Yazı

Sart
Sart 

Asil S. Tunçer

Sart’a Müze Şart

Mısır hiyerogliflerinde Sardana, Luwi dilinde Sfarda olan kentin adı Helen diyalektinde Sardeis, Sardis diye adlandırılmış. Biz de bugün aynı yoldan devam ediyoruz; Sart. Zaten ülkemizde çoğu yer adı bugün Helen ve Roma diyalektiyle söylenegelmektedir. Bugün aynı yerde kurulu kasaba da eski Sart Mustafa ve alt kısımda yer alan Sart Mahmut birleşmiş bugünkü Sart’ı oluşturmuştur. 
 
Homeros, Sardis adını bahsetmez biliriz ama doğru değildir; neden çünkü kentin adı o zaman Sardis değil. Bugün mayonez çeşnisi belki de bu kentle bağlantılı. Yani kısaca kent Sardis adını sonradan almıştır. Aslına bakarsanız ne Lidya ne başka isimler hiçbiri gerçek değil. Hepsi sonradan verilme isimler. Okuduğumuz, öğrendiğimiz ve dillendirdiğimiz her şey hakiki değil zahiri sanki. Bir oyun ve oyuncuların sahne isimleri mevcut; oyundaki nikleriyle çağrılıyorlar. 
 
Ülkeye zenginlik veren kaynak altın taşıyan Paktolus çayı olsa da her ne kadar, halkın diğer önemli gelir kaynaklarından bereketli Salihli ovası ve Kral Yolu’nun ülkeye kazandırdığı vergi ve paradır. Oysa tüm ünü bu çaya bağlanan ülkenin başına bela olan bu zenginliği Sophokles’e bir yapıtında "Toprak, Zeus'un bile anası, sen ki altını bol Poktolus'a hükmedersin" dizelerini söyletmiştir. Oysa M.S. 1.yy’ın daha ilk çeyreğinde artık altının kırıntısı bile kalmamıştı.
 
Artemis Tapınağı’na giderken sağ tarafta gördüğümüz altın işleme ünitesini geçer geçmez sağlı sollu alanlar ve bilhassa Paktolus yani Sart Çayı’nın kıyısı her Hıdrellez’de insan dolar. Havanın iyi olduğu sair günlerde de bilhassa Pazarları piknik alanı olarak kullanılan bu yer SİT alanı içinde yer alır. Zira burası köyün Artemis Tapınağı levhasından itibaren evlerin altı da dâhil eski yerleşimin kalıntılarıyla doludur.
 
Artemis Tapınağı, Helen-Roma dünyasının Anadolu’daki 4. büyük tapınağıdır. Helen dönemi diyoruz çünkü ilk dizaynı sebebiyle ama gördüğümüz tapınak sonraki döneme aittir. Roma dönemi tapınağın sunağı Helenistik döneme tarihlenir ki bu bize sunağın tapınaktan daha eski döneme tarihlendiğini, Artemis kültünün İyon göçleriyle daha Lidya krallığı döneminde bölgeye sirayet ettiğini gösterir. Hatta denir ki, Genç Kyros, kendisiyle savaşıma giren bir yakınını, Orontas'ı burada bağışlamış, Orontas bu sunakta ondan özür dilemiş ve Genç Kyros'la el ele tutuşarak ona bağlılık andı içmişti (Xenophon-Anabasis).
 
Bugün karşıdan bakarak hayal ettiğimiz ve Lidya dönemini kurguladığımız akropol neredeyse tümüyle yok olmak üzere. Bırakın Kresüz’ü İskender dönemi, Roma dönemi bile görmek mümkün değil. Konglomera tipi tepe yağmur dâhil her türlü doğa olayından etkilenmekte, günden güne yok olmaktadır. Toplam üç kere çıktığım Akropol’ün her çıkışımda biraz daha yittiğine şahit oluyorum ya da öyle hissediyorum. Akropole çıkış için en iyi yol Prof. Greenwalt’in işaretlediği yolu izlemektir. Bu yol en rahat tırmanılan bir yoldur ama daha kısa ama çok daha dik yamaç olan Piramit’ten gidilen yola nazaran biraz daha uzundur.
 
Sart enteresan bir şehirdir biz rehberler için. Çok şeyi barındırır ama çoğu toprak altındadır. Amerikalıların çokça görmek istediği ama çok fazla bir şey de göremediği bir yerleşimdir. Bununla birlikte ayağa kaldırılan Gimnasyum ve Sinagog’un varlığı bile onlara yeter. Tapınak ise hâlihazırdaki mevcudiyetiyle Efes Artemisi’nin bir tesellisi gibidir adeta. Burada anlatacağımız çok şeyin toprak altında olması, bizi mitos ağırlıklı anlatım yapmaya zorlar ki mitlerle süslü bir anlatım benim tarzım değildir. Bu yüzden Sart benim için çok zor ama bir o kadar da heyecan dolu örendir.
 
