Yazı

SELGE
SELGE 

Asil S. Tunçer

Kültür Tarihimize Canlı Bir Belge

Burdur’dan Antalya’ya çok güzel manzaralı yollardan, Toroslar ve vadilerinden geçerek devam eden yolculuğumuzun ardından Selge’ye gitmek için dokunuyoruz gaza. Ne mümkün, önümüzde koca bir kamyon. Mecburen yavaştan takip.

ne göreyim; çamurlukta destan gibi bir yazı: “Kahvelerim Pişti Gel, Köpükleri Taştı Gel, İyi Günün Dostları Kötü Günler Geçti Gel”. Kamyoncu edebiyatından seçme bir örnek. Tam Çubuk Beli’ndeyim. Aklıma geliyor; torpido gözünde bir Bedia Akartürk CD’si olacaktı. Madem yavaştan iniyoruz o zaman yavaştan da dinleyelim Bedia ablamızı:

(Hey heyyy) Çekemedim akça kızın göçünü (ah göçünü)
Sırma saçlar bırak dövsün döşünü (döşünü a gız döşünü)
Gülüver de görem mercan dişini (of dişini)
Yol ver bana Çıbık beli (geçeyim ak gız geçeyim)
(Repertuar)
(Geçeyim ak kız da gideyim)

(Hey heyyy) Yaylaların yeli soğuk esmez mi (ah esmez mi)
Sevdiğim de rüyalara girmez mi (girmez mi a gız girmez mi)
Girmese de gönül sana küsmez mi (ah küsmez mi)
Yol ver bana Çıbık beli geçeyim (geçeyim ak gız geçeyim)
(Repertuar)
(Geçeyim ak gız da gideyim)

Antalya Manavgat’tan 55 km içeri girince çok farklı bir antik kentle buluşuruz. Yaşayan antik kentlerden biridir Selge. Yani hala yaşam olan, hayatın devam ettiği, tarihin sürekliliğini koruduğu yerdir. Bir anlamda dünün ve bugünün yarına birlikte yürüdüğü yerleşimdir.

Kent öyle sarp bir yere kurulmuş ki çıkarken başımız dönüyor. Yollar hem çok virajlı hem de rampa. Yalnız manzarasına diyecek yok. Akropol olarak seçilmiş yukarı kent çok stratejik bir konuma sahip. Burada tek sorun su olsa gerektir ama onu da aşağıdaki nehirden ve sarnıçlarla çözmüş olmalılar. Bugün de bir şekilde bu yöntem sürdürülüyor. Köprülü kanyon 10 km mesafede. Aslında nehir dağın dibinden aktığı geçtiği için su dolabıyla yukarı alınan su için bu mesafe geçerli değil tabiî ki.

22 m uzunluğundaki tarihi taş köprüden geçiyorum. Genişliği 2,5 m.den biraz fazla. Nerdeyse araç sağa sola sürtecek. Sürtenler çok olmuş belli yan duvarlardaki izlerden. Nehirden 35 m yukardayım. Altımda güldür güldür su akıyor. Karşım, sağım ve arkam tamamen kayalık. Sol tarafımdan nehir aşağı görüntü süper.

Kat kat kayaçlar, en üstte bir parçacık toprak ve bu toprakta yaşam bulan bodur ağaççıklar yani maki topluluğu. Yer yer kendini daha uzun ağaçlara bırakıyor. Köprüden sonra bir 11-12 km.lik yol bizi Selge’ye yani bugünün adıyla Altınkaya’ya ulaştıracak. Burada da bir uyduruk isim Altınkaya. Burdur’da da Altınyayla’yı görmüştük hatırlarsınız Kibyra ve Kremna yazılarımızda. Tirmil adı Dirmil olmuş sonra ilçe kaymakamlığınca Altınyayla olark değiştirilmişti. Bugünlerde isim geri alınmaya çalışılıyordu. “Yalçınkaya” olsa belki daha mı anlamlı olurdu?

Bu isim değiştirmelere sebep ne olursa olsun karşıyım. Bu işlem yörenin, bölgenin kimliğini söküp atıyor. Tarihi ve arkeolojik verilerden olan yerleşim adlarının değiştirilmesiyle bir zaman sonra veri kaybı söz konusu olacak. Adı ister Luwi, ister Hitit ve isterse Frig adı olsun onlar bizim kültürel altyapımız, zenginliğimiz ve arşiv belgemiz. Lütfen isim değiştirmeyelim. Zaten Helen, Roma ve Bizans bunu bolca yapmış. Aynı hata ve aynı tahribatı biz yapmayalım.

Selge’de akropole varır varmaz tiyatroya gitmek için dar patika yolu takip ediyorum. Kazısı yapılmamış stadyumun oturakları sıra sıra yol kenarında tarla sınırı belirlemede işe yaramış ama tahribat kaçınılmaz tabi. Bu kötünün iyisi. Tamamen kazılsa kim bilir neler olarak. Burada bekçi veya herhangi bir görevli görmedim. Stadyumun sonunda tiyatro başlıyor. Sola doğru bir evin avlusuna kırdım direksiyonu. Çok güzel bir eski ev. Ben 5-6 yaşlarındayken annemle gittiğimiz ninemin evine benziyor. Dışı kerpiç ve dal. Tamamen yerden izole, hanay tarzı, kışa karşı korunaklı ama yaz için de hayatlık veya ayazlık denilen yarı açık balkonu mevcut.

Bu evlerin altında hayvanların yan tarafındaki ahıra hayvan bağlanır ve saman, kuru ot istiflenir evin altına sağlam bir kapıdan girilir ve hem mutfak hem de depo olarak kullanılan alt kattan geceleri toplanan ahşap bir merdivenle çıkılır. Bu merdivenin üst kata çıkılan yerinde koca bir kapak. Gerektiğinde üst katın bağlantısını alt kattan tamamen koparan bir yöntem bu. Evi incelerken yanıma köylü teyzeler geliyor. Ellerinde oyalar. Güzel bir ceviz ağacının altında kısa süre soluklandıktan sonra teyzelerden kurtulmak için tahta kaşık alıyorum. Kısa, eğri saplı kaşıkları bir dostuma hediye etmeyi düşünüyorum. Ben de kalsa kullanılır, kırılır yok olur gider ama verdiğiniz hediye çoğunlukla saklanır ve yarınlara kalır. İlerde bizim yerleşimleri kazacak arkeologlara da bir şeyler bırakmak lazım, değil mi?

Ceviz ağacının gölgesi çok iyi geliyor. Hiçbir ağaç gölgesi ceviz ağacı gölgesi gibi olmaz. Bu ağaç gölge için yaratılmış sanki. Bahçeye çok istiyorum dikeyim ama akşamları oksijen soğurması yaptığından ve de çok kök saldığından eve zarar verebilir diye hanım sıcak bakmıyor. Yoksa ceviz serinliği başka bir şeye değişilmez. Kimileri der hafif ağrı kesici özelliği olan koku salarmış ve o yüzden derin uyunurmuş gölgesinde. Kimi de tam aksini söyler; baş ağrısı yaparmış. Bu kişiden kişiye değişiyor herhalde. Ben ise bayılırım. Bozdağ’a akrabalara gittiğimizde eskiden ceviz ağacı altına atardım kendimi.

Bu satıcıların gerçekten muhakeme gücü mü kayboluyor yoksa bakmışsın satmışız diye mi yapıyorlar bilmem ama Şirince’de mesela kiliseye çıkan yolun son virajında ağzında diş kalmamış bir teyzecik; yıllardır bana elişi satmaya çalışır. Dedim bir gün teyze senin gözlerin iyi mi görmüyor baksana ben erkeğim. Hatırı kırılmasın zeytinyağı sabunu aldım. Hala da almaya devam ediyorum. Assos’ta var yine böyle bir teyze. O da bana hep kekik satmaya çalışıyor. Ben de ondan tarhana, bazen kekik bazen de zeytinyağı sabunu alıyorum. Evde bir 10 yıllık sabun stokum var şimdiden. Şimdilerde Assos zeytinyağı alıyorum bol bol. Asidi düşük aroması kendine has.

