Yazı

Bir Turun Anatomisi -5-
Bir Turun Anatomisi -5- 

Asil S. Tunçer

THY Rötarları

Annemin son nefesine bile THY’nin rötarı yüzünden yetişememiştim. Tarih: 22 Nisan 2002; Anzak turu karşılamalarını yapıyoruz Atatürk Havalimanı’nda. Telefonum acı acı çalıyor. Hasta bıraktığım annemin kötüleştiği haberi geliyor. Durumu acenteme bildiriyorum. Hemencecik bana THY’den en yakın kalkacak uçakta yer ayırtılıyor ama ne çare zamanla yarıştığım bir anımda THY gecikmeli kalkıyor ve ben annemin son nefesine yetişemiyorum.
 
Tarih: 4 Nisan 2012 Cumartesi; İstanbul Arkeoloji Müzesi hala kış sezonunda ve saat 16.00’da kapanıyor. Anadolu kültür turları başlamış, Anzac vs kapıda. İstanbul veya İstanbul başlangıçlı ya da bitişli kültür turlarının olmazsa olmazlarından Arkeoloji Müzesi nedense hala kış uykusunda. Tarih: 15 Nisan 2012 Pazar; Anadolu turumun İstanbul ayağını tamamladım. Yolcularla birlikte sabah 09.00 uçağıyla İzmir’e uçup Pamukkale’ye devam edeceğim. Sonrasında malum Kuşadası, İzmir ve Çanakkale derken İstanbul’da yolcularımızı uğurlayacak, turu tamamlayacağım.
 
Saat geldiği halde bir türlü yerinden kımıldamayan uçak bana hemen alışıldık THY rötarlarını anımsattı. Zaten artık alıştığımızdan şaşmamak gerekiyor. Kaptana da zaten akşamdan tembihledim. 10.05 iniş kesin 10.30 olur. Erkenden gelip otoparka girme Gaziemir’de oyalan diye… Maazallah havalimanında otopark demek sanki DHMİ’ye ortak olup hisse senedi almak demek. Nihayetinde uçak piste ilerlemeye başladı ve kaptandan beklenen anons geldi: kalkış sırasına göre 16 numarayız. Yaklaşık her 2,5-3 dakikada bir kalkıldığına göre hâlihazırda kafadan 40-45 dakika daha pistte yaklaşırken gecikmiştik. Bir de körükten ayrılırken ona keza 10-15 dakika. Etti 1 saat.
 
İzmir’e indik. Malum iç hat ve dış hat aynı yerde. İndiğimde elinde yolcu ismiyle bir rehber ordusuyla karşılaştım. Nerdeyse İZRO ve KURED ordaydı. Herkes rötarlı uçaklarını beklemekten ağaç olmuş vaziyetteydi. Artık günaydın ve nasılsın yoktu; sadece hangi uçaktan indin, neden bu kadar geciktiniz soruları vardı… Terminalde bekleyenler, buluşamayanlar tam bir karmaşa yaşanıyordu. Ben eşyalarımı minimize edip yanıma aldım ki valiz kuyruğu beklemeyeyim. Kaptanım bu kadar gecikeceğimizi tahmin etmemiş olacak 10.30’da alana gelmişti. Bir dolan iki dolan trafik polisinden kaçış yok otoparka girmiş 1 saat bayılmıştı.
 
Zaten bir dakika da dursan 1 saat ödüyorsun. Tam bir soygun. Allah’ın boş arazilerini havalimanı yap santimetresini 1 milyon kere pahalı pazarla. Bu yüzen havalimanlarına otopark vermemek için ne formüller buluyoruz. Lisede böyle formül çalışsaydım şimdi ODTÜ Fizik’ten mezundum. İlk gün İstanbul’a uçmadan bir simit, bir üçgen peynir, bir çay ve küçük su aldım 10,5 TL. 50 TL’yi bozamadılar 10 TL ile kurtuldum. Karşıyaka’da simit sarayında bunu 3,5 TL’ye satın alırsın. Kızcağıza sordum: Neden bu kadar uçuk fiyatlar? Dedi kiralar çok yüksek. Sonra adam devam etti: Bir sorsan şu üç masa koyacak yere ne kadar kira ödüyorum? Ya bu nedir? O zaman yapın memleketin her yerine havalimanı, çalışmadan yaşayalım. Turizm bacasız sanayi ya, havalimanları resmen bacasız fabrika. Hatta darphane mübarek, para basıyor.
 
Evet, 10.30’da İzmir’de Terminalden çıkmayı planlarken 11.30’da çıktık ve kalabalık, yığılma yüzünden de bir 15 dakika ancak toparlandık. 1,15 dakika rötar benim Laodikya programımı yedi. Ancak Afrodisias yapabildim. Otele geç varmak Pamukkale’de olmaz. Başka yer belki ama burası zor. Termal havuz ve spa… Ne olacak? Ertesi güne kalacak. Bu sefer ertesi günkü program şişti. Efes bir sonraki güne… Bir de öğleden sonra yağmur bastırdı ama ne yağmur. İngilizlerin “kedi köpek yağıyor” dedikleri cinsten. O yağmurda Kadifekale çok zor. O da ertesi güne filan böylece kovalamaca yaparak turu tamamlıyoruz.
 
Şunu söylemeye çalışıyorum. Turlarda hele bu mevsimde yağmur ve buna bağlı olası kazalar yüzünden kapanan yollar ve gecikmelerimiz bir yana bir de hızla varalım diye bindiğiniz araçlar yani uçaklar en çok da THY rötar yapmıyor mu? İşte bu tuzu, biberi ve kimyonu… Ne diyeyim artık! Başta da dediğim gibi benim net hatırladığım annemin son nefesine yetişemeyişim sebebiyle 10 yıldır böyle. THY rötarsız kalksın ve insin o gün siz çok şanslısınız. 
 
 
Gelibolu zaten başıboşluğun en önü alınmaz haliyle bu sene yine karşımıza çıkıyor. Kilitbahir’den itibaren Seyit Onbaşı’ya kadar otobüs sırası. Tek yön ve diğer yön de yer yer işgale uğradığından ilerlemek mucize. Yahya Çavuş ona keza. Hele Conkbayırı tam bir felaket. 100 otobüs saydıysam en fazla 10’unda TÜRSAB tabelası var. Artık vakıf, dernek, belediye, okul, muhtarlık ne varsa her kurum ve kuruluş Çanakkale-Gelibolu turu yapıyor. Bir tek acenteler yap(a)mıyor. Alan Kılavuzları bu sene parayı kırdı. Ben şahsen Çanakkale-Gelibolu turu yapmadım bu sezon daha. İzmir’den yatısız turlar çıkıyor ve 24 saatine uyku uyumadan tura gidiyorsun ertesi günün zaten haşat. Oysa Alan Kılavuzu arkadaş gurubu orda karşılıyor ve oradan uğurluyor. Benim gibi uyku sorunu yok ve günde iki iş bile alıyor. Acaba diyorum Alan Kılavuzluğu belgesi mi alsam? Nasıl olsa herkes ilk onları arıyor? Kılavuz bekleyen otobüs veya grubunu bekleyen onlarca kılavuz gördüm. 
 
 
İstanbul’da Sultanahmet Meydanı ben rehberliğe başladığımdan beridir değişiyor, yerler taşla kaplana kaplana zemin yükseliyor ama bu son hali çok farklı geldi bana. Nasıl desem… Meydan yükselmiş, orta yerde çadırlar ve sözde fuar. Bir kuru kalabalık ve oradan buradan gürültülü müzik sesleri, bağırışlar, çağırışlar. Yan taraf camii, sağ taraf Türk-İslam eserleri Müzesi… Sanki yer yokmuş gibi zaten iğne atsan yere düşmez bu meydana bu çadır kurma âdetinden ne zaman vazgeçilir ve zihniyet bu kafayı ne zaman değiştirir bilmem ama bu çadırlardaki güruh ve etrafa yaydığı ses ve çöp kirliliği turizm değildir. Bilmeyen varsa bunu iyi öğrensin. Topkapı’ya, Aya Sofya’ya artık yayan yürünülüyor; araç trafiğine kapandı alan ama bu meydana kurduğunuz bu çadırlar ve yarattığınız kirlilik ve kalabalık ne perhizi, ne turşusu?
 
Efes’in girişi 25 TL oldu. Parklar ona keza. Havalimanlarınızda bir sandviç yemek, yanında bir şey içmek ziyafet parası ödemek demek. Geçenlerde üst düzey ekonomiye sahip bir grubum Hilton’daki içecek fiyatlarının pahalılığından bahsetti düşünün artık. Geçen sene Fethiye Ölüdeniz’de otobüs park parası bizden 125 TL istediler. Duydunuz mu? Otobüsün fiyatının binde biri. Yani misal otobüsünle bin kere park et sonra da otobüsü otoparkçıya bırak git. İyi hoş güzel de hala Sart-Alaşehir arası odun köfte yemeyen gruplara lunch box dağıtıyoruz. Adam gibi restoran işletmesi yok. Bergama’dan Ayvalık’a hatta Çanakkale’ye kadar hani adam gibi bir otobüs turistine öğle yemeği yedirebileceğin restoran?
 
İstanbul’da bir otelde kalıyoruz. Web sayfasında 4* yazıyor. Çiftlerin tercihi French yatak ama bizim Frenchler biraz teklinin 1,5’u. Yani tek yatağın az büyüğü. Onu da zar zor aldık. Hele bana bir oda verdiler aman yarabbi. Hani bedava yatsam belki öyle bir odada kalırdım herhalde. Üstelik odam temizlenmemişti. Yatakta saç ve kıl vardı. Oteller profesyonel kat hizmetlisi yerine mahalleden kadınları toplayıp getiriyor, oda temizlettiriyorlar. Yalan diyen insin baksın Kadırga’ya, Yenikapı’ya. Ev hanımlarının çoğu üç kuruşa ya katçı ya da bulaşıkçı.
 
İstanbul’daki oteller artık tam gaz. Ne şikâyet, ne rica ne de yaptırım… Hiçbir şey etkilemez. Neden yahu boş yok. Sen kalmazsan başkası kalıyor. Her kutlama, her aktivite ve her olay İstanbul’da olursa ve de Türkiye’ye giriş çıkışlar hep İstanbul’dan yapılırsa olacağı bu. ABD’den gelen bir adamın İstanbul’a giriş-çıkış yapmadan Anadolu’ya çıkması mümkün mü? O zaman hiç İstanbul turu yapmasan bile bu kentte 2 konaklama yapıyorsun, şansın yok. O halde Türkiye’de en güzel karlı bir diğer iş İstanbul’da otelcilik yapmak…
 
Belgeleri duvara astık, fiyatları arttırdık. Peki, kaliteyi ne yaptık? Onu sorgulamak lazım…


8 Mayıs 2012  18:40:32 - Okuma: (845)  Yazdır




İstatistik