Yazı

Elveda Usta….
Elveda Usta…. 

Ali Can

Elveda Usta….

Refik Durbaş’tan
 
Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?
 
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?
 
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?
 
 1952 yılında Selçuk’ta doğdu. 2012 yılında Selçuk’ta öldü. Tepeden tırnağa Selçukluydu.
İlçesinin; dağını-taşını, kedisini-kuşunu, akıllısını-delisini çok sevdi. Çok da sevildi. Ne mutlu sana usta…(Zekeriya ÇEKİLMEZ -Boyacı Zeki-)
 
 
        Soldan: Davut EGELİ-Zeki ÇEKİLMEZ-Fevzi AKGÜNEŞ-Şadan ERKAN-Sinan DİNLER
 
 
Uzun görüşmeler yaptık. Kayıtlar aldık. Bazılarını paylaşıyorum.
 
 Zekeriya Çekilmez(Boyacı Zeki-1952 Selçuk doğumlu) anlatıyor:
 
Kimseden çekmedik hakem Tuncay Özvardar’dan çektiğimiz kadar. Efes Spor’a karşı bir antipatisi vardı. Bizi sevmedi. Ne yapalım? Maçlarda bizi oyundan düşürmek için elinden geleni yapardı. O varsa mağluptuk. Bir gün Selçuk’u gezmeye gelmiş. Onu tanıyan arkadaşlar bize haber verdiler. Öfkeliyiz, serde de delikanlılık var. Kahveden fırladığımız gibi adamı koşturmaya başladık. Bizi görünce kaçmaya başladı. O önde biz arkada Selçuk sokaklarını turluyorduk. Hayır, döveceğimizden falan da değil, öfkeliyiz ya, bu bizim için bulunmaz bir korkutma fırsatıydı. Tuncay Özvardar, can havliyle kendisini Polis karakoluna attı. Polisler araya girdi. Biz oradan ayrıldık. Tuncay Özvardar’ı bu olaydan sonra bizim maçlarda pek görmedim. Yalnız, 1981-82 sezonunda, şampiyon olduğumuz sene, bir maçımızı yönetti. Aman aman bize bir iltifatlar, bir kibarlıklar, sevgi gösterileri… Adımı öğrenmiş, Zeki’cim diyor başka bir şey demiyor. sanki eski Tuncay Özvardar gitmiş, yenisi gelmişti. Hey gidi Selçuk sokakları sen nelere kadirsin”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Zekeriya Çekilmez(Boyacı zeki-1952 Selçuk doğumlu) anlatıyor:
O yıl şampiyonluğa koşullanmıştık.(1981-1982) Biz çok başarılı olunca, cadı kazanı da kaynamaya başlamıştı. Her kritik maçtan önce şike iddiaları ortaya atılıyordu. Delinin biri kuyuya bir taş atıyordu, kırk tane akıllı çıkaramıyordu. Torbalı’da çıkacağımız önemli bir maç öncesinde, kulüp başkanımız Mustafa ADIGÜZEL’e, “Zeki ve Enver rakip takımdan para aldılar, maçı satacaklar” demişler. Bu, bize yapılabilecek en büyük hakaretti. Başkanımız haklı olarak kafasına takılan soru işaretini gidermek için maçtan önce yanımıza geldi. Arkadaşlar böyle böyle diyorlar diyerek dedikoduları anlattı. Ben şok olmuştum. Ne söyleyeceğimi, nereden başlayacağımı bir türlü bilemiyordum. Ben ki bu takıma yıllarca tek kuruş almadan hizmet etmiştim. Şimdi üç beş kuruş için tüm geçmişimi mi satacaktım. Olmayan bir şeyi açıklamaya çalışmak çok zordur. Ben başkanımıza açık yüreklilikle böyle bir şeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ettim. Bizi maç kadrosundan çıkarmasını rica ettim. Mustafa Adıgüzel, böyle bir dedikoduya inanmadığını ve bizi maç kadrosundan asla çıkarmayacağını söyledi. Biz bozuk moralle maça çıktık. Maçın 25. dakikasında da sakınan göze çöp battı. Enver yanlış bir geri pası yaptı. Top, rakip takım oyuncusunun önüne düştü ve gol oldu. Şimdi bunu, kime nasıl anlatırsın. ilk devre 1-0 bitti. Enver’in ağlamasını ömrümce unutamam. Elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi hüngür hüngür ağlıyordu. Ben bir yandan onu teselli etmeye çalışırken diğer yandan da hakkımız da çıkarılan dedikodular için kaygılanıyordum. Devre arasında soyunma odasına giderken hiç beklemediğimiz ve hiç hatırlamak istemediğim bazı olaylar oldu. Bazı kendini bilmez kişiler soyunma odasının kapısına gelerek, bize ağza alınmayacak laflar söylemeye başladılar. Moralimiz iyice bozulmuştu. Teknik Direktörümüz Yılmaz Sözer bana dönerek :“Zeki, çık şu taraftarlarla konuş” dedi. Soyunma odasının kapısına çıktım. Taraftarlara :“Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz arkadaşlar. Maç bitti mi?” dedim. “Arkadaşımız bir hata yaptı. Ona böyle mi moral veriyorsunuz, böyle mi destek oluyorsunuz? Yazıklar olsun size” dedim. İçeri girdim. Taraftarlar dağıldı. İkinci yarıya çıkarken Enver beni durdurdu. “Zeki, rica ediyorum, gol at” dedi. Arkadaşımın omzunu tutarak: “rahat ol” dedim. İkinci yarıya hırsla başladık. Hem takım kaptanı olmam hem de bu yaşananlar beni çok germişti. Bir ara bir pozisyon oldu ve ben golü attım, eşitliği yakaladık. Dualarımız kabul olmuştu. Çok geçmeden Metin Bibercioğlu ikinci gölümüzü attı. Maçı kazandık. Hakemin bitiş düdüğünü çalmasının ardından, devre arasında soyunma odalarını basan taraftarların bulunduğu yere doğru koşarak gittim. Onlara yüksek sesle: “Biz Efes Spor’un futbolcuları değil, askerleriyiz” dedim. “Efes Spor vatandır, satılmaz” diye haykırdım. Dakikalarca alkışladılar. Her şeye rağmen onları selamlayarak soyunma odasına döndüm. Şike iddialarına en güzel cevabı sahada vermiştik.”
 
