Yazı

Eğitim-Sen'e cevabımdır...
Eğitim-Sen'e cevabımdır... 

İbrahim Becer

Eğitim-Sen sağ olsun lütfetmiş çiziktirdiklerimize bir cevap yazmış. Bu emeklerinin karşılığını boş bırakmamak adına yazıyı okudum, üşenmedim tekrar okudum ve iki gerçekle karşı karşıya kaldığımı anladım.

         İlk olarak anladım ki ne anlatırsam anlatayım yapabileceklerim sadece muhatabımın anlayabildiği kadarmış. İkincisi ve en acısı da demagoji denen illetin insanları değil ama tutarsız ve önyargılı fikirleri birleştirmede muhteşem bir tutkal olduğu gerçeğiymiş.
Cevabi nitelik taşıyan metniniz imla kurallarına, cümlelerin uyumuna, dikkat edilmemiş bir demagoji örneği taşımaktan başka bir anlam ifade etmiyor benim için. Çok kızdığınızdan sebep olacak özellikle ikinci paragrafta hatalar yapmışsınız. Kısacası anlattıklarınız neticesinde titreyip kendime de gelmiş değilim. Hele finalde hukukla korkutarak yaptığınız aba altından sopa göstermek fiili tarafımdan müstehzi bir ifadeyle karşılanmıştır bilesiniz. Eğer bir parça Roma Hukukuna kafa yormuş olsaydınız, Ulpianus’tan bu yana ‘kanunsuz suç ve ceza’ olmaz ana kriterinin Tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de esas teşkil ettiğini bilirdiniz. O yazıya suç isnat edebilmek, dört satır şiir okuyan adamı hapse tıkmak kadar hukuku zorlamak anlamına gelir ki denemeyin bence. Varacağınız en iyi nokta Savcıların takipsizlik kararı vermesi olur.
Yerelde ve genelde iki yüzü aşkın yazıya, makaleye imza attım bugüne kadar, hukukla tehdit edilmek de başıma gelen bir ilk oldu bilesiniz. Tarafınızdan yapılan ‘yalaka, yalancı, yandaş, cahil vb.’ nitelendirmeleri okuyunca bile kimin daha müptezel bir dil kullandığı ortaya çıkmakta. Üşenmeyip bir Word dosyasına, ‘yalaka’ yazarsanız, sistem sizi ‘argo veya kaba kelime’ kullandığınız şeklinde uyarmakta zaten. Microsoft’un dahi yerine bir kelime koyamadığı bir sıfatla bana hakaret eden siz, hangi akılla hukuka başvurmaktan bahsediyorsunuz anlayabilmiş değilim.
         Girişte cehaletime atıfta bulunmak için yazmış olduğunuz beyitten idrak edebildiğim kadarıyla Divan Edebiyatına meraklısınız. Ben de severim Divan Edebiyatını ve ahir ömrümde İletişim’in yanına bir de Edebiyat Fakültesi koyduğum için kendimi şanslı addederim. Kendi kurduğunuz ve cahil olduğum hükmünü yine kendinizin verdiği mahkemenin hükümsüzlüğünü Kudemâ (Eskiler, Kadimler) şu şekilde açıklamakta: “Kadı ola davacı/ Mübaşir ola şahit/ Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?”
         Bu kadar Osmanlıca yeter! Muhatabınızın cehaletinin derecesi konusunda kafanızda bir şeyler şekillenmeye başladıysa devam edelim. Yok, ısrar edersiniz ‘Eşrefoğlu al haberi/ Bahçe bizim gül bizdedir/ Biz de Mevla’nın kuluyuz/ Yetmiş iki dil bizdedir’ der ve anlayacağınız dili bulana kadar devam ederiz.
         Şahsıma yaptığınız ithamları cevaplamaktan derdimi anlatmaya fırsat kalmadığının farkındasınızdır umarım? Daha sırada yalaka ve yandaş olduğum iddiası var. Efestenhaberler.com’da Yazarlar bölümünde ismimin üzerini tıkladığınızda, şu anki Ak Parti İlçe Başkanı Sema Yeşilçimen Hanımefendi hakkında iki yazımın olduğunu ve ikisinin de kendilerinin aleyhinde olduğunu müşahede edeceksiniz. Aynı ben, hiç yüksünmeden sema Hanım’ın makamına gidip kendileri hakkında ortada dolaşan, dokuz başlık altında toplanabilecek tevatürü de sorgulayacak kadar tutarlı ve objektif bir insanımdır. Objektifliğimin bir kanıtı olarak da şu anda editörlüğünü yürüttüğüm ‘Selçuktanhaber’ sitesine sizin cevabi metninizi manşetten geçeceğim.
         Bakın ben burada kesiyorum bu polemiği. Cevabi metninizde sorduğum hiçbir soruya tatmin edici cevap alamadığımı üzülerek belirtmek zorundayım. Sizin samimiyetinizin göstergesi olacak olan, yapılan yararlı işleri alkışlayıp alkışlamadığınız sorusu havada kaldı. Bu sorulara vereceğiniz cevap ya da cevaplar sizin objektifliğinizi gözler önüne serecekti ama tatmin olduğum söylenemez. Dört yıllık eğitimin ardından çocukların yeteneklerine göre yönlendirilmesi sizi neden bu kadar endişeye sevk ediyor anlayabilmiş değilim.
         Yanisi şu ki çıktığım noktaya geri geldim; ben halâ sizlerin önyargılı, tümden reddeden bir saikle hareket ettiğinizi inanıyorum.
         Hadi tüm bu soruları geçtim şunu anlamakta zorluk çekiyorum; Unesco verilerine göre 298 ülkenin arasında kesintisiz 8 yıllık eğitim uygulayan Afganistan, Yemen, Bolivya, Şeysel Adaları, Kenya vb. olduğu gerçeği söz konusuyken ısrarınızın temelinde yatan neden nedir? Bu ülkelerin arasında Türkiye’ye rol-model olabilecek hangi ülkeyi, ne sebeple gözünüze kestirdiniz lütfen kamuoyuna açıklayın.
         Ama muhatabınızı küçümsemeden, tahkir ve tezyif etmeden, aba altından sopa göstermeden yapın bunu. Kamuoyunu tatmin edebilecek bir cevabınız varsa, bunu tehdit etmeden söyleyebilecek cesaretinizin de olması gerekiyor.
         Trevanian’ın dediği gibi yani: İnsan dağıttığı eli oynamalı…


28 Mart 2012  17:03:44 - Okuma: (578)  Yazdır




İstatistik