Yazı

Turizmin En Büyük Elçileri: Turist Rehberleri
Turizmin En Büyük Elçileri: Turist Rehberleri 

Asil S. Tunçer

“ADI VAR SANI YOK: MESLEĞİ VAR YASASI YOK”

“21 ŞUBAT DÜNYA REHBERLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!”
2007 turizm sezonunun hazırlıklarının hızla sürdüğü şu günlerde, onca yaşanmış yoğunluk, yorgunluk ve mutluluk ya da burukluk dolu 2006’dan esintilerle kendimizi gelen yaza ve umutlarımızı yeni sezona odaklamış durumdayız.
Turizm; başlı başına ilginç bir sektör olarak bünyesinde belki de en karizmatik mesleklerden Turist Rehberliğini barındırmakta; çünkü sürekli yabancılarla iç-içeliği gerektiren bu iş kolu yani meslek, yabancıları onların diliyle ama sizin kendi ülkenizde ağırlamak, hiç tanımadığınız insanlarla karşılaşır karşılaşmaz tura yani beraber seyahat etmeye başlamak,  bir yandan o insanları tanımaya çalışmak hem de değişme ve değiştirme şansın olmadan hem de daha bir-iki saat içinde yemek-içmek zevkine varıncaya kadar ruh ve kişilik çözümlemesi yapıp daha ilk molada ‘insan sarraflığınızı’ sergilemek, her ne ideoloji ve inanç, huy ve mizaç, önyargı ve beklentiye sahip olursa da olsun onunla (çok istisnai durumlar hariç) birlikte bazen 3 hafta geçirmek...
Ülkemi hem tanıtırım, hem de döviz kazandırırım. Ben bir REHBER’im. 
Onca tezat ve kültürel farklılığa rağmen grubunla turun sonunda hep birlikte mutlu bir şekilde vedalaşmak ayrılmak; hatta arkadaş ve dost bile olabilmek. Ve ve ve... Ortaya çıkan komik olaylar, gülünç konuşmalar ve bazen de ilginç durumlarla süslenen yüzlerce belki de binlerce anı:
—Bu kadar çok sayıda araba ve içinde onca insan niye bir küçük deri parçasının ardından gidiyorlar? (Sünnet arabalarının oluşturduğu konvoyları kastediyor...)
— Bu kilise İsa’dan önce mi yoksa sonra mı yapılmış? (Hıristiyanlığın İsa ile başladığını ve kiliselerin ise çoğunlukla İ.S. 4.yy.da daha çok görüldüğünü biran unutuyor...)
—Meryemana Evi’ni kaç kişi kaç günde yapmış? (Biran beni ya da ikimizi o tarihlerde yaşamış kabul edip, beni de evi yapan müteahhit gibi görmeye başlıyor...)
—Bakıyorum arabalar kaldırımlarda park etmiş ve yayalar da caddenin orta yerine yakın yürüyorlar, neden? (Bizdeki otopark ve park etme keşmekeşine takılıyor...)
—Siz ağlayarak mı eğleniyorsunuz? Çoğu şarkılarınız ağlamaklı... (Arabesk kültürü anlayamıyor, anlaması da imkânsız zaten...)
— “Ben Orhan Gencebay dinlemek istiyorum çünkü en ünlü sanatçınız o imiş...” (Kanadalı bir müşterimin kafasına kim bu fikri soktuysa arabadaki toplam 33 kasete rağmen bir öğle yemeği molamı Orhan Baba’nın kasetini aramakla geçirmiştim...)  
—Niye hep erkekler kahvede oturuyor ve hiç kadın yok aralarında? (Bizdeki kahveye erkeklerin gidip kadınların ev gezmesi yaptığını gel de anlat şimdi...)
—Mesai saatinde sokakta bu kadar insan nasıl bulunabiliyor? (Hadi şimdi de bizim kaytarmalık mesai saati kavramımızı açıkla...)
—Sabah herkes uyurken niye hoparlörden bağırılıyor? (Ezana takıldı bu sefer...)
—Herkesin ellediği bir şeyi nasıl yiyebiliyorsunuz? (Ekmeği milletçe bir türlü poşetlendiremediğimizi nasıl açıklayayım kendisine sizce?)
—Niye yaz gününde 40 derecede şoför kravat takıyor? (Kaptana taktı...)
