Yazı

Eğitim-Sen ne kadar samimi...
Eğitim-Sen ne kadar samimi... 

İbrahim Becer

Eskiden dindar kesim için kullanılan bir tabir vardı: “Takiye yapıyorlar ayol! İş başına gelsinler, başı açık kadınların yüzlerine kezzap atar bunlar” derdi her biri aynı tornadan çıkmış gibi sahibinin sesi olan camianın mümtaz şahsiyetleri. İlk zamanlarda da Tayyip Erdoğan’ın şahsında Ak Parti’ye kum torbası muamelesi yapan bu zevat, ne vahimdir ki bugün de ‘gözleri vardır görmez, kulakları vardır duymaz’ hükmünde avare kasnak gibi dönmektedir.

         Zaman, Tayyip Erdoğan’ın şahsında Ak Parti’nin bir takiye girişimine şu ana kadar şahit olmadı ama Eğitim-Sen’in bu konudaki performansı gerçekten göz dolduruyor. Beyler, lafı uzatmanın gereği yok. Sizin derdiniz eğitim, öğretim falan değil. Sizin canınız siyaset yapmayı çekiyor ama minderdeki pehlivandan korktuğunuz için tenhalarda kendi kendinize konuşuyorsunuz. Siz de biliyorsunuz ki, ‘yalancılar rakam söylese de, rakamlar gerçekleri söyler’. Yanisi şu ki rakamlar tamamen aleyhinize! İsterseniz birlikte bakalım: Üçlü koalisyonun iktidarına denk gelen 2001 yılında eğitime harcanan para 6.5 Milyarken, 2011 yılında bu rakam 34 Milyara çıkmış. MEB’in bütçesi de 2010 yılına oranla %20,8 arttırılmış. Peki, aynı iki yıl arasındaki burs ve harç desteği arasındaki fark neymiş? Tam %22.
         Siz yukarıdaki rakamlara, İlköğretim öğrencilerine kitaplarının ücretsiz dağıtıldığı, okullarda internet kullanım oranındaki yüksek değerleri, akıllı tahta, tablet gibi girişimleri de ilave edin ve İstasyon Meydanında eğer içinizi iyice boşalttıysanız, salim kafayla şu soruma cevap verin: Yavru Vatan ve dış temsilciliklerde bir kere olsun İlköğretim öğrencilerine ücretsiz kitap verildiği için kutlamalar ve fener alayları düzenlediniz mi? Ya tüm zamanların en yüksek öğretmen alımlarının bu iktidar zamanında yapıldığını bildiğiniz halde yine yavru vatan ve dış temsilciliklerde bir kutlama programına müdahil oldunuz mu?
 Yok, bir kere olsun hakkı teslim etseydiniz, 814,578 kilometrekarelik vatan toprağında biz duyardık da o sebepten bahsediyorum dış temsilciliklerden falan.
         Bakın sizden istenen adil olmanızdır, kimse sizden yandaş olmanızı, taraf olmanızı istemiyor. İşin o yanını merak etmeyin çünkü zaten atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Siz bugün için sekiz yıl mı olsun, on iki yıl mı olsun diye fal açadurun bambaşka bir rakam kapınıza dayandı: Adını öfkeyle andığınız Ak Parti ve Onun Liderinin, Adnan Menderes’in ‘dokuz yıl kesintisiz iktidar’ rekorunu kırmasına bugün itibarıyla 1 yıl, 4 gün kaldı. Şu anki rakamlar da sizin için pek iç açıcı değil, malum %50’lerden bahsediliyor. İşinize karışmak gibi olmasın ama mindere çıkmak için pek elverişli bir ortam değil.
Yine de kendinize bir iyilik yapın ve başkasının sesi değil, vicdanınızın sesi olun. Bakan’ın ifadesiyle dünyada İrlanda ve Yeni Zelanda haricinde 6 yıldan uzun süreli kesintisiz eğitim olmadığını bildiğiniz halde sizin derdiniz ne? Yok, o ülkelerde nasıl bir cevher gördünüz de bunun daha radikali olan 8 yıllık kesintisiz eğitimi bu kadar hararetle savunuyorsunuz?
