Yazı

Via Sebaste Antik Yollarına Yolculuk (İlk Gün)
Via Sebaste Antik Yollarına Yolculuk (İlk Gün) 

Özgür Aydoğan

Özgür Aydoğan’ın kaleme aldığı “Via Sebaste Antik Yolları yolculuk” hakkındaki yazı, Anadolu Coğrafyası ekibinin sıcak hava ve zorlu doğa koşullarına rağmen tamamlamayı başardığı 30 km uzunluğundaki rotada gerçekleşen yolculuğun hikayesini ve Via Sebaste Antik Yollarının fazla bilinmeyen geçmişini anlatıyor. Kendilerinden sonra bu rotada yürüyeceklere de kaynak olacak şekilde hazırlanan yazı doğa sporları meraklıları ve maceracı ruh taşıyanların ilgisini çekecek türde.

Via Sebaste Antik Yolları
Anadolu topraklarının Asya Eyaleti olarak Roma egemenliğine girmesine karşın, Pisidia bölgesi Roma'nın müttefiki Kappadokia Krallığı'na verilmiştir. Roma'nın egemenliğini takip eden süreçte, merkez yönetimden uzaklaşan krallıkların engelleyemediği otorite boşluğu, özellikle Kilikia ve Pisidia bölgelerinde çok güçlü korsan krallıklarının kurulmasına neden olmuş. Durumdan rahatsız olan Roma yönetimi korsanlara karşı büyük bir mücadele vermiş, Kilikia, Pamfilya, Frigya ve Pisidia korsanlardan tamamen temizlenerek Kilikia eyaleti adıyla İ.Ö. 102 yılından itibaren tekrar Roma egemenliğine girmiştir.

Bölgenin coğrafi ve stratejik yapısı kontrolü güçleştirdiğinden, sürekli bir barış sağlanamamıştır. Bu kez de, Konya-Antalya arasında Toros Dağları'nın ulaşılmaz bölgelerinde yerleşmiş olan Homanad'lar Roma'ya sürekli sorun çıkarmışlardır.

Pisidia'yı Pamphylia'ya bağlayan yolları korumak zorunda olan Marcus Antonius, müttefik Pisidia Kralı Amyntas'ı Homanadlarla mücadeleyle görevlendirmiş, Amyntas Roma adına girdiği mücadelede Homanadlar tarafından öldürülmüştür.

Atanan yöneticilerin başarısızlığına çare olarak askeri lejyonları kullanarak kolonileşme hareketine başlayan Roma, İ.Ö. 25 yılında Galatia eyaletini kurarak Antiokheia'yı da buraya bağlamış. Kolonileşme ve Latin kültürünün bölgeye yerleşimi sürecinde Homanadlara karşı sürdürülen mücadele sırasında, Galatya Eyaletine vali olarak atanan Cornutus Arrutius Aquila tarafından, bu mücadeleyi lojistik olarak destekleyecek olan Antiokheia merkezli "Via Sebaste" adı verilen yolun inşasına başlanmıştır. Via Sebaste, Antiokheia'dan ikiye ayrılarak Homanadları saracak şekilde güneydoğu ve güneybatıya yönlendirilmiş, her iki kolun arasına da ikincil bağlantı yolları yapılmıştır.

Bölgeyi kontrol altına alan Roma, Via Sebaste'nin bitirilmesini takiben, P.Sulpicius Quirinus'un başarısıyla İ.Ö. 3 yılında Homanadları tarihten kesin olarak silmeyi başarmıştır.

Heyecanlı buluşma
Karya Yolu yürüyüşü sırasında arkadaş olduğumuz, benzer konularda aynı heyecan ve merakı paylaştığımız Mehmet Gültekin, yaşadığı Seydişehir ve çevresindeki bölgede dağlar, köyler, kasabalar arasında dolaşan taş döşeli antik yolların bulunduğu söyledi ve ilk keşiflerini yaptığı yola benimle devam etmek istediğini iletti. Bu heyecan verici davet karşısında acil bir plan yaparak işlerimi erteleyip hemen yola koyuldum. Seydişehir’de buluştuğumuzda Karya Yolu katılımcılarından olan diğer bir arkadaşım Onur Uyar’ın da bizimle yürüyeceğini öğrendim. Kısa bir şehir turu yaptıktan sonra üç kişiden oluşan ekibimiz ile yürüyüşe başlayacağımız yer olan Akseki (Marla) ilçesine doğru yola koyulduk.
         Akseki’de ki ilk durağımız Belediye Başkanlığı oldu. Akseki Belediye Başkanı Sn. Mehmet Gölcü güler yüz ile karşıladı bizi, Mehmet Gültekin ekip adına yol ile ilgili yapılabilecekleri ve projelerini iletti. Başkan destek vermekle kalmadı bizim adımıza Akseki Kaymakamından randevu da alarak işimizi daha da hızlandırdı. Kısa bir süre sonra Kaymakamlıkta idik, makama girdiğimizde güler yüzlü ve alçak gönüllü bir kaymakam ile karşılaştık. Kendiside doğa sporları meraklısı olan Akseki Kaymakamı Sn. Mekan Çeviren projemizi heyecanla karşılayıp sahiplenince fazlası ile mutlu olduk. Olumlu bir havada son derece verimli geçen görüşmeler sonrası en iyi şekilde ağırlandıktan sonra enerji ve moral ile seyahatimize başlamak üzere yolun başlangıç noktasına doğru hareket ettik.
Öğlen olmuştu ve güneşin en etkili olduğu saatte yola çıkmanın iyi bir fikir olmadığını fark ederek hemen yakındaki elektrik arıza çalışanlarının bürosuna misafir olduk. Çay eşliğinde koyu bir sohbete dalmışken içeri giren arkadaşları kim bunlar dercesine kafasını sallıyor, cevap “gezici bunlar” olunca hepimiz gülümsüyoruz. Telefonların eksilen şarjlarını ve içme sularımızı tamamladıktan sonra çantalarımızı son kez kontrol edip dışarı çıkıyoruz, hemen karşıdaki Jandarma karakoluna bilgi verdikten sonra yola koyuluyoruz.
 
 
Yolculuk başlıyor
Isparta’nın Yalvaç (Antiokheia) ilçesinden başlayan ve iki yöne devam eden antik yolların güneydoğu istikametine uzanan bölümünün bir kısmını yürümeyi hedefliyorduk. Her şey hesapladığımız gibi gelişir ve bir olumsuzluk yaşamaz ise Akseki ilçesinden başlayan yolculuğumuzu Murtiçi köyünde sonlandırmayı planlıyorduk. 29 Temmuz 2012 Cuma günü Saat 14.00’da yola çıkarken bölgenin kurak mevsimin ise yaz olması yiyecek ve su benzeri temel ihtiyaçlarımızı karşılayamamak konusunda bizi endişelendiriyordu. Seyahatimiz korktuğumuz gibi başlamadı, yolun başladığı yerdeki erik ve badem ağaçları yürüyeceğimiz rotanın bize cömert davranacağının habercisi gibiydi.
Birkaç adım attık ve artık taş döşeli yoldaydık, ilk defa gördüğüm yolu heyecanla fotoğraflıyor ve düşüncelerimi arkadaşlarım ile paylaşıyordum. Romalıların yaptığı yolların daha büyük taşlardan oluşacağını umuyordum fakat bu yol küçük taşlar ile döşenmişti. Bazı dostlarımız yolun Selçuklular tarafından yapıldığını iddia ediyorlardı, Selçuklular’ın bu yolu kullandığı kesindi fakat yapımına veya genişletilmesine ne kadar katkıları vardı bunu söylemek o an için cevaplanması zor bir soru idi. Bu konuyu mutlaka inceleyeceğiz fakat son sözü uzmanlar söylemeli hiç şüphesiz. Taş döşeli antik yolun sağında ve solunda zaman zaman tarlalar görüyoruz, uzun zamandır ekilip biçilmedikleri belli. Bu yolun varlığını bilenler hatta yolda daha öncede yürüyenler var fakat dağcılık ve doğa sporlarına gönül vermiş birçok insanın bu yoldan haberdar olmadığını bilmek bizi şaşırtıyor. Zamanında sayısız yolcusu olan, kervanları, askerleri, eşkıyaları ve bölge köylülerini sırtında taşıyan antik yol şimdilerde sessizliğe gömülmüş. Eski günlerin yolcularını hayal ederken onlarca fotoğraf ve video çekerek ilerliyoruz. İnişli çıkışlı fakat bir o kadar da manzaralı rotamızdaki sessizlik bir ezan sesi ile bozuluyor. Mehmet, hocayı tanıdığını ve köye vardığımızda hala orada olursa hocanın bize köy ve cami hakkında bir çok bilgi verebileceğini söylüyor.
 
Sarıhacılar Köyü
Biraz ilerledikten sonra köy karşımızda, şirin mi şirin bir köy olduğunu söylemem gerek, içimden köy gibi köy diyorum. Girişte onlarca köpeğin üzerimize gelmesine batonlarımızı hazır ederek önlem alıyoruz fakat köpekler yaklaşmıyorlar bir süre sonra varlığımıza alışıp havlamayı bırakıyorlar. Köyde küçük bir gezinti sonrası meşhur ahşap cemiyi ziyaret ediyoruz, caminin özellikleri hepimizi şaşırtıyor. Dış cephedeki kabartmaların kayı boyuna ait olduğu söyleniyor, kapı gizli bir düğme ile açılıyor, içeride Kâbe örtüsünden bir parça var. İlk bakışta Cami olarak yapılmadığı anlaşılıyor, minarenin de sonradan eklendiğini öğrenince yapının daha önce Tekke olarak kullanıldığı şüphemiz artıyor. Anadolu’da birçok yerde Alevi ve Bektaşi’lere ait yapıların devşirildiğini gözlemlemiştik. Caminin içinde eskiden kalan yazılarda Hz. Ali ve Hz Fatma yazdığını öğreniyoruz. Tekke’den devşirildiğini düşündüğüm bu Caminin özellikleri ayrı bir yazı ile ele alınacak kadar çok bu nedenle sizleri bu Camiyi mutlaka görmeye davet ediyorum. Köyü dolaşırken yıkık evler görmek bizi üzüyor fakat restore edilmiş evler görünce moral buluyoruz. Bu evlerden birisi ziyaret edilecek türden düzenlenmiş, bizde içine girip geziyoruz. Eski eşyalar ve yaşanmışlıklara hayret ve Haranlıkla bakıyoruz. Birçok ev ve eşyada yıldız işlemesi dikkatimizi çekiyor, Cami hocası bunun İslam öncesi Türk inancından kalma bir gelenek olduğunu, köydeki bir çok yapı ve eşyada bu yıldızları görebileceğimizi söylüyor. Osmanlı döneminden kalma, yangın söndürmek için kullanılan bir tulumbayı görünce şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz, oldukça iyi korunmuş filmlerden ve kitaplardan bildiğimiz tulumbanın çalışır durumda olduğunu duyunca şaşkınlığımız daha da artıyor. Köylüler bize çocuklar aracılığı ile karadut yolluyorlar, cami tulumbası diye anılan tulumbanın buz gibi suyundan içerken karadut yemek ayrı bir keyif oluyor. Köyden ayrılırken yolda gördüğümüz bir ağaçtan badem topluyor ve yola devam ediyoruz.
 
Yürüyüşe devam
Yol üzerindeki bitki çeşitliliği Toroslara yakışır türden, hayranlıkla doğayı izliyoruz. Güneş etkisini kaybetmeye başlıyor, tam fotoğraflık bir ışık diyor bol bol fotoğraf çekiyoruz. Karanlık çökmeden mola yerimize ulaşmak için adımlarımızı hızlandırıyoruz. Küçük bir tepe daha aşıp orman içinde yürürken yolumuzun tel örgüler ile kesildiğini görüyoruz. Birkaç Komando koşuşturuyor üzerimize ve kim olduğumuzu anlamaya çalışıyorlar, hemen selam verip anlatıyoruz hikayemizi. “Nerede yolumuz?” diye soruyoruz, malum yol tel örgülere gelip son buluyor. Askerler yoldan habersiz “bilmiyoruz” diyorlar. Anadolu’nun güler yüzlü tertemiz bu çocukları çakı gibi ve dikkatliler, onlarla gurur duyuyoruz. Ne olur ne olmaz diyerek dost kurşununa kurban gitmememiz için tel örgü bitimize kadar bize eşlik ediyorlar. Yolun devamını bir su kuyusunun yanında buluyoruz taş döşeli yolun devamını, buradan itibaren yolu takip etmek zorlaşıyor neyse ki yolumuz azaldı. Emin olmak için önünden geçtiğimiz bir evin sakinlerine soruyoruz, “bu taşlık eski yomludur” diye, “evet doğru eski yol orası” diyorlar. Bizde “neden bu kadar bozulmuş” diye soruyoruz, köylüler “kepçe soktuk araba rahat gelsin diye” diyorlar. Cevap üzüyor bizi ama susuyoruz, kızgınlığımızı belli etmeden veda ediyoruz. 
 
Geceyi geçirmek için kamp kuruyoruz
İlk kampımızı yapacağımız Ömer Duruk tesislerine birkaç dakika içinde ulaşıyoruz, bu tesiste ihtiyaç duyacağımız her şey fazlası ile var. Karnımızı doyurup, çaylarımızı yudumladıktan sonra kendimizi masaj koltuğu ile ödüllendiriyoruz. Tesisin müdürü yardımcı oluyor ve çadırlarımızı uygun bir alana kuruyoruz. Yakıcı güneşten az etkilenmek ve mümkün olduğunca rahat yol almak için sabah çok erken kalkmamız gerekecek. Uyku bastırmaya başladı bile, günün kritiğini yaptıktan sonra artık dinlenme vakti diyor ve çadırlarımıza çekiliyoruz.
 
Devam edecek…


8 Ağustos 2012  14:42:10 - Okuma: (699)  Yazdır




İstatistik