Yazı

İşgal Günlerinde Ay Pusluydu
İşgal Günlerinde Ay Pusluydu 

Ali Can

90 yıl önce Eylül’ün ilk günleriydi… Telgraf aletinin başındaki memur titreyen elleriyle aşağıdaki telgrafı çekti:

Söke Kaymakamlığı’ndan alınan raporda, üç İtalyan otomobiliyle eşraftan Necati, Ali Rıza, Mustafa Bey ile ayrıca İtalyan konsolos vekili ve İtalyan papazının Kuşadası’ndan geldiğini, kendileriyle yapılan tahkikatta dün sabah (7 Eylül 1922) Yunanların, Ada Hükümet Konağı’nı ve çarşıyı, mahallattan Hasan Bey’in(Hasan Bozkurt, Mahmut Esat Bozkurt’un babası) evini ateşe verdikten sonra İslamlardan 40 kişiyi beraberine alarak Selçuk’a çekildiklerini ve götürdükleri kişilerden ikisini ikişer yüz lira fidye-i necat karşılığında bırakmışlarsa da diğerlerinin idam edildiklerini ve içlerinden birisinin de yaralı olarak firar ettiği… bildirilmekle   Bera-yı malumat…..
Aydın Mutasarrıflığı
8 Eylül 1338(1922)
 
Aslında her şey yaklaşık 3 yıl önce başlamıştı. 7-8 Mayıs 1919’da Kuşadası’na gelen İtalyan gemisi Regina Elena’nın komutanı Albay Alessandro Ciano, Kuşadası kaymakamına “geminin bir hafta limanda kalacağını ve gemi tayfasının her gün karaya çıkıp gün batımıyla da tekrar gemiye döneceğini” bildirdi. Kurnazca hazırlanmış bir planı uygulamaya başlayan İtalyan kumandan, önceleri bir zorlukla karşılaşmadı. Ancak Kuşadası mıntıka kumandanlığı, limana yanaştığı andan itibaren Regina Elena kruvazörünü yakın izlemeye almıştı.
8 Mayıs günü sabahın erken saatlerinde gemiden ayrılan Albay Ciano, Kuşadası-Selçuk karayolunun 5. kilometresine kadar gitti. Tehlikeyi sezen Mıntıka kumandanı Hacı Şükrü, 57. Fırka Kumandanlığı’na oradan da 17. Kolordu’ya durumu bildirdi. Mondros Mütarekesine aykırı olarak iskele yapımına da başlayan İtalyanlar, şehirden satın aldıkları keresteyi 12 Mayıs’ta sahile taşıdılar. 17. Kolordu Kumandanlığı bu durumun yerel makamlarca protesto edilmesi için 135. Alaya emir gönderdi.  Aynı gün gemiden ayrılan 120 İtalyan askeri, silahsız olarak şehirde dolaştılar. İşgalin ayak sesleri Ada sokaklarında yankılanmaya başlamıştı. Ancak en önemli meselelerden biri İzmir-Aydın demiryolunun kontrol altına alınmasıydı. Demiryolu Selçuk’tan geçiyordu. Albay Ciano bölgeyi gezdikten sonra akşam gemiye döndü. Kağıdı kalemi çıkardı. Bir şeyler karaladı ve kağıdın bir yerine kocaman bir artı işareti yaptı. Artı işareti yaptığı alan Selçuk tren istasyonuydu….
 
 
14 Mayıs 1919’da Kuşadası Hükümet konağı İtalyanlar tarafından işgal edildi. 2 taburlu 1 piyade alayı, 2 dağ bataryası ve 1 bisikletçi taburu işgali gerçekleştirdi. Aynı gün Selçuk’un işgali için 202 deniz eri görevlendirildi. 1 gün sonra İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
 
 
Yunan askerleri İzmir’e çıkmak için son hazırlıklarını yapıyor.15 Mayıs 1919 (Ali Can arşivi)
 
 
                İtalyan-Yunan tampon Bölgesi Arvalya Mevkii   (Ali Can arşivi)
 
düşman çizmesi altında yurdum
sürdüğüm toprakta gözü
öğüttüğüm unda, dokuduğum kumaşta
çekip alıyor soframdan
uğrunda alın teri döktüğüm
ekmeğimi tütünümü ne varsa

düşman çizmesi altında yurdum
hava barut kokuyor, haritam kan içinde…
 
Selçuk, 25 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edildi.
 Arvalya mevkii, İtalyan işgali ile Yunan işgali arasında tampon bölge oldu. Kuşadası kaymakamı o günlerde Dahiliye Nezareti’ ne gönderdiği telgrafta durumu şu şekilde anlatmaktadır: “Kuşadası Kazası’nın yarısı Yunan işgali altında yarısı da İtalyan işgali altındadır. Bütün tren güzergâhında bulunan yunan askerleri düne kadar mutlu ve huzur içinde olan Selçuk nahiyesinde Rumlarla bir olup, İslam köylerini yağma, hanelerini tahrip, hayvanlarını ve değerli eşyalarını gasp etmekle beraber İslam olan ahaliyi katletmektedirler.”
 