—Bu kadar bilgiyi nasıl bilebiliyorsun? (Türk Rehberlerinin bilgi ve dil seviyesinin dünyanın birçok ülkesindekinden daha iyi olduğu için ve standartlarının çok üstünde bir ilgi ve güler yüzle karşılandığı için şaşırıyor doğal olarak...)
—Olimpiyat Stadında hangi yıl olimpiyatları kutladınız? (“Hiçbir zaman demektense çok yakında kutlamaya adayız” demek daha iyi olacak).
—Sizde metrolar (yeraltı treni) niye üstten gidiyor? (Avrupa’da alttan gittiği için özellikle İzmir’deki metroya şaşırıyor zahir...)
Yabancılar sabah banyo yapmayı severler; bu bizde daha çok akşamdan yapılır. Bu yüzden çoğu otelde sabah sıcak su sorunu vardır. Çünkü tuvalet ihtiyacından sonra bu insanlar banyo aldıklarından ve bizde de çoğunlukla sular sabah soğuk aktığından problem yaşanır (nasıl diyelim şimdi işinizi ve ç.ş.nizi akşamdan yapın, sabaha bırakmayın diye).
Gerçekten de dışarıdan bakıldığında her ülke ve insanları gibi bizimde kendimize göre öne çıkan, bizim kanıksadığımız ama bir yabancı için çok garip gelebilecek davranış, yön ve durumlarımız var; peynirle balı niye bir arada yediğimizden -tatlı ve tuzlu bir arada olmaz fikri- tutunda gün(eş) çiçeğine niye ayçiçeği dediğimize kadar birçok soruyla karşılaşıyoruz. İşte bunlardan birkaçı daha:  
Alkol vücuda zararlı ama buna rağmen içmeyenlerimiz de dâhil olmak üzere oldukça hatırı sayılır kolonya tüketiriz. Hâlbuki alkol deriden de emilir ve burundan da buhar olarak alınır, (karaciğer hastalarına kolonya kesinlikle yasaktır, hatırlayınız!)
Temizliğe dikkat eden, eve ayakkabıyla girmeyen bir toplum niye yere çöp atar? (Maksat sadece evi mi temiz tutmak, bu mu temiz olmak?)
Niye sokakta düğün vs. yaparız ve tüm mahalleyi rahatsız ederiz? (Şehirde köy kültürü mü?)
Depremden bu kadar acı çeken bir millet hala niye çok katlı bina yapıyor? (Meydan okuma mı?)
Apartmanları birbirine yapıştırarak niye betondan setler öreriz? (Eski şehir surlarına mı özentimiz var?)
Trafik kazalarının dünya birincisi olduğu bir ülkede eden hala içkili araba kullanırız? (Sanayi devrimini kaçırmanın ve kendi arabamızı yapamamanın getirdiği bir kompleks mi?)
Zeytinyağı en bol (dışsatım eksikliği nedeniyle) ülkede hala margarin denen bir ucube gıdanın tüketilmesi... (Bunun cevabı yok ne yazık ki, olsa olsa emperyalizmin yarattığı bu eriyik plastiği besin diye tüketme kerizliği ‘affedersiniz’ denilebilir).  
Bizim simgemiz haline gelmiş olup ta en yaygın içeceğimiz olan çayı ve kahveyi özellikle turistik yerlerde, otellerde neden çok uçuk fiyatlara satarız? Bir bardak çay 2–3 YTL (ekonomik paketlerin kilosu 3–4 YTL); bir fincan Türk kahvesi 4–5 YTL (Kurukahvecilerde kahvenin kilosu 6–7 YTL) satılmaktadır.  Son yıllarda Yunanistan’ın atağa geçmesiyle “Türk Çayı” artık ‘Yunan Çayı’, “Türk Kahvesi” ise ‘Yunan Kahvesi’ olmuştur (maalesef).    
Neden çoğu ürünün üzerinde etiket bulunmaz? Avrupalının en sevmediği ve çokça şikâyet ettiği bir konudur, ayrıca pazarlık etme ve ilk fiyatın pazarlık payı içermesi yine çokça şikâyet edilen bir diğer konudur.  
Evet! Dedim ya... Ben bir Rehberim. Ofisim 779.000 km2. Adresim TÜRKİYE.
Yani; canım TÜRKİYE’m!


23 Mart 2007  00:25:48 - Okuma: (1060)  Yazdır




İstatistik