Yazı

Yani Baba Bush'a bak Oğul Bush'u al!
Yani Baba Bush'a bak Oğul Bush'u al! 

Asil S. Tunçer

Takvimler Mart ‘91. Yaklaşık 500.000 sığınmacı Türk-Irak sınırına dayandı...

Takvimler Mart ‘91. Yaklaşık 500.000 sığınmacı Türk-Irak sınırına dayandı. 2 Nisan'da olağanüstü toplanan MGK, ‘Türkiye-Irak Sınırının şimdilik açılmaması, BM'nin göreve çağrılması, 2. Ordunun alarma geçirilmesi ve Irak'a katliamı durdurma çağrısı yapılmasını' kararlaştırdı.
Tarihler 3 Nisan'ı gösterirken Türkiye, Güvenlik Konseyi'ne başvurarak, duruma bir an önce müdahale etmesini istedi. Bu arada BM Mülteciler Yüksek Komiseri Sadako Ogata, Türkiye'nin sınırı açmasını, Fransa Başbakanı Michel Rocard ise Kürtlere özerklik verilmesini istedi. Durumun ciddiyeti karşısında Güvenlik Konseyi, 3 Nisan 1991'de 687 sayılı kararı aldı. Alınan bu karar savaş sonrasında Irak'ın silahsızlandırılması amacıyla çok yönlü düzenlemeler içeren, Irak-Kuveyt çatışmasını çözmekten daha ziyade, Irak'ın bir daha sorun yaratmayacak bir duruma getirmeyi hedefleyen bir karardı. Bu karara göre; Kuveyt-Irak sınırının belirlenmesi amacıyla UNIKOM (United Nations Iraq-Kuwait Observation Mission_Birleşmiş Milletler Irak-Kuveyt Gözetleme Misyonu) oluşturuldu. BU komisyondaki yetkililer, faaliyetleri ile ilgili olarak Güvenlik Konseyine 6 aylık raporlar sunacaktı. Irak'ın silahsızlandırılması için UNSCOM (United Nations Special Commission_Birleşmiş Milletler Özel Komisyon) oluşturuldu ve Irak'ta çok geniş arama, tarama ve imha faaliyetlerinde bulunmak üzere görevlendirildi. IAEA (International Atomic Energy Agency_Uluslararası Atom Enerjisi Örgütü) da bu çerçevede Irak'ın nükleer silahlardan arındırılması için yardımcı olacak, faaliyetleri ile ilgili olarak Güvenlik Konseyine 6 aylık raporlar sunacaktı.
            Körfez Savaşı'ndan zarar gören ülkelerin Irak tarafından zararlarının karşılanmasını sağlayacak bir BM Telafiler Fonu kuruldu. Ayrıca Irak'ın, tüm kimyasal, nükleer, biyolojik savaşların ve balistik füzelerin yok edilmesini kabul etmesi, UNSCOM yetkililerinin araştırma ve imha faaliyetlerine müsaade etmesi, nükleer silahlar ile ilgili tüm bilgi, belge, teknoloji ve materyalleri IAEA temsilcilerine teslim etmesi, nükleer silahlar kapasitesinin yerinde denetlenmesi için UNSCOM ve IAEA faaliyetlerine kapılarını açması, gelecekte yukarıda sayılan silahların hiç birini tekrar edinmeyeceğini kabul etmesi ve bunun için teftiş ve gözetleme yapılmasını kabul etmesi istendi. Kurul aynı zamanda Irak'ın ekonomik faaliyetlerinin kontrol etmekle yükümlüydü. BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan bu karar, Irak'ın silahsızlandırılmasına yönelik olması nedeniyle bozulacak iç asayişi yüzünden Türkiye'ye sıçraması muhtemel ayaklanmalar ve PKK'nın güçlenme ihtimali nedeniyle Türkiye'nin isteklerine cevap vermiyordu. Sınırda ise binlerce sığınmacı soğuk ve açlıkla mücadele etmekteydi. Her ne kadar Türkiye sınırlarını aşmamış olsa da sığınmacılar fiilen sınırları aşarak köy ve mezralara kadar gelmişti. Gelinen bu durum karşısında, Türkiye bir kez daha BM'den bir karar çıkartmak için girişimlere başladı. Sonunda Türkiye'nin görüşlerini içeren taslak metin Fransa tarafından Güvenlik Konseyi'ne itilerek 5 Nisan 1991'de BM tarafından 688 sayılı karar alındı. Bu kararın esaslarına göre; sivil halkın, özellikle de Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin baskı altına alınması, dünya barışını ve