Selge’de tiyatro sağlam kalmış nasılsa; tek orkestrası hariç. Belki de yüksekte olmasındandır. Kazıların daha devam etmesi lazım. Sol taraftaki basamaklar biraz tahrip olmuş. Köprü gibi tiyatro da Roma dönemi, stadyum da. 1.250 m yükseklikten etraftaki sıradağların manzarası mükemmel. Karlı zirveleri bulutlarla buluşuyor zaman zaman. Karşımda eski tapınak kalıntısı. Bu Zeus olmalı yandaki de Artemis veya Apollon da birlikte kimbilir. Agora şüphesiz çok uzun zaman kullanılmış olmalı. Sonuçta din değişirken tapınak yerini kiliselere bırakırken pazaryerleri değişmez kullanım alanları olmaya devam ediyorlar. Yeşil boyalı sade cami de tam merkezde.

Altınkaya insanı kışı bazen daha aşağıdaki dağ eteklerinde kurdukları küçük barakalarda da geçiriyorlar. Tanıştığım bir amca bana keçi ve koyunlarının ağılının yanına yaptığı küçük barınağına götürüyor. İri kaya bloklarının birinin içine yapılmış, dışarıdan görülmesi imkânsız yukarı doğru sızan dumandan ancak yeri ayırt edilebilen bir kayaaltı sundurmasına girdim. Bu Beşparmak Dağları’nda gördüğüm çoban barınaklarından daha da basit. 4 m kare kadar bir alan ve yan duvar yani kayanın tepesinde çok küçük bir duman deliği var alttaki ocağın üstünde yukarı yükselen. Ocağın bazen hızlanması bazen de ters esen rüzgârdan içeride kalan duman yüzünden an geliyor birbirimizi görmüyoruz. Eski Tunç Çağı evleri belki de böyleydi.

Nebraskalı genişçe bir aileye private tur yapıyorum. Aksaray’dan Konya’ya gelirken yol kenarlarındaki kerpiç evleri görüntülüyorlar. Benzer özellikleri İzmir Yeşilova Höyüğü’nde model ev ve Troya’da Troya evininde görünce şaşırıyorlar. Anadolu bugün bile verdiği bazı görüntüleriyle hala M.Ö. 2000’leri yansıtabiliyor M.S. 2000’leri yaşadığımız yıllarda. Dediklerine göre 40-50 yıl evvelini yansıtıyormuş bizim kasabalar, kentler. Dedim içimden o da ne ki? Bronz Çağı bile bulurum size istersem. Selge’de konuk olduğum bu kayaaltı barınağı yani konutu tam bir Bronz Çağı sahiden.

Selge bu anlamda Anadolu kültür tarihi içinde arkeolojik pek olmasa da kültürel olarak aynı kare içinde 2000 yılı bir arada görebildiğiniz nadir yerleşimlerimizden. Ben dumanlar içinde bir pösteki üzerinde diz çökerek çay içtiğim bu kayaaltı barınağında kızaran meşe közünün yanında pişen ekmeğin kokusunda bu duyguları hissettim. Yandaki ağıldan gelen keçi ve koyun meleyişleri arasındaki hoş sohbetimizin asıl sıcaklığını belki de bu misafirperverlik, doğallık, sadelik ve içtenlik sağladı.

Size Selge’de mutlaka bir gece geçirmenizi, yayla evlerinden birine mümkünse misafir olmanızı tavsiye ediyorum. Sarnıç suyunu kullanmak, her yere yaya yürümek ve sadeyağı sürülmüş somun ekmekle kahvaltı etmek ve de akşam köz üstünde kızarmış kuzu çevirme yemek için. Yanınıza telefon, fotoğraf makinesi vs hiçbir şey almadan. Sadece o anın tadını çıkararak. İçinize sindirip tekrar tekrar hatırlamak için; yoksa ileride fotoğraflara bakıp hatırlamak için değil.

Milattan önce dedeleriniz yaşamlarına ve fabrika ayarlarınıza dönmek istiyorsanız Selge yani Altınkaya doğru adres. Bir gün bile yeterli; iki güne Köprülü Kanyon’da sularla haşır neşir olmak da sığdırılabilir şayet istenirse…


31 Temmuz 2012  01:27:34 - Okuma: (600)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik