun bulunduğu yerleşim yerlerinin başında gelir. Oradan çıkan heykeltıraşlar kendi çağlarına ilham vermiş kişilerdir. Herbiri birer abide olan bitmiş heykellere değil, taslak halinde kalmış olan o heykellere bir bakın, sonra da İstasyon Meydanındaki o mermer bloğa bir daha bakın. Bizdeki eksik olan malzemenin ‘mermer’ değil ‘insan’ olduğunu idrak edemezseniz bu yazıyı unutun.
         Bırakın eğitimi, heykeltıraşlığın geni olsa ve bu geni şırıngayla bir insana enjekte etseniz İstasyon Meydanındaki o manzara karşısında tıp çaresiz kalır.
         Zaten Cumhurbaşkanı’nın babasının tornacı, Başbakanın babasının da taka kaptanı olduğu bir ülkede yaşamıyor muyuz? Çocukların yarısını sanayiye çırak, öbür yarısını da trol teknesine tayfa yazdırırız belki de Selçuk Lisesi çıkışlı olup da namı Taşköprü’yü geçen bir babayiğidimiz olur.
         Beni güldürdünüz, Allah’ta sizi güldürsün…

9 Eylül 2012  11:04:54 - Okuma: (723)  Yazdır




İstatistik