bölgelerin güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle Irak kınanmakta, Dünya barışı ve bölgenin güvenliği üzerindeki tehdidin kalkması için Irak'tan, bu baskıyı hemen durdurması ve tüm Irak halkının insani ve politik haklarının kabul edileceği açık bir diyaloga girmesi istenilmekteydi. Uluslararası yardım örgütlerinin bölgeye gelip yardıma muhtaçlara yardım ulaştırmalarına izin verilmesi, Genel Sekreter'in Irak'a yapılan insani yardımları takip etmesi ve Irak sivil halkının durumunu bildiren rapor vermesi de karara ilave edilen maddeler arasındaydı.
            Burada telaffuz edilen Irak halkı sözü de aslında Kürt azınlık için kullanılmıştı. Yoksa Arap, Türkmen ya da Şiiler kimsenin umurunda değildi. Genel Sekreter'in elindeki tüm kaynakları kullanması, tüm üye ülkeler ve tüm insani organizasyonların bu insani rahatlama çabalarına yardım etmesi, Irak'ın bu amaçlar doğrultusunda Genel Sekreter ile işbirliğine girmesi, Irak ve tüm dünya ülkelerinden istenmekteydi. BM tarafından alınan bu karar tamamen insani yardım üzerine oluşturulmuş, Irak'ın toprak bütünlüğü egemenliğine saygı gösteren bir karardı. Türkiye'nin istediği üzerine kaleme alınmış bir metin olup bir bakıma Türkiye'nin olaylara bakışını da yansıtmaktaydı. Ancak asıl hedef olan sığınmacıların sınırların ötesinde tutulması için kurulması gereken güvenli bölgeler bu karar ile sağlanamamıştı. Bu, Batılıların bu noktada 688'den daha radikal bir karar arayışı içine girdiklerini ama SSCB, Çin ve Hindistan'ın buna karşı çıkmaları üzerine BM şemsiyesinde bir güvenli bölge kararı çıkartamadıklarını göstermekteydi. 
            Türkiye'nin yoğun çabalarıyla ve yaşanan trajedinin basına da yansımasıyla daha fazla direnemeyen ABD, 7 Nisan'dan itibaren bölgeye havadan yardım yapmaya başladı. Operasyonun ilk günü 14,5 tonluk yiyecek, içecek, giyecek ve barınma malzemesi atıldı. Operasyonun yedinci günü bu rakam 768 tona ulaştı. Türkiye ise bunu yeterli görmüyor, göçü durdurmanın şartını Irak'a havadan ve karadan müdahale ederek Kuzey Irak'ta, Kürtlerin güvenliğini sağlamak için sınırda tampon bir bölge oluşturulmasını istiyordu. Yani Türkmenlerden çok Kürtleri destekliyordu. AB ülkeleri, özellikle İngiltere Başbakanı Major'da bu fikri desteklediğini söylemeye başlamışlardı. Avrupa Birliği'nin bu konuda desteğini alan ABD Başkanı (Baba) Bush aldığı bir kararla Irak uçaklarının 36.paralelin kuzeyinde ki uçuşunu yasakladı. Ardından da Kuzey Irak'a yardım operasyonunun gerçekleşebilmesi için Türkiye'de 8.300 personelinin görevlendirileceğini, bu personelin İncirlik hava Üssü'ne yerleştirileceğini açıkladı. Beyaz Saray sözcüsü de yaptığı açıklamada "36.paralelin kuzeyinde Irak'ın tüm askeri faaliyetlerinin ve tüm uçuşların yasaklandığını, Kürtlere yardım faaliyetine Irak müdahalede bulunursa askeri güç kullanacağını" bildirdi. Artık "Provide Comfort" (Huzur Operasyonu) adıyla tanımlanan ve resmen Kürtleri koruma altına almayı amaçlayan harekât başlatılmıştı. Türkiye tamamen insani yardım amaçlı bu girişime, önce 30 gün, ardından da bu süreyi Mayıs ve Haziran ayında iki kez daha uzatmak suretiyle destek verdi.
