Yazı

Çanakkale
Çanakkale 

Asil S. Tunçer

Kutsal Vatan Toprağı

Bizim topraklar bir başka güzellik, bizim Mehmet’imiz bir başka asker. Dünyanın hiçbir yurdunda bu kadar kan dökülmemiş ve uğrunda bu kadar can verilmemiştir. İsmi Anadolu ve Türklerin yurdu Türkiye olan başka bir vatan, Peygamberimizin adını taşıyan başka bir asker… Mehmetçik Çanakkale’de, Sakarya’da, Sarıkamış’ta ölümüne savaşan ve çekinmeden can veren Mehmetçik.  
 
Askerde Hamza Üsteğmen vardı, OHAL’den gelmişti bize eğitime Mamak’ta; derdi ki: “Namlunun ucuna emanet can kadar kutsal bir başka yaşam” yoktur. Ayrıca “silah arkadaşım” lafına çok takılırdı. Tek bizim Mehmetçik’te var böyle bir kavram derdi. Silah arkadaşı, mermi uğuru ve ölüm yoldaşı… Çanakkale’de toprağa düşen her askerin tanıştığı kavramlar. Mehmetçik dün de bugün de aynı anlayış ve sadakatle can vermeye devam ediyor.  
 
Ezinelisi, Havranlısı çok iyi biliyordu Çanakkale’nin payitahta açılan kapı ya da başka deyişle kilidi bahrini… Boğazlar ki yedi düvel peşinde ama Mehmet hiç de vermeye niyetli değil. Bu yüzden olsa gerek daha İstanbul’un fethinden önce bu kaleler yapıldı Fatih tarafından boğaza yapılan hisarlarla beraber. Britanya’nın gururu yenilmez armadası burada pes ediyor; başka söze gerek var mı? Türk milletinin gururudur Çanakkale. Dolayısıyla Çanakkale Türkiye’de yaşayan herkesin kendinden bir şeyler hissettiği yerdir. Çanakkale içimizde hiç kurumayan çimen, bizi birbirimize kenetleyen ve ayrılmamacasına yapıştıran çimentodur.
 
Bak mezar taşlarına Edirne’den Kars’a değil bu sefer, çimento yani harç öyle bir karılmış ki hâlihazırda sınırlarımızın dışında kalmış ve hala oralarda yaşayan tüm soydaşlarımızı kapsıyor. Çanakkale’deki bazı mezar taşlarına bir göz atalım: Kosova’dan Bayramoğlu Halim 21 yaşında, Piriştine’den Musaoğlu Hafız 20 yaşında, Üsküp’ten Ali Haydaroğlu Nazım 21 yaşında, Ohri’den Şahapoğlu Salih 21 yaşında, Manastır’dan Satılmışoğlu Kemal 19 yaşında, Selanik’ten Fehmioğlu Mehmet 19 yaşında… Devam edelim: Kırcaalili Osmanoğlu Atıf 25, Kudüslü Ömeroğlu Bekir 21, Estergon Hüseyinoğlu Ramazan 20, Medineli Mehmet 25 ve Trablusgarplı Ömer 22…
 
Yerde duran ve arasında yürüyüp adlarını okuyabildiğimiz yüzlerce mezar taşından sadece birkaçı. İnanın başka zaman sıradan bir beyaz mermer parçası. Lakin burada o kadar anlamlı ki. Bir taş hiç bu kadar bizden biri olmamıştır hayatımızda ve etimizden kemiğimizden bir canı ölümsüzleştirmemiştir bu kadar, edebileştirmemiştir. Söylesenize hangimiz anamız, babamız veya yakınımız dışında bakakalırız bir mermer taşa ve dalar gideriz öylece ya da hangi mermer taşına ağlarız? İçimizi burkan ve gözlerimizi dolu dolu yapan başka bir mezar var mıdır biranda bizim oluveren, bizden biri gibi duruveren? O buz gibi mermere dokunduğumuzda içimizi ne titretir? Taşın soğukluğu mu yoksa masumca, şehitçe ölümün mü?   
 
Memalik-i Osmanî bütün vilayetleriyle tam kadro burada. Çanakkale’deki tüm mezar taşlarını değil belki ama çoğunu yıl ve yıl gezdim; ta ki 2008’e kadar yaklaşık 10 yıl boyunca savaş alanlarına her gittiğimde ve fırsat bulduğumda isimleri, yaşları ve nereli olduklarını okudum. Abide yeni düzenlendikten sonra ve nihayetinde 57. Alay yeni baştan yenilendikten sonra gezmeyi bıraktım artık. Nedendir bilmiyorum ama yaz-boz tahtasına döndü sanki şehitliğimiz… Neyse konumuza dönersek; nerdeyse her 10 aileden birinde mutlaka ya şehit ya gazi bir dedemiz var Çanakkale’den. Tıpkı benim ailem gibi, sizin ki gibi, onların ki gibi… Selda Bağcan’(ablam)la konser öncesi konuşuyoruz. Kendisi Makedonyalı ve ailesindeki hemen her erkek savaşa gelmiş Çanakkale’ye. Eşimin ailesi de öyle… Kiminle konuşursanız konuşun. Ya kendisinde ya akrabasında mutlaka biri vardır Çanakkale’den gelmiş geçmiş ya da geçememiş ve dönmemiş…
 
Koca Seyit’in kaldırdığı top mermisi bu yüzden belki anlatımlarda her geçen yıl daha da ağırlaşıyor.  İnsanlar bunaldı. Sığınacak efsane, duyacak kahramanlık ve inanacak mucize arıyorlar, bekliyorlar. Kaç okkaydı o da belki çok önemli değil rakamsal olarak ama buradaki ruh önemli. Başka bir halet-i ruh içinde insanlar savaş ortamında. Hem sütlü çayın tadını hem de şahadet şerbetinin tadını iyi biliyor. Ölmenin korkulmayan bir nihayet olduğuna kanıksanılmış ki Mustafa Kemal’in dediği gibi biraz sonra düşeceğini bile bile karşı siperlere saldırıya geçen bir adanmışlık söz konusu. İşte o ruh ve inançtı Çanakkale’de kahramanlık destanı yazdıran.
 
Dedem Çanakkale’ye giderken hamile ninemi bırakmış gitmiş ardında. 10 yıl sonra gazi olarak döndüğünde oğlunu tanıyamamış; oğlu da onu. Bizim ailede hala gözlerimiz dolarak birbirimize anlattığımız onlarca yaşanmış Çanakkale hikâyelerinden birisidir bu sadece. Dördüncü kuşak çocuklarımız da kendi çocuklarına anlatacaklar şüphesiz. Çok büyük ortak ve bizim, hepimizin hemen aynı temada yaşanmışları. Dedim ya Çanakkale bizim buluşma noktamız milletçe.  
 
Japonlar dememişler miydi, öğütlememişler miydi; çocuklarımızı Çanakkale’ye getirelim… Her Türk çocuğunu Çanakkale’ye getirme ve tarihini yerinde öğretme projesi geliştirsinler bak bu memlekette hain kalıyor mu? Çanakkale’ye gelen, özümseyen bir insan terörist olup vatana ihanet eder mi? Aynı Mehmetçiğe kurşun sıkabilir mi? 
 
Bence öğretim ve eğitimi parçalamak ve yozlaştırmak yerine 12 yıl kesintisiz eğitime Türkçe, yabancı dil, matematik, tarih, coğrafya yanına bir de Çanakkale ve Sakarya’yı da koyun müfredat olarak.
 
Böylece hem terörü hem de cehaleti kökünden kazıyın.
"Tüm Annelerin Anneler Günü'nü Kutluyorum!"

13 Mayıs 2012  21:54:07 - Okuma: (632)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik