Yazı

12 Yıllık Zorunlu Eğitim Hakkında…..
12 Yıllık Zorunlu Eğitim Hakkında….. 

Etem Kutsigil

Uzun vâdede Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren yeni (sözde) “Eğitim Düzeni” hakkındaki görüşler, sakıncalar hakkında, ciltler dolusu kitaplar yazılabilir.

Benim önceki yazımda yazdıklarım daha çok kendi deneyimlerimden ve fikirlerimden kaynaklanıyordu.  Bu arada konu hakkındaki köşe yazılarını okumaya, TV’lerdeki açık oturumları izlemeye devam ettim.
Fakat asıl merak ettiğim, Milli Eğitim Bakanının, ki kanaatimce Milli Eğitim Bakanı olmaması gereken bir kişidir. Sebebi de, “Başkasının yazdığı kitaptan yaptığı alıntıları kendisi yazmış gibi kitabına koymaktan (İrtihal yapmak) YÖK tarafından cezalandırılmış bir kişidir.(*)
Bir konu daha var ki bence, o daha da tehlikeli. O da “Türkiye Cumhuriyeti ve laiklik” konusundaki kanaatleridir.
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu sırada ortaya atılan Cumhuriyet ilkesinin zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tabir edilen Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür. Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin, yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam ile bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerine; daha çok katılımcı, daha ademi merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi sorumluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum." (**)
Düşünün ki bu beye Türkiye’nin geleceği olan “Türk Gençliği” emanet ediliyor. Ve bu kişi ya kendi iradesiyle veya uzaktan kumandayla Bakan olduğundan bu yana defalarca Milli Eğitimimizin köküne kibrit suyu döküyor. (Bu da benim kanaatim)
Bana göre devletimizin her kademesindeki görevlilerin, Cumhuriyetimizin temel yasalarına gönülden bağlı, herkese örnek olabilecek kişilerden seçilmesi, o devletin devamlılığı, uluslar arası haysiyet saygınlığının sağlanması ve ilerlemesi için şarttır.
Bu yüzden bu kişi hakkındaki fikirlerimin olumsuz olmasına karşılık, görüşlerimi süzgeçten geçirmek için, bütün ön fikirlerimden kendimi soyutlayarak geçen hafta,  neredeyse sabaha karşı biten Mehmet Ali Birant’ın “32. Gün” Programında Milli Eğitim Bakanının açıklamalarını izledim. Hayal kırıklığına uğradım. Zira ezberlenmiş cümleler, basmakalıp fikirler çizimler vs. vs.
Ne var ki, bu açıklamalardan sonra sıra Birant’ın sorularına gelince “Takke düştü kel göründü”. İkinci defa anladım ki, başbakanın bu yasanın nefes nefese çıkarılmasını istemesinin altında, sanki “Bir yasa çıkarın da gerisi Allah kerim.” zihniyeti yatıyor. Çünkü hemen her soruyu cevaplamasında top, ya Milli Eğitim Bakanlığı’na, ya da Talim Terbiye Kurulu’na atılıyordu. Konuya hakim olmadığı her halinden belliydi.
Sanki maksat, bir çok yasa gibi, anlaşılabilir olmayan, çetrefilli, karışık bir yasa çıksın ve top MEB’ye veya TTK’ya atılsın ki, daha sonra “çıkacak sorunları düzeltme” bahanesiyle, MEB’nın çıkaracağı “Paket genelgeler ve bakanlar kurulu kararlarıyla” Milli Eğitimi istediğimiz gibi ve muhalefetin TBMM’deki denetimleri, direnişleri olmadan istediğimiz gibi yapılandıralım. Gerisi fasa fiso..on
 
(*)2008’de Ankara 1. İdare Mahkemesi "intihal gerçekleşmiştir" hükmü ile Ömer Dinçer’in, YÖK tarafından "intihal" yaptığına ilişkin verdiği karara yaptığı itirazı reddetti.
(**)Ömer Dinçer’in 1995’te yaptığı ve tartışmalara yol açan konuşmasından.


22 Nisan 2012  03:09:08 - Okuma: (534)  Yazdır




İstatistik