Yazı

Ödemiş-Bademli (I)
Ödemiş-Bademli (I) 

Asil S. Tunçer

Kılcızade Mehmet Ağa Camii

İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Bademli bucağı, yemyeşil bir vadinin içinde, Aydın Dağları’nın kuzey eteklerini kendine yurt edinmiş, Küçük Menderes ovasını kuzeyden gören ve Küçük Menderes (Kaystros) ırmağının aktığı ova, her çağda verimliliğin ve bolluğun diyarı olmuştur.
 
Akdeniz iklimine giren birçok bitkinin yetiştiği yöreden antik çağ yazarları da övgüyle söz ederler. Küçük Menderes’in adına ilk kez M.Ö. 9. yy ozanı Homeros'un İlyada destanında rastlıyoruz. 19. yy.ın ilk yarısında, yukarı Küçük Menderes Havzasına gelen Fransız Gezgini Charles Felix Marie Texier, Description de L' Asie Minor adlı yapıtında şu bilgileri veriyor: “Lydia arazisi son derece mümbit ve mahsuldardır ve tarımın içinde bulunduğu düşme durumuna rağmen, bu ünü halen geçerlidir...”.
 
Bademli adını ise tarihi kayıtlarda ilk kez 1327 yılında, Aydınoğulları Beyliği’nden İbrahim Bahadır’ın Bodamya Beyi olarak anılmasıyla görürüz. Bademli adının ‘ırmak yurdu’ anlamındaki ‘Potamia’dan kaynaklandığına ilişkin görüşler, bir tarlada bulunan ve üzerinde ‘Potamia’ yazısının bulunduğu toprak bir tablete dayanıyor. Potamia adı zaman içinde ‘Bodamya’, ‘Badomya’ gibi değişiklikle Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ‘Bademye’ şekline gelmiş. ‘Bademye’ ismi, 1965 yılında ‘Bademli’ olarak değiştirilmiş.
 
Yalnız küçüklüğümde hatırlıyorum ki 1980’de İzmir’e geldim, insanlar Bademye demeye devam ediyorlardı. Yeşillikler içinde yer alan bu küçük beldenin bir özelliği adını veren bademiyle değil de önceleri üzümüyle, günümüzde de kirazıyla ünlü. Eski Türk mimarisinin güzelliklerini yansıtan evlerin yanı sıra, içi ve dışı çok güzel kalem işleriyle nakış gibi işlenen iki de camisi bulunmaktadır. Evler Birgi’den sonra gördüğüm en güzel evler bu taraflarda.
 
Tarihe dönüp bakarsak Ödemiş'in 18.yy.da merkezi Aydın Güzelhisar kenti olan Aydın Livasına bağlı bir voyvodalık olduğu kesindir. 1795 yılından itibaren Ödemiş'in eski voyvodalarından adını saptandığımız kişiler Kara Hasan Ağa, Kılcızade Seyyid Muhammed Ağa, Cin Ali Ağa, İbrahim Ağa ve Bayındırlı Mehmet Ağa'dır. Muhammed Ağa, 1760'li, 1770'li yıllarda Adagide (Ovakent) merkezli zaptiye amirliği yapan Kılcı Hasan Ağa'nın oğludur.
 
Kılcı Hasan Ağa'nın oğlu Seyyid Muhammed Ağa'nın Ödemiş voyvodası olduğunu kanıtlayacak en önemli belge ise 1810 miladi yılında genişletip, yenileşmesine neden olduğu ve kendi adıyla söylenen bir vakıf da kurduğu Bademli Aşıklaroba mahallesindeki Kılcı Camii'nin girişindeki kitabenin Türkçesi şöyledir: “Baisi Tecdit Tevsi Camii Şerif Ödemiş Voyvodası Kılcızade Esseyid Muhammed Ağa Sene 1226” (Miladi 1810).. Ödemiş voyvodası Kılcızade Seyyid Muhammed Ağa'nın 48 yıl yaşadığı ve miladi 1812 yılında vefat ettiği biliniyor. Erken yaşta öldüğüne göre voyvodalık görevini sürdürdüğü bir sırada aniden vefat etmiş olmalıdır. Mezarı Bademli'dedir.
Bademli’nin Aşıklaroba mahallesindeki Kılcı Mehmet Ağa Camii, 1810 yılına tarihleniyor. 1747 doğumlu, zamanında Ödemiş Voyvodalığı görevinde bulunan Kılcızade (Seyyid) Mehmed Ağa’nın onarım ve genişletmelerle son şeklini vermesinden dolayı, cami onun adıyla anılıyor. Daha önceki adını henüz bilmiyoruz. Ahşap kirişli düz tavanlı bir yapıya sahip Kılcı Mehmet Ağa Camii, ön cephesindeki kalem işleriyle hemen dikkat çekiyor. Giriş kapısı üzerindeki kitabenin çevresi asma ve üzüm freskleriyle süslenmiş. İzmir’den ya da Ödemiş’ten Bademli’ye doğru gelirken sağlı sollu pamuk tarlalarının bir zamanlar üzüm bağlarıyla, incir bahçeleriyle dolu olduğunu söylerdi rahmetli babam. Zamanla buralar sökülerek tarlaya çevrildi.
 
Özellikle 18. yüzyıldan sonra Osmanlı camilerinde etkili olan barok süslemeler, burada kendini sevimli kalem işleri ile gösteriyor. Girişte son cemaat yeri olan sahanın üzeri, renkli boya ile süslenmiş ağaç tavanla örtülmüştür. Tavanı, ikisi doğu ve batı yönünde, beşi kuzey yönünde olan ağaç üzerine alçı kaplı revaklar süsler. Revaklar ağaç tabana, gene ağaç bingilerle bağlıdır. Üzerine iç ve dış kesimlerde, kalem işi çiçek motiflerle işlenmiştir. Giriş kapısının bulunduğu kuzey duvarının sol tarafında son cemaat yeri ile ilgili süslü mihrap yapılmıştır. Giriş kapısı üzerindeki kitabenin çevresi asma ve üzüm resimleriyle süslenmiş olup, kitabenin sağında kalem işi tekniği ile minyatür tarzında yapılmış Kâbe-i Muzzama ve solunda gene aynı biçimde Ravza-i Mutahhara resimleri bulunur.
 
Caminin içinde sağda ve solda ser-mahfiller vardır ve üzeri bir balkonla örtülmüştür. Ağaç tavana yeşil renk egemen olup, çiçek motifleriyle bezenmiştir. Tavanın ortasında genişçe bir daire biçimde kabartma olarak yapılan yüzeyi meyve resimleriyle süslü şamdanlık bulunur ve şamdanın asılacağı bir zincir aşağı sarkar. Caminin iç duvarlarının hemen her tarafında kalem işi tekniği ile çeşitli renkli boyalarla çiçek ve ağaç bezemeleri yapılmıştır. Mihrap aynı tarzda resimlerle süslü nefis bir görünüşe sahiptir. Harim güney duvarını bezeyen orman görünümü mihrap nişi ve tavan yüzeyinde de tekrarlanmıştır.
 
Yeşil rengin egemen olduğu ağaç minberin yan yüzleri gene çiçek resimleriyle bezenmiştir. İç mekâna geçtiğinizde kendinizi adeta çevresi ağaçlarla çevrili bir çiçek bahçesinde buluyorsunuz. İç duvarların hemen her tarafı ağaçlar, kuşlar ve çiçeklerle bezenmiş. Yemyeşil, gür ağaçlar, kırmızı kuşlar, rengârenk çiçeklerle belli ki müminlerin üzerinde bir cennet havası yaratılması amaçlanmış. İç duvarların tavana yakın kesimlerinde Allah, Muhammet ve sırası ile dört halife; Ebubekir, Ömer, Osman, Ali adları sanatlı bir yazıyla yazılmış olup, her birinin köşeleri ayrı ayrı yaprak motifleriyle süslenmiştir. Vaiz kürsüsü de bu yoğun süslemecilik anlayışından payını bolca almıştır.
 
Tavana yakın 11 pencere ve tabana yakın 8 pencere ile mekâna bolca ışık sağlanmıştır. Ağaç tavanın üstünü, üzeri kiremitli beşik çatı örter. Son cemaat yerinin sağ tarafının altında depo bulunur. Caminin doğu, batı ve güney duvarlarının dış yüzlerinde, saçaklara yakın kesimlerde, kalem işi resimler vardır. Güney yüzünde, orta tabak çiçek motifi ile üzerinde asılı biçimde resmedilmiş kılıç bulunur. Bu duvarda üç kare boş olup, resimleri bitirilememiştir. Bunun nedeni olarak da kalem işini yapan ustanın askere gönderilmesi söylenmektedir.
 
Kılcızade Mehmet Ağa tek bu camiyi onartmakla kalmamış, misal 1824'de Pazaryerinde Capanoğlu Mustafa Ağa tarafından yaptırılan Çapanoğlu Mescidi 1946'da Kızılcızade Ahmed Ağa tarafından genişletilmiştir. Burada ‘Seyyid’ sözcüğü üzerinde de durmak isteriz. Seyyid, Peygamber Hz. Muhammed'in soyundan olan kimseler için kullanılan Arapça kökenli olması gerekir. Fakat işin aslı öyle değildir. Seyyid sözcüğü Osmanlı İmparatorluğu döneminde "Efendi, Ağa" yerine de kullanılıyordu(5). Voyvoda Kılcızade Muhammed Ağa Türk kökenliydi ve Seyyid sözcüğünü "Efendi" anlamında kullanmıştı.
 
Ahşap yapı tarzıyla yapılmış camide kullanılan gereçler: taş, ağaç, samanlı çamur ve alçıdır. Cami bakıma ve onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bademli bucağı Âşıklar Mahallesi cami küme evleri içinde bulunan tapunun 26 pafta 3085 parselindeki Taşınmaz kültür varlığı vasfında tescilli olan Kılcızade Mehmet Ağa camiinin röleve planlarının vakıf yöneticileri tarafından hazırlattırılıp restorasyona başlanmıştır.

(sürecek)


9 Nisan 2012  21:43:58 - Okuma: (1254)  Yazdır




İstatistik