Irak halkını korumak amacıyla 36.paralelin kuzeyinde ilan edilen "Güvenli Bölge" sadece Kürtleri korumayı amaçlamıştı. Süleymaniye belirlenen bu alan dışında kalmasına rağmen bu bölgede Kürtlerin yaşaması nedeniyle güvenli bölge içine alınmış, buna karşılık, 36. paralelin kuzeyinde olan Musul bu kapsama dâhil edilmemiştir. ABD'nin belirlediği 36. paralel Kürt bölgelerini güvenli bölgeye dâhil ederken, Türkmenlerin yaşadıkları bölgeler güvenlik alanı dışında tutulmuştur. Sadece Erbil ve Süleymaniye yakınlarındaki Kifri'de yaşayan Türkmenler ‘güvenli bölge' içine alınabilmiş, Türkmenlerin % 80'i Irak Hükümeti ile karşı karşıya bırakılmışlardır. Bunun dışında belirlenen güvenlik bölgesinin Kürtlerin özerk bölge olarak belirledikleri alanı kapsadığı, 36. paralel ile bir ilgisi olmadığı gibi bu bölgede bağımsızlık mücadelesi veren Kürtlere ileride ki faaliyetlerinde büyük avantaj sağladığı da görülecekti. Türkiye Kuzey Irak'ta bir güvenlik bölgesi oluşturulurken, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölge ile birlikte, Türkmenlerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerinde bu alana dâhil edilmesini bir türlü kabul ettirememiştir.
            Müttefiklerin, 36. paralel ile Türkiye - Irak sınırları arasında kalan bölgede yaptıkları bu çalışmalara, "Operation Provide Comfort-Kurtarma Operasyonu" adı verildi. Bu operasyon çerçevesinde geçici yerleşim merkezlerinin seçimi, seçilen yerlerde kampların kurulması, yardım ulaştırma yollarının tespiti, sığınmacıların nakli, güvenliğin sağlanması, komuta şekli, sığınmacıları üç dört ay içinde evlerine döndürecek şekilde nihai hedefin belirlenmesi ve Irak'ın tutumu ile ilgili tedbirler dikkate alındı. İlk kamp Zaho yakınında kurularak, kampın güvenliğini sağlamak üzere bir Amerikan birliği göreve başladı. Bu arada Amerika'nın 20 Nisan tarihli Irak'a verdiği bir ültimatom ile Irak askerlerinin 36. paralelin kuzeyinden çekilmesini istemesi üzerine, Irak ordusu Zaho ‘nun 30 km kadar güneyine çekilmiş, şehirde sadece 50 polis bırakmıştı. Bu güç, Adana-İncirlik, Diyarbakır-Pirinçlik ve Kuzey Irak-Zaho'da konuşlanmıştı. Koordine maksadıyla İncirlikte Birleşik Görev Kuvveti Karargâhı bulunmakta, gücün diğer birimleri ise Zaho'da Türk ABD, İngiliz ve Fransızlardan oluşan 17 kişilik bir irtibat gurubu, Diyarbakır'da 6 helikopterden oluşan bir birim ile tüm bu faaliyetleri yürütmek üzere toplam 1.600 kişilik bir personel gücü bulunmaktaydı. Bu gücün görev alanına giren faaliyetlerde "Koordine ve Denetim" maksatlı, İncirlikte 23, Pirinçlikte 6, Zaho‘da 4 olmak üzere toplam 33 personel görev yapmaktaydı. Türk Genel Kurmayı'nca gücün görev alanları ve bu görev sırasında uygulayacakları esaslar "Uygulama Esasları Belgesi" ile belirlenmişti. Amerika 32 savaş, 19 destek uçağı ve 10 helikopter; İngiltere 8 savaş, 2 destek uçağı; Fransa 8 savaş 1 destek uçağı ile güce katkıda bulunmuştu. BM ise, 18 Nisan'da Irak ile imzaladıkları bir anlaşma ile Amerikan-İngiliz-Fransız girişiminin aksine yalnızca Kürtleri değil tüm Irak'ı kapsayacak uluslararası hukuka uygun, Irak'ın izni alınmış bir yardım planını başlattı. Bu sırada Genel Sekreter Perez De Cuellar, ABD ve müttefiklerinin, Zaho'da kurulan kampların denetimini bir kaç gün içinde, BM denetimine devretmeleri, Dohuk şehrinin de güvenlik bölgesine alınması konusunda anlaşma sağladı. Bu anlaşmalar ile devreye giren BM'in ilk görevlileri, 18 Mayıs 1991 günü Bağdat'a, ertesi gün de Dohuk'a hareket ederek bölgeye yerleştiler. Artık Irak ve Irak'ın kaderi ellerindeydi. Baba Bush oğlunu, oğul Bush'da babasını asla aratmayacaktı.
            Yani Baba Bush'a bak Oğul Bush'u al!
 
            (sürecek)
 


23 Mart 2007  00:23:47 - Okuma: (1288)  Yazdır




İstatistik