Yazı

Üniversitede Okutmanın Rezilliği
Üniversitede Okutmanın Rezilliği 

Sevgi Melek

Günümüzde birçok üniversiteli hocanın tutum ve davranışlarının rezilliği ve yanlışlığı ile haberleri okumuyor değiliz. Gün geçmiyor değil üniversiteli gençleri ateşe veren hocaları görmemiz. Üniversitedeki o denli hocaları hoca yapan kişiler, ne denli düşünüp de yükseltiyorlar bilmiyorum ve aklım almıyor.

         Yine yeniden bir hocanın olayıyla ortalık değil ama ülkemizin ileri gelen üniversitelerinden biri sallanıyor. Sözü geçen okul Gazi Üniversitesi. Ve sözü geçen öğretmen ise; Türk Dili branşı Okutmanı Oğuzhan AYDIN. Girdiği hemen hemen her tanelerce derste Peygamber efendimizden (S.A.V.), ilahi aşktan, beşeri aşkın yanlışlıklarından, âşıkların ilahi aşkı övmesinden, zamane şairlerinin serbest şiiri yanlış anlayıp ‘saçma – salak’ (ona göre) yazmalarını iddia edip bahsetmesinden, Adalet ve Kalkınma partisinin bozuk olmayan düzgün düzeninden, İran hükümetinin yönetim mükemmeliyetinden, bu aralarda Kutlu Doğum Haftasından bahsetmekte bu hoca. Birçoğun edebiyatla uzaktan yakından ilgisi olmayan tamimiyle kendi düşüncelerinin doğruluğunu düşünüp ona göre hareket etmesi ve öğrencilerinin beynini yıkaması ile ilgili olan bu hoca karakteristik açıdan yerlenen, haberlerde boy boy resimleri ve punto punto isimleri olan hocalardan biridir.
         ‘Bunları anlatıyor, peki ya vize ve finalde ne soruyor’ diyenlere cevabım ise; 2 soru! İkiside edebiyat ile ilgili, derste anlattığı hiçbir konu ile bağlantısı olmayan (gerek Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetsel stratejileri olsun, gerek kutlu doğum haftasının önemi olsun ve gerekse; gül simgesinin naçizane anlamı olan peygamber efendimizin (S.A.V.) ilahi bağlılığı olsun…) konulardan sormaktadır. Tekrar ediyorum Evet, edebiyatla alakalı ama derste anlatılanlarla değil.
         Geçen haftalarda -naçizane- hocanın dersine katıldım. Gördüklerim akıl alır gibi değildi. Dersin sonunu bekleyip görmek nasip olamadı ama dersin başı ve ortası ben tartışma ortamı yaratana kadar rezillikti. Hoca derse girdi, lise edasındaki gibi ‘burada – yok’ halinde sınıf yoklamasını aldı ve her zamanki seçtiği güzel bayan bir sınıf okuyucusuna okuması için bir hikâye verdi. Bugünkü konumuz Hikâye imiş. O zaman anlaşıldı. Verdi hikâyeyi birazdan okuyacak olan kişiye, aldı gitti kitabı bir şevkle kişi. Hikâye Refik Halit Karay’ın Şeftali Bahçeleri adlı Hikâyesi idi. Hikâye okunmaya başlandı hoca kendisine ampul devlet tarafından tahsis edilen önü sağı solu kapalı kürsü edalı masasına gerilerek ve sanki sınıf benim hali takınarak oturdu ve dinlemeye mi desem hikâye ile birlikte hikâyelere dalmaya mı desem bilemedim her ne ise işte ona koyuldu.