Fakat sizin derdiniz üzümle değil bağcıyla. Belki eski günler olsaydı bağcıyı dövmeye yeltenirdiniz ama ne çare ki bağcı çok kuvvetli olduğu için takiye yolunu seçiyorsunuz. Gelin size bir iyilik yapayım da şişliğinizi alayım; Sizin derdiniz, bin yıl süreceğini iddia edenlerin yaptığı alenen bir haksızlık olan İHL’lerin ve Meslek Liselerinin önünün açılmasıdır. Yoksa siz, sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmesiyle meslek Liselerine kayıtların %70’lerden, 30’lara düşmesiyle falan ilgilenmiyorsunuz. 28 Şubat sonrası Türkiye’de, İHL’lerin Orta kısmının kapanması sonrasında kaç kilo kınanın, kimler tarafından tüketildiği, sizi bilmem ama beni hep meraklandırmıştır. Bu okullardan bu kadar korkulmasının da gerçekten bir anlamı yok. Hem bakın, şu anki Başbakan’da bir İmam Hatip mezunu ve sekiz yıllık kesintisiz iktidarını tamamlamasına dört günü kaldı. Kendisine sekiz yıllık kesintisiz iktidar yetmedi, on ikinci yıla gidiyor. Kötü bir şey olsa kendi üzerinde tatbik eder miydi hiç?
         Atladığınız çok önemli bir konu var: Siz istemeseniz de, devamlı inkâr yoluna da gitseniz hayat size bazı gerçekleri dayatır. Bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmek, o makamları işgal edebilmek için aranan şartlar arasında sağcı olmak, solcu olmak, dindar olmak ya da ateist olmak gibi sübjektif öğelerin hiçbiri yoktur. Aranan vasıf da sandığınızın aksine layık olmaktır. Yani, liyakat esastır cancağızım. Yirmi yaşında bir çocuğun etnik kökeni de, dindarlığı da kendisinden başka kimseyi ilgilendirmez. Ama okuduğu okul, bildiği yabancı diller, genel kültür düzeyi herkesi ilgilendirir. Bu gerçeğin o farkındaysa, ebeveyni hayli hayli farkındadır. Bırakın da o kararı dördüncü yılın sonunda onlar versin.
Bakın BDP bile yavaş yavaş bazı şeylerin farkına varmaya başladı. Ne dedi Osman Baydemir: “Diyarbakır’da çocuklar esrar içiyor. O çocuklar yollarda taş atmamalı, okula gitmeli”. Demek ki sadece Kürtçe bilmek, sadece Kürt kimliğine sahip olmak yeter-şart değilmiş. Okula gitmeli, müspet ilimlerden müstefit olmalıymış o çocuk. Sonrasında da Anayasa ve Yasaların kendisine çizdiği sınırlar dâhilinde istediği fikri savunur aynı çocuk.
30 yılda Osman Baydemir’in kavradığı noktayı, 80 küsur yılda kavrayamamanız acı değil mi arkadaşlar? Hadi onu geçelim bir kalem, kâğıt üzerinde bir Sivil toplum Kuruluşu olarak faaliyet gösteren siz, neden aynı jargonu kullanan bir siyasi partiye eklemlenme ihtiyacı hissediyorsunuz? Ben bilmediğim için soruyorum, mazur görün: Şu sizin lehçede takiyenin manası nedir?
         Sizin dindar nesilden anladığınız halâ mı Turhan Selçuk’un yobaz tiplemesiyle mahdut bir sahadır? Seksen yılda gele gele ilkel Laiklikten, Ulusalcılığa mı geldiniz? Cumhuriyet’ten Aydınlık Gazetesine mi terfi edebildiniz bunca zamandır? Bu kadar iş güç arasında, siyasete bu derece gark olmuşken gerçekten eğitim öğretime kafa yorduğunuza inanıyor musunuz siz?
         Bakın, ben size iletişimin tarifini yapayım: İletişimde aslolan, sizin ne anlattığınız değil karşı tarafın ne anladığıdır. Benim sizden anladığım şu: Siyaset yapmak isteyen ama konjonktür gereği buna cesaret de edemeyen insan topluluğuna Eğitim-Sen denir. Ak Parti’ye muhalefet etmek size ananızı ak sütü gibi helaldir arkadaşlar. Ama bunun yol ve yordamı da yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir.
         Bildirinin sonunda bizleri birlikte mücadele etmeye çağırıyorsunuz. Teşekkür ederim ama birilerinin de kalıp sizinle mücadele etmesi gerek.


17 Mart 2012  12:41:37 - Okuma: (422)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik