Yazı

Çanlar kimin için çalıyor...
Çanlar kimin için çalıyor... 

İbrahim Becer

Atatürk hakkında yazmak beraberinde çok sayıda eleştiri, hatta galiz küfürleri de getirse benim çok zevk alarak yazdığım konuların başında gelir. Tabi, bizim yazdıklarımız büyük oranda Behçet Kemal’in Mevlit-i Şerif’i tadında olmadığından sebep çok okumamız gerekiyor. Yoksa Behçet Kemal Çağlar Üstadımızın Atatürk’e ithafen yazdığı Mevlit-i Şerif’inde belirttiği gibi, “Seninle gönlümüz her an temasta/ Atatürk dendi mi doğrulur hasta” gibi bir dize yazarak tababet ilmini dumura uğratmak bizi aşar.

                Atatürk hakkında yazmak ve okumak neden güzel; En başta konunun dekoru muhteşem de o yüzden. Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk zamanlarında geçen, kuvvetli karakterlerin birbiri ardına geçtiği muhteşem yıllar. Dönemi daha iyi anlamanız için Hemşehrimiz Ümit Acar’ın başrolünü oynadığı, Kemal Tahir’in ‘Kurtlar Kanunu’ dizisini izlemeniz yeterli.
                Okuyup anlamazsanız ne olur? Ya namusunuzla cahil olarak hayatınızı ikame etmeye devam edersiniz ya da cehaletinizi, yeteneksizliğinizi örtmek için Atatürk’ün arkasına saklanmaya devam edersiniz. Her iki durumda da cahil olarak kalırsınız yalnız orası kesin. Kesin olan bir nokta da şu ki, Belediye Kütüphanesinde Atatürk’le ilgili kitaplara sanırım benden başka ilgi gösteren yok. İlçemiz ADD Başkanı Beyefendi, üyelerini bir yoklarsa sanırım iyi olur.
                Atatürkçülük ’ten nemalanmak eskiden de vardı, şimdi de var. Aslında mesele, büyük oranda aslına rücu etme meselesi olarak gelişiyor o kadar. Neticede her şey aslına rücu eder. Laik-Ulusalcı arkadaşlar için dip not düşmekte fayda var; ‘rücu’, geri dönüş anlamındadır ve irtica, mürteci gibi kelimelerin de köküdür aynı zamanda. Bağırırken bilinçli bağırın diye söylüyorum, kötü bir maksadım yok ha! Sonra bilgi yarışmasına katılan Siyaset Bilimi öğrencisi hanım kızımızın durumuna düşmeyin. Kendisine TBMM’nin diğer adını sordular, Yüce Divan dedi. Bir Siyaset Bilimi öğrencisi, yüce Divan’ın ne anlama geldiğini bilmiyor onu geçtim, Parlamento hakkında da en ufak bir bilgisi yok.
                Olayın bir komedi olduğunu ve perdenin kapandığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Finali yine bu sarışın kızımız yaptı ve kendisine ‘sarışın’ olduğu için yüklenenlere cevap verdi: “Herkese ve her şeye inat Atatürkçüyüm!”
Ahmet Hakan muhteşem bir tespit yapmış bu duruma: “Atatürk’ün alet edilmediği bir cehalet kalmıştı, o da oldu.”
                Gördün mü Memiş Hocam, senin dediğinin aksine “Atatürkçülük” istendiği takdirde cehalete bile kılıf olmada bu ülkede. Ya da benim dediğim gibi, “dindar” olmak nasıl tek başına kâmil insan olmaya yetmiyorsa, Atatürkçü olduğunu ikrar etmek de ilerici, çağdaş yapmıyor insanı. En azından sarışınları yapmadığını görmüş olduk.
 Gerçi, seni de anlıyorum, idealist bir insansın, halkına bir şeyler verebilmek adına çalışıp çabalıyorsun, hatta bu uğurda Balık halinin karşısında çadır bile kurup imza topluyorsun ama demek ki yanlış giden bir şeyler de yok değil. Hoş, bu ‘sarışın’ kızımız için 40+40+40 olsa da pek bir şeyin değişeceğini sanmıyorum ama belki gelecek nesilleri kurtarırız. En azından böyle kızlarımız dördüncü sınıftan sonra biçki nakış kursuna, el oyası işlemeciliğine falan yönlendirilir de, o bölümün hakkını verecek olanların hakkını gasp etmezler.
Çünkü emin olun bu işin sonu dönecek dolaşacak Öğretmen Camiasını da bulacak. Bunu bir öngörü olarak al ve yaz bir kenara Hocam! Çünkü İkinci Dünya Savaşının Atatürk’ün önderliğinde kazanıldığını savunan Siyasal Bilgiler öğrencisinin olduğu bir ülkede, her siyasal iktidar suyun başında kimlerin olduğunu görmek ister. Umarım bu tahsille, diplomayla bitmeyen cahil nesillerin müsebbibi kaç yüz kez değiştiğini kimsenin bilmediği sistemdir.
Aksi takdirde, çanlar kimin için çalıyor dersiniz…


27 Mart 2012  11:18:53 - Okuma: (527)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik