Yazı

Diaspora İstediğini Elde Etti
Diaspora İstediğini Elde Etti 

Asil S. Tunçer

1991’de sona eren soğuk savaştan yengiyle çıkan Amerika ve yenilgiyle çıkan Sovyetler, iki kutuplu dünyayı tek kutuplu dünyaya dönüştürmüştür.

Kısaca kapitalizm komünizmi yenmiş ya da yendi gibi gözükmüştür. Bu sonuç Türkiye dâhil birçok ülkeyi bir seçim yapma yoluna yöneltmiştir. Daha önce sağcı ve solcu diye ayrılan,  birçok gencin daha ne olduğunu bilmeden dışarıdan empoze edilen bu ideolojilerle hay­atını yitirdiği toplumlar, şimdi de Amerikan ve Amerikan karşıtı cephede yer almak için kendilerine önderlik edecek liderler ve kapılacakları ideolojiler aramaktadırlar. İçinde bulunduğumuz son 30 yılda yetişen yeni kuşağın genç­lerinin ne denli apolitik olmalarını geçirdiğimiz post-modern bir ihtilal sonrası içine düşülen fikri boşluğun sonucuna bağlayabiliriz. Çünkü belli bir politik düşünceye sahip olmanın suçluluk hissi ile bir siyasi konuda konuşurken hala bugün bile hissedilen çekincelerin bize o günlerden kalma birer miras olduğunu unutmamamız gerekir.
Yıllardır süren Batıcı siyasetin,  Marshall Planı ve Truman Doktrini'nin ülkemize bıraktığı etkiler ve hele 1991’de başlayan Amerikancı politikaların ülkeyi içine sürüklediği kaotik durum göz önündedir. Oysa Lozan Antlaşması, ABD Kongresi’nde 34 olumlu oya karşı 50 olumsuz oyla reddedilmişti. Uluslararası ilişkilerde gerek askeri gerek stratejik politikanızı en iyi ve başarılı şekilde ortaya koymanız için bir düşman belirlemeniz gerekir. Türkiye’nin şuan politik anlamda belirlediği bir düşmanı yoktur. Bu düşmansızlık, aksine hemen çoğu Avrupa ülkesi ile ABD’nin hasmane tavırları karşısında ülkeyi hedef haline getirmekte, birde bu yönde geliştirilmiş siyaseti olmayan devletimizi gelişen olaylar karşısında nasıl ve ne şekilde davranması konusunda belirsizliğe itmekte, kamuoyunu fikri bulanıklığa sürüklemektedir.
Bugün ülke ve insanı ne 12 Adaları elinden alan Yunanistan ve bu sinsi oyunu düzenleyen İtalya’ya karşı ne de her geçen gün yeni bir (sözde) soykırım tasarısını dış ülke meclislerinden geçiren Ermeni Diasporasına ve Ermenistan’a karşı herhangi bir düşman ilan eden politikası vardır. Yani araştırmalar göre bir olayı en fazla 17 gün aklında ve hatırında tutabilen Türk insanı geçmişte yaşadığı olaylardan ders çıkaramayan bir zafiyetle olaylara bakmaktadır. Her platformda Türkiye’ye destek veren Pakistan ile hemen her platformda Türkiye’ye köstek olan Yunanistan dış ilişkileri açısından bazen aynı statüye sahip iki ülke olabilmekte, Ermenistan uğruna bazen Azerbaycan küstürebilmektedir. Türkiye dış siyasette çizgisi belirli ve uzun vadeli ikili ilişkilerde ancak başarı sağlayabileceğini unutmamalıdır. Böyle olmadığından dolayı da gerek Kıbrıs ve gerekse Ermeni (sözde) soykırım iddialarına karşı herhangi bir siyaset geliştirememekte, kamuoyunu kanalize edememektedir, desteğini arkasına alamamaktadır. Çünkü bir milletin belli bir hedefe kilitlenmesini sağlayan en büyük dinamiklerden olan “düşman” ve “dost” siyasetlerinin uzun zamandır sistematik olarak terk olunmuş ve bu yönde de geliştirilen, yerleştirilen geleneksel tutumlar bertaraf edilmiştir.
Nitekim Kuzey Kıbrıs’ta yapılan kamuoyu anketlerinde Kıbrıs Türkleri Türkiye tezleri ve bağımsızlık ilkelerine rağmen AB üyeliğini, Hrant Dink’in cenazesinde yürüyen binlerce insanın elinde aynı baskı ve tarzda döviz ve pankartlarla “Biz Ermeniyiz” diye slogan atmayı tercih eder olmuşlardır. Halbuki, bu ülkenin bayrağı altında yaşayan ve nüfus cüzdanını taşıyan herkes eşit haklarla bu devletin bir yurttaşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre ‘Türklük’ bir ırksal tanım değil, halkların bir üst kimliğidir.
Olayların irdelenmesinde medyanın gücünü kimse yadsıyamaz. Günümüz insanı okumak yerine seyretmeyi, araştırıp öğrenmek yerine önüne dinletilerek öğretilmeyi tercih eder olduğundan TV çok önemli yer tutar olmuştur günümüz insanının yaşamında. Ailesinin Borsada menkul kıymet alım satımı yapan bir şeirkete sahip ve Halasgargazi Caddesi’nde bir işyeri ile Şişli’de bir evi olan Dink’lerin delik ayakkabı ile dramatize edilmesini dikkate alacak olursak eğer Paul Wolfowitz’inde delik çoraplarından dolayı fakir bir insan olarak kabul edilmesi sonucunu çıkarmalıyız. 
Bu cenaze ile her 24 Nisan’ı (sözde) soykırım günü ilan ederek neredeyse tüm dünya da gösteri ve propaganda haftasına dönüştüren Ermeni Diasporası bu olayla da söz konusu yürüyüş, protesto ve propaganda tarzındaki faaliyetlerini Türkiye’ye taşımayı başarabilmiştir. Çok net bir şekilde görülecektir ki, önümüzdeki yıl ve takip eden her yılda (sözde) “anma” adı altında (sözde) “soykırım” iddialarına yönelik her türlü rezillik ülkemizde çokça yer alacaktır.
Bu haliyle kimin dost kimin düşman ve neyin iyi neyin kötü ve hatta ne yararlı ne zararlı onu belirten tüm ibareler ve ideolojileri, edinilmiş kazanımları hafızalarından silinmiş Türk kamuoyu da masumane duygulanımlarıyla bu karanlık emellere hizmet eden bölücülerin, hainlerin peşinden sürüklenecektir. Emperyalizmin ve Diasporanın da istediği zaten budur. Kıbrıs davasında bize ambargo uygulayan ve PKK’ya sinsi sinsi destek veren ABD yıllardır kardeş ilan edilmiş, Karabağ’ı işgal altındaki kardeş Azerbaycan’ın tüm duyarlılığına ve uyarılarına rağmen Ermenistan’a buğday yardımı yapılarak dost ilan edilmiş, Türk halkı yıllardır sistematik olarak uygulanan planlarla bugünlere hazırlanmıştır.            
Bu arada Avrupa Parlamenterler Meclisi’nin resmi davetlisi olarak katılan Patrik Barthalemeos fırsattan istifade Ekümenik sıfatıyla çağrıldığı toplantıda Türkiye’yi eleştirmiştir. Buna herhangi bir itiraz gelmemiş, Patrik’in Ekümenikliği ve Fener’in Vatikanlığı kabul edilmiştir adeta.
Kim hatırlıyor ki?


23 Mart 2007  00:27:00 - Okuma: (654)  Yazdır




İstatistik