 
SELÇUK-14 MAYIS 1919 (Ali Can arşivi)
 
 
Selçuk’ta İtalyan işgal sahasına kadar olan bölgede Yunan mezalimi artmıştı. Zaten sayıları az olan yerli halk Kuşadası ve Söke taraflarına göç ediyordu. İtalyanlar, Yunanlılara karşı harekete geçen yerli halka ve Kuvayi Milliye çetelerine az miktarda da olsa destek vermeye başlamıştı.
Türk’ün ateşle imtihanı asıl şimdi başlamıştı. Halk direniyordu. Slogan ortaktı. “Geçit yok.”
 
 
Cepkenimizden renk almış bu dağlar
Rüzgar eser su çağlar
Dağlar canım efeler
Nerde yaylalar çamlı tepeler
Aşarak dağın yamacı
Yol ver canım efeler.
 
 
Soldan: Celal-Yakup ve Ali Efe
 
Yazının başındaki telgrafa dönelim…..
7 Eylül 1922…………………2008 yılında yaptığım bir röportajı tekrar yayınlıyorum.
 
Gerisini 1341 (miladi 1925), Selçuk-Sultaniye doğumlu Ahmet ÜYÜCÜ anlatıyor: “Dedem Mehmet ÜYÜCÜ uzun adamdı, çok uzundu. Onlar işgal zamanı Kuşadası’ndaydı. İtalyanlar iyiydi, onlarla sorunları yoktu. İtalyanlar hastane kurmuş, ilaç getirmiş, bizimkilere(Kuvayi Milliye) yardım etmişler. Ama Yunan, ah o Yunan var ya…İnim inim inletmişler insancıkları. Evleri başmışlar; süngüleme,yağma, garet, ırza taarruz her türlü mikropluk… Ama  işler sonra değişiyor. Ortalık toz duman, Yunan kaçmaya durmuş. Mustafa Kemal Paşa şimşek gibi çakıyor.
 
AHMET ÜYÜCÜ- 2008
 
Dedem çok kuvvetli ve kendine çok güvenen biriymiş. Mehmet çarşıya inme, Yunan dolaşıyor, kimi bulduysa alıp gidiyor demişler ama dinletememişler.
Onlar bana bir şey yapamaz dermiş, arkadaşlarına güvenirmiş. Yaşı elliye yakın ama sıhhati hayli yerindeymiş. Çarşıya inmiş, iki Yunan Askeri yanında peyda oluvermiş, almışlar Kervansaray’ın içine hapsetmişler. Sonra bunları toplayıp Selçuk’a doğru yola çıkarmışlar. Yolda Dedem, Kaçalım arkadaşlar, bizi öldürecekler” diyerek öne atılmış. Arkadaşları: “Ulan deli Yörük otur oturduğun yerde, bizi Selanik’e götürecekler, sonra da salıverecekler” demişler. Yunan Askerleri ise kendi aralarında fısıldaşıyormuş: “Bu uzun boylu Türk çok konuşuyor.” diyorlarmış.
(Yunanca konuşmaları, Mehmet ÜYÜCÜ ile birlikte Selçuk’a götürülen ve Yunancayı iyi bilen Mehmet isimli arkadaşı çeviriyormuş) Yunan Askerleri vuralım bunu demişler. Diğeri sakın vurmayın, ötekiler de isyan eder. Selçuk’ta hallederiz diyormuş. Yunanca bilen ve askerlerin aralarındaki konuşmaları dinleyen arkadaşı: “Üyücü, fazla zırvalama seni şimdi vuracaklar” diyormuş. Selçuk’a gelince diğerlerini Akıncılar Mescidi’ne dolduruyorlar. Ancak dedemi öldürmek için istasyona doğru götürüyorlar. Dedem bir fırsatını bulup süngülü iki Yunan askerini iki tarafa savuruyor ve istasyona doğru kaçıyor. İstasyon ana-baba günü, kalabalık. Rumlar trene binmek için oluk oluk istasyona akıyor. Bozgun zamanı, ortalık mahşer. Daha sonra bir Yunan subayı dedemi tutuyor. Ölümden kurtuluyor ve kaleye hapsediyorlar.(Ayasuluğ Tepesi) Kalede durmadan adam öldürülüyor. Dedem yine kaçalım diyor, birkaç arkadaşıyla kale surlarından atlıyorlar. Yolları iyi bildiği için doğru Şirince’ye… Kurtuluyor.
 Ahmet ÜYÜCÜ’nün dediğine göre telgrafnamede geçen, firar eden kişi dedesidir.
Mehmet ÜYÜCÜ bu sayede, ölüm ile neticelenmesi muhakkak sürgünden sağ olarak kurtulur. Daha sonra pek hikâye anlatmaz geriden gelenlere ama unutamadığı bir anısı vardır ki onu hep paylaşır:”Ben Yunan Askerlerinin elinden kurtulup istasyona doğru kaçarken Rumlar trene binme telaşındaydı. Buranın insanıydı onlar, Yunanlılar gibi değillerdi, komşularımızdı. Ve 8 Eylül’de trene binip buralardan giderken hep şu sloganı atıyorlardı; Kahrolsun Venezilos, Yaşasın Mustafa Kemal…


8 Eylül 2012  12:43:28 - Okuma: (900)  Yazdır




İstatistik