Yazı

Zeki Ustaya Mektup
Zeki Ustaya Mektup 

Nuri Gökgöz

Zeki Ustaya Mektup

“Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?”
 
Ali Can kardeşim, değerli şairimiz Refik Durbaş’ın dizeleriyle başlamış kaleme aldığı “ELVEDA USTA” başlıklı yazısına ve sormuş:”Gurbet ne yana düşer usta?” diye. Sen de yanıtladın son nefesinde, “KARA TOPRAĞA” diye ve aramızdan ayrılıp gittin be Ustam tüm güzelliğinle, doğallığınla, dürüstlüğünle ve tertemiz çocuk saflığınla.
 
Bilirsin ki Zeki Ustam; İnsanoğlu doğar, büyür, iz bırakır ve o bıraktığı izlerde, yeniden hayat olmak üzere, dostlarının arasından son vedasını yaparak ayrılır gider.
 
Bu son ayrılıklar elbette ki kolay olmaz. Ama insanoğlu var olduğu sürece, son ayrılıklarla daima karşılaşacak ve gözyaşları ile gidenin ardından, yeniden geleceğe doğru umutla yürümeye devam edecektir.
 
Ayrılıklar bedenlerimizi, bıçağın keskin yüzü gibi kanatmaya devam edecektir. Yine bu ayrılıklar; kayıp giden o parlak yıldızlar için göz pınarlarını kuruturcasına akıtacaktır.
 
Evet Zeki ustam; 1989 yılında eski Efes Spor lokalinde çaylarımızı yudumlarken daha yakından tanıma fırsatı bulmuştum seni. Güler yüzün, geleceğe umutla bakan sevgi dolu gözlerin ve altı çizilecek sözlerinle yer ettin yüreğimde. Sözünü sakınmadın, yalan nedir bilmedin ve her zorluğun karşısında dimdik ayakta durmayı bildin.
 
Birlikte geçirdiğimiz 23 yılda, arkadaşlarımızla yaşadığımız anılar kaldı geriye, hepsi birbirinden güzel. Sensiz geçireceğimiz sayılı günlerimizde de o doyumsuz sohbetlerini özleyeceğiz Zeki Ustam.
 
Yanımızda beden olarak bulunmasan da, o engin bakışlarınla;
Bulutların arasından,
Pamucak’ taki mavi suların beyaz köpüklerinden, 
Oltalarımıza takılan balıkların pullarından,
Narteks(mantuka) bitkilerinde yaşam bulan mantarlardan ve aşığı olduğun Kırmızı Beyaz renklerin arasından çıkıp gelecek ve hep bizimle birlikte olacaksın.
 
Geçen bu yıllar, aramızda acı tatlı birçok anı bıraktı. Sizi son görüşüm ise yine bir çay ocağında içtiğimiz son çaydaki sohbetimizde oldu. Ardından birkaç gün geçti ve acı haberin ulaştı Ünal kardeşimin telefonuyla. İnanmak istemesem de bu acı gerçek 22 Mart 2012 günü ansızın sizi alıp gitmişti aramızdan.
 
Cuma namazının ardından seni omuzlarımızda, dolu gözlerimizden dökülen yağmur damlalarıyla Aşık Veysel’ in SADIK YARİM dediği kara toprağa emanet ettik.
 
Evet Zeki ustam, altın boyunlarda ve bileklerde taşınır. Sen ise o boyunlarda ve bileklerde taşınanı yüreğinde taşıdın ve o güzel yüreğinle toprağa götürdün.
 
Bilirim ki Zeki Ustam, denizden esen rüzgârlar nefesini getirecek bize, dağlarda açan kır çiçekleri ise kokularını taşıyacak her seferinde. Güneşin her doğuşunda ve batışında, çevremizdeki binaların duvarlarına yüreğinin gölgesi vuracak ve ellerinin izi kalacak her yerde. Akşam saatlerinde, İlhan Ustanın o küçük çay ocağında aldığımız her yudumda yine sen olacaksın. Senin hatıraların olacak. 
 
Mektubuma yine Ali CAN kardeşimin yazısındaki kendi ifadelerinle son veriyorum Zeki Ustam.
 
Para önemlidir. Belki bu gün para pek çok şeyi satın alabilir. Ancak her şeyi değil” (Zekeriya Çekilmez)
 
Teşekkürler Zeki Ustam. Bu tarihi sözünün de altını çiziyor ve güle güle Zeki Ustam diyorum. Yattığın yerde rahat uyu, ruhun şad olsun.
 
GÜLE GÜLE ZEKİ USTAM
 
Bir göründün bir yok oldun,
Güle Güle Zeki Ustam.
Açar iken birden soldun,
Güle Güle Zeki Ustam.
 
Yalan dünyanın eriydin,
Örnek alınan bireydin,
Şöyle kalkıp bir göreydin,
Güle Güle Zeki Ustam.
 
Anılar geride kaldı,
Kara toprak bizden aldı,
Ayrılık saati çaldı,
Güle Güle Zeki Ustam.
 
Sensiz öksüz yeşil dağlar,
Dilsiz balık suda ağlar,
Göz göz olmuş yanar bağlar,
Güle Güle Zeki Ustam.
 
Toplanıp canlarla geldik,
Gökten düşen birer seldik,
Dökülen yaşları sildik,
Güle Güle Zeki Ustam.
 
Nuri Gökgöz (Toprağın Sesi)
 
 


13 Nisan 2012  01:31:47 - Okuma: (9244)  Yazdır




İstatistik