Yazı

Eski Bir Seyahatnamede Ayasuluk/Efes
Eski Bir Seyahatnamede Ayasuluk/Efes 

Ali Can

Eski Bir Seyahatnamede Ayasuluk/Efes Melchior Tamm (Kasım -1911)

Efes’e gitmek için Ayasuluk’taki tren istasyonunda indik ve İzmir’deki Grand Hotel Huck işletmesinin buradaki şubesi olan Hotel Ephesus’a yerleştik.
 
Ayasuluk, çok küçük ve çok yoksul bir köy. Köylüler genellikle tütün işiyle uğraşıyorlar, evlerin önünde genellikle İngiliz markaları belirgin olan tarım aletleri durmaktaydı. Bu durum, demiryolunu İngilizlerin inşa etmesinin bir sonucudur.
 
Ayasuluk’un bir zamanlar önemli bir yerleşim olduğu, 14 cami ve 3 hamam kalıntısından da belli olmaktadır. Ayasuluk’un kuzeyinde, içinde cami kalıntısı bulunan bir kale yer almaktadır. Burası, otele yerleştikten sonraki ilk ziyaret hedefimizdi. Üzerinde leyleklerin yuva yaptığı sukemerleri boyunca yürüdük; tek resmi bina olan Reji binasını geçtik. Kısa bir tırmanıştan sonra Takip Edilenler Kapısı’na ulaştık. Tepeye çıktığımızda, kale ile birlikte önümüzde uzanan manzara her şeye değerdi.
 
İon döneminin Efes kenti bugünkü Ayasuluk’a doğru yer almaktaydı. Helenistik dönemin Efes kenti ise, batıdaki Koressos (Panayır Dağı) ve Pion’a (Bülbül Dağı) kaydırılmıştı. Bu kent Lysimachos’un eseri olan kentti. Artemis tapınağına gitmek için kaleden batı yönünde inerken, eski Türk sanatının bir anıtı olan İsa Bey Camii’nde oldukça oyalandık. Cami, Aydınoğlu İsa Bey tarafından 1375 yılında yaptırılmıştır.
 
Cümle kapısından içeri girildiğinde önce avluya girilmektedir. Burası, bir zamanlar
 üç tarafı kemerli koridorlarla çevriliydi ve avlunun ortasında 8 yüzlü bir şadırvan yer almaktaydı. Ana yapıya girmek için üç parçalı orta kapıdan geçmek gerekmektedir. İçeri girildiğinde arabesklerle süslü ibadet kısmına geçilmektedir. Burada birbirine bağlı ve iki kubbeyi taşımakta olan 4 granit sütun bulunmaktadır. Cami 1678 yılına ibadete halen açıktı. Bugün ise zamanın yıpratmasıyla ancak Türklerin bir zamanlardaki görkemliliğinin anısı olarak ayakta durmaya çalışmaktadır. İsa Bey Camii’nin biraz güneyinde hiç böyle zahmete katlanmadan Artemision’u keşfettik. Fakat burada öyle görkemli bir yapı bekleyeni buradaki kalıntılar hayal kırıklığına uğratacaktır.
 