         Hikâye özetle şunu anlatıyor bir memurun monoton yaşantısını ve devrimci yönlerinin ağır bastığı ama iş gereğince onu engelleyenlerin ve aklını çelenlerin bulunduğunu… Okuyanlar bilir. Hikâye muhteşem bir kusursuzluk ve betimleme ile anlatılmış bir hikâye. Bizim orda yapmamız gereken hikâyeyi yargılamak yâda nasıl bir psikolojiyle yazdığını sorgulamak değil, dersteyiz ve derste hikâye konusunu işliyor isek Sayın Karay’ın hikâyesini nasıl bir anlatım biçimiyle (öyküleyici, hikâyeci, betimleyici…) anlattığını yargılamamız yâda onu konuşmamız gerekir. Fakat Hocanın yaptığı şeyler şunlar; hikâyenin müstehcen yerlerinde gerilerek ve sınıf benim haliyle yayıldığı sandalyesinde biraz daha içeriye sandalyesinin biraz daha altına inerek sağ eli kemerinde sol eli ampul adaletin tahsis ettiği kürsü misali masasının çekmecesinde desteklenmiş halde oturması. Yüzünde tuhaf zevk alır bir gülümseme. Gözlerini kapatıp açmasının yavaşlığı ve hata bazen kapattığında saniyelerce açmaması hikayeyi okurken yaptığı bu hareketler ve çabası kısa sürede sınıfın gözlerini hikayeyi okuyan hatundan çok hocaya çekti.
 Hikâyede geçen kısımlardan biri; “ Birgünmuhasebeciısrar etti, hatırını kırarsagücenecekti, pekgeç kalmazlar, onurahatsız etmezlerdi; şöyle birkırgezintisi yapacaklardı. Kadı, evkaf memuruposta müdürü, dört beşkişi, kalabalıkdeğil... ArtıkbüsbütünkabalıkolurdiyeAgâhBeykorktu, «peki» dedi. Kasabadakimsesizlikten, işsizliktendeboğuluyordu. Bir defaeğlenipşuâlemigörmesielbetteuygun olurdu, belki deeğlenirdi; tabiatıngüzelliğinebu kadarçekingendurmaksaçmaydı... “ burada tabiatın güzelliklerinden bahsederken yazar samimidir, ama bizim rezil hoca yanlış yere çeker ve okuyan hatunun yarı kusurlu sesini kesip –bakın şimdi neler olacak- yorumunu yapar gözlerinin çapkın ve sapkın bakışı ile dilinin dudağını yalayışı ile yorumunu destekler halde. “
        “İkindi üzerieşeklerebindiler, rahvanyürüyüşlü, yumuşakpalanlırahathayvanlardı; kendilerinemahsusufak ufakadımla, acelevemuntazamsalıntılıtuhafbiryürüyüşlerivardı. AgâhBeyhoşlandı. Heleşeftalibahçelerininarasınagiripdetozdan, güneştenkurtulduklarızamanyosungibikoyu yeşilyarııslakyoncalarvesusesibüsbütünkeyfine gitti, iğdeler, böğürtlenlerleörtülüikiyüksekçitarasındandolana dolanauzunbiryolgittiler. Şeftalilerinkokususinirlerinigevşetmişti. Eğilekalkameyvedevşirenkızlaraşimdituhaf, isteklibirgözlebakıyordu. Ara sıraelleribohçalı, yüzleriterlitakım takımkadınlararasgeliyorlardı. Bunlarırmaktandönüyorlardı. Memleketinâdetiydi; yazınhepsiaçıktadereyegirerler, oynaşahaykırışauzun uzunyıkanırlardı. Ne deirikalçalı, endamlıkadınlardı... Yüreğefazlabirsıcakgibiçarpıntılargetirensarıcı, iştahlıbakışlarıdavardı. “ hikayenin bu kısmında bizim sapkın hocanın halini tahmin edersiniz, iyice sandalyeye gömülü eller aynı yerlerde biraz daha yerleşmiş ne yaptığı ne halde olduğu meçhul de denilemez ki her şey meydanda.
Karanlıkbirgecede, Evkaf memuruonuarkakapıdanevininzeminkatındabasıkbirodayasoktu, içerideikikadınvardı, ikisi deşöhret kazanmış, güzel, dolgunkadınlardı, erkeğealışkıngörgülütavırlasigaraiçiyorlar, uzunbirmemurneslineböyleyarıgizlihizmet etmektenŞivelerizarifleşmiş, incelisanlarıylaferah ferahkonuşuyorlardı. hoca bu kısımda kopar artık ve kocaman bir kahkaha patlattı sınıfın ortasında, ben artık arkadaşımla amfinin sıralarına sığamaz olduk, her an hikâyeyi bitirip hocayı eleştirmek ve ne yaptığı neden bu denli bir tavır takındığını bu yüz ifadelerinin ne manaya geldiğini sormak için sabırsızlanıyorduk. Hikâye kaliteli bir hikâye, orada anlatılan bize verilmek istenen mesaj faklı, orda bir kanıdan bir durumdan bahsediliyor ama hocanın takıldığı yerler başka. 
       Biriesmer, uzun boylu, endamlıydı; göğsüdaryeleğininaltındagenç, gürbüzduruyor, insanadalgın, tatlıgözlerlederin derinbakıyordu. Öbürüsarışın, büsbütüniri, gösterişliydi. Uzunsaçlarınıelli altmışörgüyapıpsırtındanaşağı, nadidebiratkıgibikoyuvermişti. Başlarınaoyalarıaynıörnekyemenilerbağlamışlar, üzerlerinekenarlarıaynıgergefiğnesiyleişlenmişgömleklergiymişlerdi;ayaklarındadagülresimliçoraplar, sarımeşindenayakkabılarvardı. “ –ooo götürdü sizinki birazdan görecez şeftali bahçelerini yâda gördü o şeftalileri- yorumu yapıldı hemen, sınıfın bir kesiminden bir kahkaha patladı hoca yanlısı olarak, bir kaçı yorum bile yaptı yorumlar birbiri ardına sapkınlıklarla sıralandı.
 Eğlencemeclislerindebirkenara çekilipkahvefincanıyleyarıgizlirakıatıştıranCeza Reisi, Agâh'ızorluyor, «Senievlendirelimoğlum, bumemlekettebekârdurulmazdiyordu. Sahi, bugüçişti. İçin içineridiğini, zorluk çektiğinioda duyuyordu.” – aaahh ahhh doğru gençler zor iş zor bekârlık- yorumundan da belli oluğu üzere hoca hem sapkın hem de bekâr. Yâda bekârlık günleri aklına geldi bizimle yâd etmek istedi. Ne desem nasıl desem bilemiyor.
         Hemen söz alıp cümleme başladım, birkaç kez hikâye ortasında söz istedim ama yüz ifademin sertliğinden mi anladı yâda onun yanlısı olmadığımı biliyor oradan mı anladı bilemiyorum ama söz vermemişti bana. Şimdi tek söz isteyen olduğumdan kaldırdı beni ve bende ağzıma geleni aklıma gelenlerle birleştirdim ve söylemeye koyuldum. Hikâyenin neden müstehcen yerlerine takıldığını, neden hikâyeyi yorumlamak yerine başka yönlerini yorumladığımızı, neden yüz ifadesinin ve zevk alır edasının var olduğunu, o yerlerde iğrenç yorumlar yapıldığının hesabını sordum sanırım biraz da ileri gittim ki hoca bana verecek cevap bulamadan kendimi ben sınıfın dışında kimsesiz bir yerde buldum. Sanıyorum ki o dersten kaldım. Kalmadıysam da bu yazıdan sonra şansım olmadığını düşünüyorum. Bizim ülkemizde hep böyle oldu ya hep yargılandık hep suçluyduk ve hep yandaşlarıyla birlikte o hocalar doğruydu. Ben hep sınıfta kaldım ve hep o yandaşlar geçti ben hep kendimi sınıfın dışında buldum. Ben mutluyum doğrularla olmaktan ve doğruyu söylemekten kaçınmamaktan mutluyum.
         Ne demiş Ahmet Turan Alkan. Bu memlekette Agâh efendilerin heyecanını kaybetmeye, statükoyla uzlaşmaya, su nimetten bir de ben tadayım, bir kereden bir şey olmaz demeye hakkı yoktur!
 


17 Nisan 2012  23:36:35 - Okuma: (696)  Yazdır




İstatistik