 
 
 
 
 
ZEKERİYA ÇEKİLMEZ-BOYACI ZEKİ(Kendi kaleminden)
“1952 yılında Selçuk’ta doğdum. Futbola 1968-69 sezonunda Kuşadası’nda başladım.1970-71 sezonunda Efes Gençlik Spor’a geldim. 17 sene takımıma futbolcu olarak hizmet ettim. Tamamen Selçuk için ve amatör bir tutkuyla oynadım. 17 senede 17 kuruş para almadım. Gece geç saatlere kadar çalışıp, ertesi gün aslanlar gibi sahaya çıktığım çok olmuştur. İlk şampiyon olduğumuz sene de dahil olmak üzere yıllarca takım kaptanlığı yaptım.
Para önemlidir. Belki bugün para pek çok şeyi satın alabilir. Ancak; her şeyi değil. Efes Gençlik Spor’da oynadığım yıllardaki arkadaşlıkları, dostlukları, kardeşlik bağlarını ve dayanışmayı, bırakın kulüpleri, devlet bütçeleri bile satın alamaz. Çünkü onun maddiyatta bir karşılığı yoktur. Manevi değeri ise pek çoktur. Onu da ancak yaşayan bilir, hisseden bilir. Ne mutlu, o duyguyu yaşayabilenlere!
En derin saygılarımla.”
 
 
Elveda Usta Nur içinde yat…

2 Nisan 2012  10:56:55 - Okuma: (1102)  Yazdır




İstatistik