Son yaptığım Sart turu toplam 5 günlük tur programının 3,5 gününü kapsıyordu. Yarım gününü Bin Tepeler bir gününü de Akhisar ve Manisa Müzesi dolduruyordu. Bu turda normal bilgilerimin üstüne çıkmak durumundaydım zira kitap hazırlıyorduk. Bunun için de yaklaşık iki ay öncesinden başlayarak ve aşağı yukarı iki bin sayfa kaynak kitap okuyarak hazırlandım. Ve öğrendim ki Sart tam bir dipsiz kuyu. Daha önceki bilgilerimin hem teyidi hem de detayı şeklinde nitelendireceğim bu çalışma sonunda gerçek anlamda Sart’ı kavramaya başladım. Hala ve hala kafamı kurcalayan sorular, net olmadığım yönleriyle Sart beni kendine çekmeye devam ediyor.
 
Bu yerleri tırmanmak her turun içeriğinde yar almaz. Ancak ve ancak özel programlarda veya merak uyandırdığında yapılan bir ek aktivitedir. Yoksa her turda akropol çıkmak diye bir kavram yoktur. Ben bile sırf bu çalışma için çıktım. Hem yorucu hem de zaman alıcıdır. Sart turu ya Pamukkale ya İzmir çıkışlı turlarda akşamına bazen Bergama veya Ayvalık olmadı İstanbul ve en erken İzmir yatışlı programlarda yer alan bu yüzden de uzun bir günün ortasında yer alan sonrasında da yolcunun başka yer görecek hali kalmadığı turlar olduğundan yolcuyu burada yormak veya yormamak turun konsepti açısından önemlidir.
 
Bir de çoğunlukla dolu dolu geçen bir turda grubu haybeye yormak iş değildir. Hele grubunuz arkeolog, tarihçi, araştırmacı vs değilse. Sart etabı ister Yedi Kilise ister Anadolu turu olsun pek çoğunda son günlere geldiğinden grubun çok dikkatini çekmese de aslında burada eksik olan bir şey vardır. Ne kadar dinlersen dinle ve ne kadar gezersen gez insanı nihayetinde “olsaydı görseydik” dedirten bir şeyin eksikliği söz konusudur; Müze.
 
Akropol; evet! Herkes Kresüz’ün o görkemli sarayının da bulunduğu yukarı kenti görmek ister ama nafile. Öte yandan yüzyıldır kazılan kentin toprak altında çıkarılan objeleri. En büyük eksiklik bu objeleri göremememiz. Kısacası Sart’ta bir müze çok gereklidir. Bir asırdır çıkarılan eserlerin çoğu Manisa Müzesi ve Sart’taki kazı evindedir. Artemis Tapınağı’na girer girmez soldaki bina grubu işte bu eserlerin saklandığı depodur. Öte yandan Manisa Müzesi de aynı şekilde bazı eserlerin sergilenip bazılarının yer yokluğundan sergilenemeyip depolarında saklandığı müzemizdir.
 
Tur güzergâhında Sart’tan sonra ya Akhisar veya İzmir istikametine gidildiğinden Sart + Manisa Müzesi çok nadir bir destinasyondur. Ben şahsen böyle bir turu son turumu saymazsak toplam iki kere yaptım. Oysa müzesiz programı belki de elli belki altmış, tam bilmiyorum. Diyeceğim, Sart müzesiz eksik ve yarım kalıyor. Buna ilaveten gerek Manisa Müzesi’nde yer sorunu ve gerekse Kazı Evi’nde saklanan eserlerin sergilenememesi sorunu nedeniyle sanırım artık bizim Sart’ta bir müzeye kavuşmamız elzem.
 
İçime doğmuyor değil. Başarılı ve çalışkan bir bilim insanımız olan ve şuan da Manisa Müzesi’nde Müdirelik yapan Sevgi (Hanım) Soyaker nasıl Akhisar’daki büyük bir eksikliği müze kazandırarak gidermek üzere aynı şeyi Sart’ta da yaparak ve buraya bir müze kazandırarak gönüllerimizde taht kuracağına şüphem yoktur. Bu sayede Sart gibi bir ören yarım günlük veya ara bir destinasyon olmaktan kurtulacak, daha doyurucu ve layık olduğu değere kavuşmuş bir ziyaret bir turistik merkez kimliğine kavuşacak. Ona yakışan da budur zaten.
 
Sart’ta son söyleyeceğimizi baştan söyleyerek yetkililerin ve kamuoyunun dikkatini biran önce çekerek zaman kazanmak istedik. Daha doğrusu kendilerine zaman kazandırmak bir diğer deyişle… Bundan sonra Sart’ta tespit ettiğimiz eksik veya varsa fazlaları söyleyeceğiz. İvedilikle üzerinde durduğumuz konudur müze gerekliliği.
 
Şimdiden Hayırlı Olsun!

21 Mayıs 2012  01:18:54 - Okuma: (639)  Yazdır




İstatistik