Yazı

Türk Milli Eğitimi Ve 4+4+4
Türk Milli Eğitimi Ve 4+4+4 

Etem Kutsigil

Ömrümün 29 yılını öğretmen, bu sürenin 15 yılını da Ortaokul Müdürü olarak çalışmam dolayısıyla TBMM’nde görüşülen 4+4+4 yasa tasarısıyla yakından ilgiliyim. Zira, Milli Eğitim Yasaları, Milli Eğitim Yönetmelikleri öteden beri beni tedirgin eder.

Duymuşsunuzdur, bir fıkra anlatılır zaman zaman;
Adamın biri diğerine sorar;
“Hayat kadınlarının neden çocuğu olmaz?”
Öteki cevap verir:
    - “Bunu bilmeyecek ne var. Biri yapar biri bozar da ondan.”  
 
Yaşı müsait, hafızası yerinde olan okuyucularıma soruyorum. Son 60 yıl içinde öğrenciyken bu yasaların, yönetmeliklerin ne kadar sık değiştiğini hatırlayın. 1953’ten bu yana bazılarını hatırlatayım diye düşündüm ama bu konuyu açarsam sayfalar yetmeyecek. Vazgeçtim. Ne var ki birini anlatmasam çatlarım:
Ders yılı başında değerlendirme notlarının 100 üzerinden verileceği duyurulmuştu. Biz de 100 üzerinden not verdik. Ne var ki ikinci dönemde eskiye dönülüp 10 üzerinden not verilmesi emredildi. Öğrenciler de şaşırdı, öğretmenler de…
Üç ay sonrasını göremeyen bir Bakanlık…. Ne denebilir ki,,,
………..
Beş altı yıl önce. “Ceviz Kabuğu” isimli TV programında, dönemin Talim Terbiye Kurulu Başkanı  öyle bir cümle kullandı ki içim halâ yanar. Hatırladıkça gözlerim yaşarır.
“Evet! Milli Eğitim Bakanlığında çalışan 50-60 tane yabancı uzman var.”
Bu ne demektir biliyor musunuz? Adı “MİLLİ” olan Eğitim Bakanlığımız yabancı UZMANLARIN çalışma alanı olmuş. Bizde uzman yokmuş gibi. Onlar bizimkileri yönlendiriyor. YAZIKLAR OLSUN !
Yıllardan beri Atatürk’ün sözlerini papağan gibi okuyup anlamayanların, yorumlamayanların hatta tersinden okuyanların (!) yönettiği Bakanlıkta, hele bakan yapılanlar da öğretmenlik yapmamış avukat, doktor, vali, mühendis, ekonomist gibi rastgele kişilerse, kulaktan dolma bilgilerle, aklına esen değişiklikleri yaparlar. Yapıyorlar da. Danışmanları, dalkavukları da her dediklerine kafa sallayıp onayladıkça, kendilerini dev aynasında görüyor ve onların aldıkları abuk sabuk kararlarla öğrenciler, bir şey öğrenmeden okulları bitiriyor. İnanmayan sokak röportajlarını, bilgi yarışmalarını izlesin…
Benim anladığım şu ki; bakan olan kişiler, bakanlıktan alınınca dostları:
“Bakanlık yaptığınız sürede ne gibi yenilikler yaptınız?” diye sorduğunda, cevap verebilmek için bir şeyler yaparlar.
1978 doğumlu öğrenciler, Türk eğitim tarihine “DENEME TAHTASI KUŞAK” diye anılacaklardır. Onlar 5 yaşında okula yazdırıldılar. Tam oyun çağındaydılar, parmakları yoruluyordu kalem tutarken. Büyüdüler, ortaokula geldiler. Bir seçim kampanyası döneminde, seçim sırasında sokakta yakaladığını öpmek için arkasından koşturan adam, bir ara Milli Eğitim Bakanı oldu. Yabancı dil derslerini “seçmeli ders” yaptı. Yaptı ama seçenin de seçmeyenin de aynı sınıfta bulunduğu bir sınıfta yabancı dil dersi yapılabilir mi? Ne İsa’ya yarandı öğrenciler, ne Musa’ya.
Bu öğrenciler öyle veya böyle liseye geldiler. Lise ilgisiz mi kalacaktı… Çocuklar liseye geçince o da yapacağını yaptı. Zıpırın birisi “Kredili Sistem”i getirdi. Okulların çivisi çıktı. Haftada iki saatlik ders olan coğrafya isim değiştirdi. Sular, bitkiler coğrafyası, yüzey şekilleri adı altında ve haftada dörder beşer saat bu konular işlendi. Sular coğrafyası dersinde zamanı doldurmak için neredeyse Çamlık deresi bile yazdırıldı çocuklara. Yazdırıldı diyorum, çünkü öğrencilerin kitapları yoktu. Okullar açılmış, kitaplar basılmamıştı. Dersler not yazdırmakla geçiyordu.
