Yazı

Hariçten Gazel Okuyanlara...
Hariçten Gazel Okuyanlara... 

Ali Can

Hariçten Gazel Okuyanlara...

Meryem Ana Evi, İzmir Selçuk'taki Bülbüldağı'nda İsa'nın annesi Meryem'in son yıllarını St. Jean (Yuhanna) ile birlikte geçirdiğine inanılan kilisedir. Hıristiyanlar için hac yeridir. Bugüne kadar papalar tarafından ziyaret edilmişliği vardır.
Meryem'in mezarının da Bülbüldağı'nda olduğu düşünülür. Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır. Kilise’nin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik Meclis’in Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna karar vermesi ile ilgilidir.
Efendim, didaktik bir üslupla yazılmış bu bilgiler bana ait değildir. Şayet ben anlatsaydım böyle anlatmazdım. Ben, lirik yönü ağır basan cümlelerle anlatmayı tercih eder, Meryem Ana evi bize aittir, bununla da ne kadar övünsek azdır ifadesiyle bağlar, üç- beş görüntüyle de süsler geçerdim.
         Lamartine hayranlığımın özünde yatan ana sebep de budur aslında. İstanbul’u anlatırken “Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." İfadesini kullanan Lamartine, 19. Yüzyılın ortalarından Yahya Kemal’e bir gönderme yapmış ve bu mübalağa tam bir asır sonra, şairin ”Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizesiyle başlayan şiirinde vücud bulmuştur.
Konumuz elbette Lamartine veya Yahya Kemal değil. “Anlatmak istediğimiz konuda veya araştırma/çalışma yapmak istediğimiz konuda ne kadar olaya hakim ve samimiyiz” konu bu.
Geçenlerde, ulusal çapta yayın yapan bir derginin ön kapağında, iri puntolarla yazılmış “Meryem Ana evi” tanıtımını görünce hiç tereddüt etmeden dergiyi satın aldım ve sakin bir köşe bulup heyecanla sayfaları çevirmeye başladım. Keşke dergiyi almasaydım, bu yazıyı da hiç görmeseydim. Yukarıdaki gibi Google’den alınmış bilgi ve bilinen birkaç fotoğraftan ibaret-muhtemelen yarım saatte hazırlanmış- bu “araştırma” yazısının, ünvanı adından uzun bir zat-ı muhterem tarafından hazırlanması üzüntümü daha da arttırdı. Maalesef ünvanlar bazen yetmiyor. Zat-ı muhterem gelmiş midir bilmiyorum ama eğer ilçemize bir kere gelseydi veya bize ulaşsaydı, elimizde ne var ne yok önüne sererdik. Daha önce hiç yayınlanmamış bir düzine görüntü verirdik, böylece o da, sığ ve verimsiz sularda heder olmazdı. Mevlana’nın “Dünle beraber gitti, ne kadar söz varsa düne ait, cancağızım. Bugün artık yeni şeyler söylemek lazım.” Sözünü de düstur edinir ve ortaya yeni bir çalışma çıkarırdı.
Zat-ı muhterem ve süreli yayın ile gerekli yazışmalar yapılmıştır. Aklıma gelmişken, ünvanı uzun başka bir zat-ı muhterem de bir zaman önce bize deve kitabı hazırlamıştı.  Arkadaş Selçuklu olmadığı için ilçemizde hayli itibar görmüştü. Hazırladığı kitabın 94. sayfasında, 2000 yıllık Roma dönemi sukemerine, Bizans dönemi eseri demişti. Biz de bunu böylece yemiştik. Gerçi biz yemedik, deneyimsiz ve bilgisiz personel yedi. Kitap öylece basıldı.

         Büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.” der. O yüzden İlçemizle ilgili yapılan ulusal/yerel tüm tarih/kültür faaliyetlerini yakından ve büyük bir ciddiyetle izliyoruz. İzlemekle kalmıyoruz anında teşhir ediyoruz, ilgililerin dikkatine… Selçuk için doğru işler yapanı başımızın üstünde taşırız ama kimseye de hariçten gazel okutmayız.



6 Ağustos 2012  09:38:10 - Okuma: (635)  Yazdır




İstatistik