Yazı

Sözde’ Ermeni Soykırımı -II-
Sözde’ Ermeni Soykırımı -II- 

Asil S. Tunçer

Emperyalizmin Oyunu

Ermeni komitelerinin I. Dünya Savaşı’nda faaliyete geçmesinden kuşkulanan Osmanlı Hükümeti, savaş öncesinde Erzurum’da Taşnak yöneticileriyle bir toplantı yapmış, sonuç alamayınca 24 Nisan 1915’de önce Ermeni Komitelerini kapatıp çoğunluğu yönetici 2.345 kişiyi ‘devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan’ tutuklattı.
 
Dâhiliye Nezareti 27 Mayıs 1915’de Tehcir Yasası’nı uygulamaya koyacağını açıklamış ve 30 Mayıs 1915’de nasıl yapılacağına ilişkin 15 maddelik bir genelge yayınlamıştır. Yer değiştirme yapılırken, Ermenilerin gittikleri yerdeki Müslüman nüfusunun yüzde 10’unu geçmemeleri, kurulacak köylerin her birinin 50 evden fazla olmaması hususlarının dikkate alınması istenmiştir.   
 
Bir de Taşnaklar bu toplantıda Osmanlıların savaşa girmesi halinde sadık vatandaşlar olarak Osmanlı orduları safında görevlerini yerine getirecekleri vaadinde bulunmuşlardır. Yalnız savaş anında bunun tam tersini yapmışlar, nüfus sayımlarında da oranca yüksek çıkmak için Pontus bölgesinde Rumları; Doğu Anadolu’da Kürtleri; Hakkâri civarında ise Musevi kökenli yurttaşları öldürmüşlerdir.
 
Rus kuvvetlerinin, Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş gönüllü alayları öncülüğünde Doğudan Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte, Osmanlı Ordularındaki Ermeniler silahlarıyla firar ederek hem çeteler kurmuşlar hem de Rus kuvvetlerine katılarak düşmanın gücüne güç katmışlardır. Rus Kuvvetleri saflarındaki Ermeni gönüllü alaylarının yaptıkları zulüm o kadar ağır olmuştur ki, Rus Komutanlığı bazı Ermeni birliklerini cepheden uzaklaştırarak geri hatlara sevk etmek zorunluluğu hissetmiştir.
 
Rus kuvvetleriyle birlikte sınırı ilk geçen Ermeni birliklerinin başında “Armen Garo” lakabıyla tanınan eski Osmanlı Mebusu Karekin Pastırmacıyan bulunmaktaydı. “Murad” lakabıyla bilinen yine eski mebuslardan Hamparsum Boyacıyan ise Ermeni çetelerinin başında cephe gerisindeki Türk kasaba ve köylerine saldırmaktaydı. Yine bir diğer eski mebus Papazyan da çeteleriyle başta Van ve Bitlis olmak üzere Muş dolaylarını kasıp kavurmaktaydı.
 
Bir Taşnak temsilcisinin 1915 Şubat’ında Tiflis’te toplanan Ermeni Milli Kongresi’nde, “Rusya’nın Osmanlı Ermenilerini silahlandırmak, isyana hazırlamak için savaştan önce 242.900 ruble verdiğini” söylemesi, Rus-Ermeni ittifakını bütün açıklığıyla göstermektedir.
 
Her şeye rağmen 25 Kasım 1915 tarihinde gönderilen bir emirle tehcir geçici olarak durdurulmuş, 1916 yılı sonundaysa fiilen tehcire son verilmiştir. Savaştan sonra da Ermenilerin istedikleri yerlere dönmeleri için izin çıkarılmış, dönenlere her türlü can ve mal teminatı sağlanmıştır. 
 
“Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü” adlı kitabının 1918’de New York’ta yayımlanmasıyla, Ermeni sorununda Batı kamuoyunda Ermeniler lehine oluşan kanaatlerin daha sonra kesin inançlara dönüştüğü yeni bir safhaya girilmiştir. Elçi, söz konusu Türk ve Alman aleyhtarı bu kitabı; Amerikan halkını savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırarak Wilson’un savaş politikasına daha çok destek sağlamak amacıyla yazmıştır.
 
Başkan Wilson, General Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1919 sonbaharında Türkiye’ye yollamıştır. 1919 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de incelemeler yapan heyet ulaştığı sonuçları bir rapor halinde ABD Kongresi’ne sunmuştur.
 
Raporda; “I Dünya Savaşı’nın başlangıcında Ermenilerin Türkiye Ermenistan’ı dediği bölgede hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları, Tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleşim merkezinde dahi çoğunluğu oluşturamayacakları, geri dönen Ermenilerin herhangi bir tehlike içinde bulunmadıkları, olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların doğru olmadığının tespit edildiği” açıkça vurgulanmıştır.
 
Bu rapordan sonra ABD Kongresi, Ermenistan’a mandater olunmasını reddetmiştir. Akabinde, Kafkas Ermeni Cumhuriyetine bağlı düzenli birlikler ve çeteler 1920 Haziranında Türkiye’ye karşı saldırıya geçmişlerdir. Eylül’de bu kez Ankara Hükümeti, karşı taarruz emretmiş ve Türk Kuvvetleri, Ermeni Kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmış, Kars dâhil işgal altındaki tüm Türk topraklarını kurtararak, bugünkü sınırlarımız dışında kalan Gümrü’ye girmişlerdir. 
 
Bu yenilgi karşısında Ermeni Hükümeti’nin barış istemesi üzerine, 3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalanmıştır. Ermeniler bu antlaşma ile Sevr’in geçersiz olduğunu kabul etmişler, Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinden resmen vazgeçmişlerdir.
 
16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması, 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması ve bir önceki Gümrü Antlaşmaları’yla Ermeni Sorunu’nda Sevr’in geçersizliği farklı şekillerde vurgulanmış, Doğu Cephesi’nin tasfiyesinden sonra Güney Cephesi 20 Ekim 1921’de Fransa ile imzalanan Ankara İtilaf-namesi ile tasfiye edilmiştir.
 
Fransız kuvvetleri beraberlerinde getirdikleri Ermeni Lejyonunu ve mahalli komitecileri de yanlarına alarak çekilmişler, Ermeni halkının büyük kısmını da beraberlerinde götürüp, Lübnan’a yerleştirmişlerdir.
 
Sözde soykırım olsaydı, 16 Mart 1920’de İngilizlerce, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgal etmelerini müteakip aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi, “Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” iddiası ile tutuklayarak Malta Adası’na sürmelerinin ardından hemen hepsi dönemin Osmanlı yönetiminde olan bu kişiler suçlu bulunup, yargılanacaklardı.
 
Yalnız Washington İngiliz Büyükelçisi R. C. Craipir’in Lord Curzon’a çektiği mesaj şu şekildedir: “Malta’da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiç bir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir somut olay mevcut değildir. Söz konusu belgeler, hiçbir surette Türkler hakkında halen Majesteleri’nin Hükümetinin elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva etmemektedir”.
 
Tüm deliller ve zanlıları ortadayken, olaylar sıcağı sıcağına henüz cereyan etmişken ve üstelik İngiliz-Ermeni işbirliğiyle kurulmuş bir işgal mahkemesinde yargılama sürecine girilmişken Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama yöneltilemeden ve mahkemeye çıkarılmadan masum bulunarak 1922 yılında serbest bırakılmışlardır.
 
Oysa Osmanlı Hükümeti Ermeni ayaklanma ve katliamları karşısında önce Ermeni Patriği ve mebusları ve önde gelenlerini çağırarak Ermenilerin Müslümanları katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını bildirmekle yetinmiştir. Bunun yanında Ermeni olaylarında düzmece mahkemelerde ve Divan-ı Harplerde yapılan yargılamalarda değişik bölgelerde toplam 1.397 kişi idam dâhil çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.
 
Öte yandan 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması; Osmanlı’nın Ermenistan’ı özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanımasını öngörüyor, sınır tespitini Wilson’un hakemliğine bırakıyordu.24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşması sürecindeki uzun süren görüşmelerde Türkiye, bugüne göre ekonomik ve askeri yönden çok daha zayıf olduğu bir dönemde, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi güçlü devletlere karşı Ermeni sorununu gündeme bile aldırmamıştır.
 
Dolayısıyla Ermeni Meselesi 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nda kesin olarak çözülmüştür. Bu da siyaseten yeni cumhuriyetin bugünden daha güçlü ve etkili olduğunun bir göstergesidir. Bugün tekrardan canlandırılmaya çalışılan Ermeni Sorunu, Sevr’in hortlatılmasından başka bir şey değildir. 
 
1921 yılında İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenlerinden Dâhiliye Nazırı ve Sadrazam Talat Paşa ile Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Beyler Berlin’de, Sadrazam Sait Halim Paşa Roma’da, 1922 yılında Cemal Paşa yaverleri Süreyya ve Nusret Beylerle beraber Tiflis’te Ermeni katiller tarafından şehit edilmişlerdir.
 
Türkistan’ın bağımsızlığı için çalışırken 4 Ağustos 1922’de, Sovyet Kuvvetleriyle çatışma sırasında şehit düşen Enver Paşa’nın da Ermeniler tarafından intikam almak için öldürüldüğünü, ifade eden yazılara rastlanmaktadır.
 
Ermeni Sorunu tarihi bir mesele iken bugün dış parlamentolarda siyasileştirilmiştir. Tarihi belgeler Türk tezini destekler ama dış ülkelerdeki kamuoyları siyasilerin ve diasporanın çabalarıyla “(sözde) soykırım” konusunda ikna olmuş, Ermenilerin katledildiğine, Türklerin soykırım yaptığına inanmıştır.
 
Ölü Ermeni sayısı ele alınırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler, çoğunun Türk olduğu, 2,5 milyon Müslüman’ın da öldüğünü söylemektedir. Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin Mac Carthy bunu açıkça dile getirmektedir.
 
Ermenilerin yaşadığı 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölmüştür. Ayrıca Sivas, Rus Ordusu tarafından işgal edilmemesine rağmen 180 bin Müslüman öldürülmüştür. Aynı şey bütün Anadolu için geçerlidir.
 
Eylül 1918, Erivan: 9. Ordu Kumandanı Şevki Paşa’ya; “Derhal 9. Ordu deposundan peyderpey 200 ton hububat Haşmiyetzen İstasyonu’na gönderilecek ve orada Ermeni Hükümeti’ne teslim edilecektir. Vakit geçirilmeden sevkiyata başlanması bilhassa lüzumludur.
 
Şimdi “soykırım” çığırtkanlarına sormak lazım: Soykırım yapacak olsanız Ermenileri niye besleyesiniz?
 
Aksine aç bırakırsınız, değil mi?
 
(sürecek)
 
 


20 Mart 2012  10:15:45 - Okuma: (789)  Yazdır




İstatistik