Devam zorunluluğu nerdeyse kalkmıştı. O dönemi anlatmak için kitap yazılsa yeridir. Sonuç mu? Bu satırların yazarı kalp krizi geçirir, bir ay yoğun bakımda tedavi edilir. İyileşince, doktorunun önerisi “Emekliliğinizi isteyin, Kâzım Karabekir’in anılarını okuyun.” olur. Çok sevdiğim mesleğimi bıraktım...
Size bir sır vereyim mi? O zamanların Başbakanları, kendilerine siyasi rakip   olarak gördüklerini gözden düşürmek için, ya Milli Eğitim, ya da Sağlık Bakanı yaparlarmış. Bu yüzden önceki Bakan ortalığı allak bullak hale getirip, işin içinden çıkamayınca, eline pasaportunu verirler, gider. O bakan gidince de yeni gelen onun yaptıklarını değiştirir. Kendi aklına esenleri yapar. Çünkü bizde her bakan olan, bir “Allame i cihan”dır. Her şeyi bilir. Baksanıza son 4+4+4’ü önerenlerin de hiç birisi “EĞİTİMCİ” değilmiş.
Öyle anlıyoruz ki, doğru bir seçim yapmadıkça, daha doğrusu, işin uzmanları yetişmedikçe ve bunları iş başına getirmedikçe, biz ipe sapa benzer daha çoooook değişiklikler görürüz. 
Ne var ki, bu 4+4+4 diğerlerine benzemiyor. Bunda çok örnekte gördüğümüz gibi Milli Eğitimimizin kalbine hançer sokuluyor. Bu hançer 10 yıla varmadan Laik Cumhuriyetimizin çanına ot tıkama yasa tasarısıdır. İktidarın hırçınlığı bundandır. Amaçlarına varmak için sinsice fakat ısrarla yol alıyorlar. Bizler meydanlarda slogan atarken, onlar adam adama markaj ile ev ev dolaşıp insanımızın zihnini karıştırıyorlar. İnanmayan on yıl öncesine baksın. Değişmez zannettiğimiz neler değişmiş. Yenilik diye yapılan her şey, aslında Osmanlının Atatürk’ten intikamı gibidir. Bize masal anlatmasınlar. Ne var ki “Milli İrade”nin umurunda değil.
…….
Bu işler böyle bata çıka gidedursun, benim asıl üzüldüğüm, “türban” meselesinden başlayıp, İmam Hatip Liseleri –Normal Liseler” ile devam eden eğitimle, din arasında yaratılan gerilim, inatlaşma ve karşı devrim hareketlerine engel olunamamasıdır. Çünkü halkın ortalama eğitim düzeyi 5 yıllık İlkokul seviyesinde bile değil. Sadece üç buçuk yıl. Şimdi de yaşadığımız sorunun kökeninde, “İmam-Hatip Liselerine, ortaokuldan başlayarak öğrenci yetiştirmek var.
Yani 28 Şubat’ta kaldırılan “meslek ortaokulları”nın seçmeli ders adı altında diriltilmesi yatar. Seçmeli Kur’an dersleri ortaokulda olacak fakat bina aynı olunca sonuç ilkokuldaki kız öğrencilerinin bile zihnini karıştırıp, başını örteceği bir kuşak yaratmak olacak. Her ne kadar ayrı okullarda olacaklarını söylüyorlarsa da nerede o ayrı binalar???? 
 
İŞİN EKONOMİK BOYUTU
Bu tasarının daha da önemli bir sonucu olabileceğine dair kuşkular var. Okullarda yapılması tasarlanan değişiklikler için, gereken elektronik malzemelerinin tablet bilgisayarlarının v.s.nin satın alınmasında, “İhale Yasası”nın dışında tutulmasındaki ısrar, görülmedik bir soygunun ayak seslerini duyuruyur gibidir.
İşte bunlara benzer daha nice nice sorun ortada dururken, birinci derecede önemli olan öğretmenlerin fikirlerini soran yok…
Bakalım TBMM’nde aklıselim galip gelecek, yoksa içten pazarlıklılar yapanlar mı?
         Not; Bu satırlar, tasarının yasalaşmasından önce yazılmıştır.

1 Nisan 2012  19:07:10 - Okuma: (432)  Yazdır




İstatistik