Önce İngiliz Wood 1869’da ilk kez tapınağı keşif denemelerini başlattı ve bu girişimlerini 1874’e kadar devam ettirdi. Hogart 1904’te kazı çalışmalarını yeniden başlatmak istedi; fakat bazı sorunlar ortaya çıktı. Diğer sorunların yanı sıra en önemli sorun Ayasulukluların karşı karşıya kaldıkları malarya (sıtma) salgınını bu kazı çalışmalarına bağlamaları oldu. Ayasuluklular bu kazı alanını kapatma kararı aldılar. Tapınak bölgesinden batı yönünde kentin iki doğu kapısına doğru iki yol uzanmaktadır. Koressos kapısı kuzeye doğru, Magnesia kapısı ise güneye doğrudur. Kısa bir yürüyüşten sonra birincisine, Prion’un doğu yamacından geçerek Aziz Paulos hapishanesi olarak bilinen yere kadar devam eden birinci yola geldik. Kentin Helenistik dönem yerleşimi olan bu bölgede, hükümetin talebi ile Heberdey ve Benndorff yönetiminde Avusturya Arkeoloji Enstitüsü başarılı kazı çalışmalarını yürütmektedir. Büyük sanayici Kral Ferdinand Manter bu çalışmaları büyük miktardaki yardımlarıyla desteklemektedir.
Osmanlı Arkeoloji Müzesi Müdürü Osman Hamdi Bey, Avusturyalıların yanında yer alarak, çıkarılan buluntuların İmparator Franz Josef’e armağan olarak verilmesini sağlamıştır. Viyana’daki Volksgarten’da bulunan bir tapınak ve Untere Belvedere’nin bir kısmı değerli buluntuların korunacağı yerler olarak tahsis edilmiştir. Burada, Marc Aurel (Part Levhaları) adına yapılmış olan devasa kabartmalardan birisini hayranlıkla izlemek mümkündür. Bu kabartmanın bazı parçaları Bergama’daki sunakta bulunan kabartmalarla benzerlik göstermektedir. Savaşçı imparator adına yapılan bu zafer anıtının, imparatorun İS 180’de öldüğü kent olan Viyana’da sergileniyor olması mutlu bir rastlantıdır. Koressos kapısının sol tarafından ilerleyerek bir zamanlar 70 bin izleyicinin oturduğu stadyuma geldik. Stadyumun oturma yerleri kısmen kayalarla oyulmuştur. Daha sonra geniş bir yoldan ilerleyerek havariyun tarihinde de söz edilen tiyatroya ulaştık. Orkestranın önünde, Domitian’ın yaptırdığı sahne yerli yerindeydi. Bu tiyatro gerek mimarisi gerekse sanatsal süslemeleri bakımında Küçük Asya’nın diğer kentlerine örnek olmuş bir tiyatrodur.
Tiyatroda yaklaşık 60 basamak kadar tırmandık ve daha sonra 40 metre ilerleyerek Helenistik zafer anıtına çıktık. Geldiğimiz yol tiyatro önünde 20 metre genişliğinde 500 metre uzunluğunda bir başka yol ile birleşmektedir. Bu yol, imparator Arkedius’tan (395-408) sonra Arkediana olarak adlandırılmıştır. Bu yolun batı bitiminde, bugün denizden yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunan liman yer almaktaydı. Yol burada çok gösterişli bir kapıyla ve 2 katlı yarım daire şeklindeki bir yapıyla son bulmaktadır. Arkediana’nın güneyinde ona paralel olarak baktı yönünde uzanan 2 yol daha vardı. Arkediana, kuzey-güney yönünde uzanan bir başka yolla da kesişmektedir. Bu yolun doğusunda, bataklıklar ve dikenli çalılar arasında zorlukla yürüyerek Roma Pazar yerini ve genel tuvaleti boşuna aradık. Aynı boş çabayı, Büyük Gynasium olarak da anılan Konstantin Hamamı’nı ararken de harcamış olduk.
Fakat Helenistik Agora’yı ararken daha şanslıydık. Tiyatronun güneyinde yer alan Agora, sütunlarla çevrili bir avluya sahipti ve ortasında bir saat kulesi yer alıyordu. Helenistik Agora’nın güneyine yer alan Celsus Kütüphanesi de gözlerimin önünden uzaklaşmayan bir başka değerli yapıdır. Kütüphane Cladius Agulia tarafından trajan döneminde İS 106-107 yıllarında Asia Eyaleti Prokonsülü olan babası Julius Celsus adına yaptırılmıştır. Celsus’un kataphane bulunan heykeli Viyana’ya götürülmüştür. Bu heykelde Celsus’un üzerinde gorgon başlıklar ve anka kuşuyla bezenmiş metal bir giysi vardır. Sol omuzu üzerine savaş pelerini atılmıştır. Başında defne yaprağından yapılmış bir taç yer alırken sol elinde bin kılıç tutmaktadır. Heykelin kaidesi olarak da Korint başlık ön görülmüştür.
 
Limanın kuzey batısında biraz uzakça bir yerde çifte kiliseyi ziyaret ettik, kitabesine göre Justinianus döneminde de (527 - 565) çifte kiliseler olarak tanınmaktaymış. İddiaya göre bu kiliseler arasında konsilin toplandığı Meryem Kilisesi bulunmaktadır. Geri dönüş yolunda devasa kalıntılar arasında Panayır Dağı’nın güney yamacındaki Odeon Kalıntısına da uğradık. Burası eskiden Aziz Lucas Mezarı olarak bilinmekteydi. 7 Uyurlar Mağarası olarak adlandırılan mağaraları uzaktan seyretmekle yetindik. Fakat pazaryerinden yarım saat uzaklaktaki Aziz Paulos Hapishanesini özellikle görmek istedik. 4 odanın bulunduğu dörtgen kuleye çıktık. Bu kule Lysimakos döneminin en batısındaki tabyayı oluşturuyordu ve Astyages tepesi olarak tanınmaktaydı. Bir zamanların dünya kenti olan ve Asia Eyaleti’nin başkentleğene yapmış ve bugün artık yıkıntı bir kent halinde olan Efes’i görenlerin içi burkulacaktır.
 
Ayasuluk’tan bindiğimiz tren, bizi yine İzmir’deki Grand Hotel Huck’a geri getirdi.


22 Ağustos 2012  15:13:27 - Okuma: (677)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik