Yazı

Şemdinli'de neler oluyor...
Şemdinli'de neler oluyor... 

İbrahim Becer

Bugünlerde herkes bir diğerine aynı soruyu bir gizem içinde sormakta: Şemdinli’de neler oluyor?

         Aslında soru içinde çok fazla derinlik barındıran bir soru değil; öyle uzun uzadıya konuşmaya da gerek yok, eline bir cetvel alıp beyaz camın önünde arazi tahlili yapmaya da lüzum yok. Kabaca anlatmak gerekirse, PKK ve Kürt Ulusalcıları ‘tekeden süt çıkarır mıyız’ umuduyla Şemdinli’yi düşürmeyi ve bir başkaldırıyı ateşlemeyi düşündüler ve bir şekilde derdest edilip kütükten düşürüldüler. Amaç, Ortadoğu’daki baharı bu coğrafyada sahneye koymaktı ama neylersin ki baharı görmeden yaz geldi geçti. Aynı oyunu daha önce Şırnak ve Kuzey Irak’ta da denemişler ve sadece Kuzey Irak’taki operasyonda 1000 küsur kayıp vererek kırılması güç bir rekora imza atmışlardı.
         Bu seferki hüsranlarının rakamsal olarak yüzlü sayılarda kalmasının sebebi sayılarının az olmasından kaynaklanmakta. Yoksa bin kişiyle gelselerdi biz bugün yedi yüzlerden bahsedecektik muhtemelen. PKK’nın yayın organında da zaten kayıplarından bahsederken ‘fedai bir ruh’ tamlamasını kullanıyorlar. Yani onları oraya gönderen irade öldürüleceklerini zaten biliyordu. Biraz kafaları çalışıyorsa düzenli bir orduya karşı cephe savaşı yürütmenin, hele hele kendi topraklarında yürütmenin sonucunu kestirebilirlerdi. Velev ki o düşünce yeteneğine sahip değillerdi yine de mazeret sayılmaz açıp tarihe bakabilirlerdi. Şırnak’ta, Kuzey Irak’ta ne olmuş, bugün ne değişmiş ki böyle bir beklenti var?
         Dağda PKK kesin bir zafer kazanacaktı, Şemdinli kırsalı düştüğü gibi şehir merkezi de milisler tarafından düşürülecekti, canı yanan Devlet’te tüm gücüyle kurunun yanında yaşı da yakacak ve dünyaya, “bakın bizde de şartlar olgunlaştı, bir bahar da bize gelsin artık” mesajı verilecekti. Gel gör ki hiçbiri gerçekleşmediği gibi sonuç tam bir hüsran oldu kendi açılarından. ANF’nin (PKK’nın resmi yayın organı) tüm çabalarına karşın Şemdinli Halkı bile bu beyhude çabaya yüz vermedi ve PKK için ‘önümüzdeki çatışmalara bakacağız’ açıklaması an meselesi.
         İşin PKK tarafı bu minval üzerine ilerlerken gelelim diğer tarafına. Şurası kesin ki Türk Silahlı Kuvvetleri verdiği şehitlere rağmen gerçekten çok büyük bir belayı defetti. Eğer Şemdinli içerisine girilse ve sokak çatışmaları başlasaydı işte o zaman PKK ve onun yandaşlarının şeytan değirmenine su taşınacaktı.
         Yine de şeytan ayrıntıda gizlidir. Tüm bu hengâmenin içinde dikkatinizi bir noktaya çekmek isterim. İlk defa iki ayrı ucun resmi yayım organları aynı başlıkta hemfikir oldular. Kürt Ulusalcılarının ANF’si ve Türk Ulusalcılarının Sözcü Gazetesi’nin aynı paydada buluşması ben dâhil ‘acaba bir barış olabilir mi’ düşüncesi taşıyanları resmen dumura uğrattı. PKK’nın yaptığı manipülasyonu yeterli görmeyen Sözcü değil Türk kamuoyunu, Dünyanın gözünü Şemdinli’ye çekmek için çok çalıştı ama olmadı, olamadı.
         Her şeyden öte ölen sekiz tane vatan evladı için yaptıkları ucuz isyana ne demeli bu arkadaşların. Kürt meselesinin iki türlü halli vardır: Ya barışacaksın, ya savaşacaksın! Barıştan bahsedildiği günler bizim için birer uzak tarih anekdotları değildir. Hatta ve hatta yakın tarih bile sayılmayan, barışın dillendirildiği o günlerde en büyük muhalefeti yapanlar yine bu arkadaşlar değil miydi? Bir tarafta en vatansever Türkler diğer tarafta en mağdur Kürtler sıfatıyla yemeyip içmeyip savaşa övgüler dizen bu taraflardan Türk tarafı utanmadan sekiz tane askerin hesabını sormakta.
         Sizler savaşın paintball silahlarıyla, şakacıktan yapıldığını mı sanıyorsunuz? Üzerine kırmızı boya isabet edenin kenarı çekilip soda içtiği bir oyun olmadığı size hiç anlatılmadı mı beyler. Manevra mermisiyle, gerçek mermi arasındaki fark sadece kırmızı bir boyadan ibaret değildir söyleyeyim. Birini, diğerinden ayıran bir çekirdek vardır. Senin gevezelikten, boşboğazlıktan, fitnecilikten çiğnediğin o çekirdeğin eş anlamlısını o gariban yediği için bugün aramızda yok.
         Bir parça utanacak yüzün kalmışsa şayet sana bir de istatistik vereyim de iyice yerin dibine gir: 5 Temmuzda Çukurca’ya saldırı düzenlerken öldürülen 10 PKK’lının 5 tanesi Türk, geri kalanlar İran ve Suriyeli. Yani üç değişik coğrafyadan bir araya gelen 10 kişi Senin sınırlarından içeri girmişler ve sana posta koymuşlar. Peki, sen tüm mücadelen boyunca Teşvikiye’den, Nişantaşı’ndan kaç tane cenaze kaldırdın bana söyler misin?
         Fakat Şehitlik Edebiyatını da senden iyi yapan yok değil mi bu ülkeyi ve insanlarını senden çok seven olmadığı gibi. Filmini yapıyorsun, şarkısını besteliyorsun, şiirini yazıyorsun ama hala kendi içinden bir Akif çıkaramadığının da farkında mısın? O Akif ki ‘yetmez mi müsab olduğumuz bunca devahi/ Ağzım kurusun yok musun ey adli İlahi’ diyerek en uca savrulmuş bir dertli adam. Senden neden duyamadık böyle yumruk gibi bir dize bunca yıl hiç düşündün mü? Çapsızlığın mıdır buna engel yoksa bir et parçası olarak bu dünyaya fırlatılıp atılmışlığın mıdır ne dersin?
         Ben başladım, ben bitireyim sen zahmet etme. Kulakları çınlasın İskender Pala tarif etmekte senin ruh halini: Duyduğu ateşi tarif eden yeterince yanmıyor demektir!
         Bizim 1984’den bu yana yaşadıklarımız Rus Edebiyatına benzer büyük ölçüde: Olayın kahramanına orada mujik derler, Kürtçede karşılığı gundidir, Türkçesi de köylüdür nokta.
         Vakit ağlamak vakti ama benim için. ‘İnsan dağıttığı eli oynamalı’ der Travenian. Bu lanet eli oturdunuz beraber kardınız. Ucu bir parça olsun size dokunsaydı ‘kendin ettin kendin buldun’ derdim.
         Neylersin ki dili yok kalbimin bundan ne kadar bizarım…

8 Ağustos 2012  14:30:45 - Okuma: (349)  Yazdır




İstatistik